Son Dakika

Genel

Birçok insan dünya dışı varlıklara ait uzay araçlarını sadece disk şeklindeki metal objeler olarak bilirler. Fakat günümüzdeki gözlemler ve kayıt altına alınan görüntülerle bu durumun sadece disk biçimli kubbeli cisimlerden ibaret olmadığını göstermektedir. Birçok farklı formda gözlemlenen cisimler olduğu gibi bunları yöneten varlıklarda aynı şekilde bol çeşitlilikler gösterirler.  Her sistemin farklı UFO’ları olduğu gibi zaman içerisinde de halen gelişimine devam eden medeniyetler ve onlara ait UFO’lar mevcuttur.

Evren gibi yaratılmış tüm varlıklarda bir yenileme ve değişim içerisindedirler. UFO’lar ve onları yöneten bu zekada her gün kendini ve hedeflerini de yenilemektedir. Bu yüzden metal disklerin yerinde organik ve biyolojik görünümlü UFO’ların görüntülenmesi de çok şaşırtıcı olmamalı.

Aşağıdaki fotoğraflarda NASA’nın Gemini 9 uzay uçuşları sırasında çekilmiş bir dizi organik UFO’nun fotoğrafını görmekteyiz.

NASA fotoğrafları herkese açık hale getirdikten sonra, Hollandalı Mart Padmos bilgisayar becerilerini kullanarak görüntüleri daha net görebilmek için bir takım özel çalışmalar uyguladı. Görseller üzerindeki toz kir ve benzeri kaliteyi düşüren grenleri temizleyip renklendirdiğin de cisimlerin son görüntüleri olağanüstü görünmekteydi.

Bu şekilde “Organik” UFO’lar daha net görülmekte ve seçilebilmektedir. Cisimlerin yaydıkları ışık ve içerisindeki değişik ışık haleleri bu uçan cisimleri daha bir araştırmaya sevk etmektedir.

Orion UFO Araştırma Merkezi ikinci başkanı Cem Çorapçı 2009 yılında Antalya’nın Kumluca ilçesinde yaşanan yakın bir UFO gözlemini yakından incelemek ve olayı tanıklardan dinlemek üzere bizzat olay yerine gidip incelemelerde bulundu. Aşağıda sizlere aktaracağımız olay sıradan bir UFO gözleminden öte oldukça yakın bir UFO gözlemini içermektedir. Yerel halkında zaman zaman gözlemlediği bu cisimler bu bölge üzerinde oldukça sık bir biçimde görülmekteler. Şimdi o anlara gidip tanıkların yaşadıklarını ve gözlemlerini yakından dinleyelim.

 

Yer: Antalya – Kumluca, Adrasan

Tanık: Gökhan Karabulut / Hayri Yılmaz / Ahmet Uysal

Meslek: Özel Güvenlik Görevlisi

Tarih: Nisan 2009

Saat: 21:00

ÖZEL RÖPORTAJ

  • Cem Çorapcı: Gökhan Bey, yaşadığınız olaydan bize kısaca bahseder misiniz? Tam olarak ne gördünüz?

  • Gökhan Karabulut: 2009 yılının Nisan Ay’ı sonlarında arkadaşım Hayri Yılmaz ile Antalya’nın Kumluca ilçesi Adrasan Mahallesinden, Kumluca merkeze alışveriş yapmaya gittik. Alışverişimiz bittiğinde tekrar Adrasana doğru yola koyulduk. Saat 21:00 sularıydı. Mavi Kent sitesi üzerinden yolumuza devam ediyorduk. Mavi kent mahallesinden sonra Karaöz sapağına kadar 3-4 km’lik bir yokuş var. Orayı aşmaya çalışıyorduk. Keyfimiz oldukça yerindeydi. Motosikletimiz ile ağır ağır sohbet ederek yokuşu tırmanıyorduk. Yokuşun yarısında Gagai Antik Kenti üzerinde ormanlık alanın iç kısımlarında yola yakın bir noktada güçlü bir ışık gördük. O bölgede herhangi bir yerleşim yeri ya da benzeri bir yapı olmadığını biliyorduk. İçimizi büyük bir ürperti kapladı. O an arkadaşım bana buradan daha hızlı uzaklaşmamız için bağırıyordu. Tam ışığın yakınından geçiyorduk ki aniden motorumuz durdu ve ilerleyemez olduk.  Bu bizi daha bir korkuttu. Aniden motoru bir kenara bırakıp yardım istemek için cep telefonlarımıza sarıldık ama telefonlarımızda hiçbir arama yapmıyordu.  Arkadaşım korkudan iyice deliye dönmüştü. Sürekli bağırıp çılgınca tavırlar sergiliyordu.

  • Cem Çorapcı: Peki o sırada dikkatinizi çeken başka neler yaşandı. Gözlemlediğiniz ışık tam olarak neye benziyordu. Herhangi bir ses duydunuz ya da bir varlık gözlemlediniz mi?
  • Gökhan Karabulut: Evet ışıktan gelen bir ses vardı sanki. Bir tür elektromanyetik cihazdan gelen dalga gibi. Çok değişikti. Şu an bile tarif edemiyorum o sesi. Hayır hiçbir varlık ya da canlı yoktu ortada.

  • Cem Çorapcı: Bu ışıklı nesneyi bize daha net açık bir şekilde tarif edermisin. Bir araba farı ya da helikopter olabilir mi sence?
  • Gökhan Karabulut: Işık yerden yaklaşık olarak 100/150 metre kadar havada asılı sabit duruyordu. Hiçbir uçağa ya da helikoptere benzemiyordu. Dediğim gibi bu bir ev ya da yerleşim yerinin ışığı da olamazdı. Çünkü orada yerleşim yeri yoktur. Sarı ile beyazımsı arası bir ışığa sahipti. Ve oldukça büyüktü.
  • Cem Çorapcı: Işık ne kadar süre orada kaldı. Aklınızda kalan başka sahneler var mı?
  • Gökhan Karabulut: Biz o an panikle ne yapacağımızı şaşırmış haldeyken cisim dakikalar içerisinde küçülerek hızla uzaklaşmaya başladı. Işık uzaklaşır uzaklaşmaz motorumuzun farı yanmaya ve motoru çalışmaya başladı. Artık telefonlarımızda çekiyordu. O an hiç düşünmeden oradan uzaklaşmak için motora atladık ve olağanca hızımızla gaza bastık. Bir yerleşim yeri görene kadarda durmadık.
  • Cem Çorapcı: Işık dışında başka ne gibi özellikler fark ettiniz? Sadece büyük bir ışık mı gördünüz?
  • Gökhan Karabulut: Karaöz sapağına geldiğimizde gördüğümüz o ışıklı nesne daireye benzer bir hal almıştı ve karaöz koyunda denizin hemen üzerindeydi. Uzaklaştıkça diske benzer bir hal alıyordu.
  • Cem Çorapcı: Peki hiç görüntü alabildiniz mi? Fotoğraf yada video?
  • Gökhan Karabulut: Bir kaç kara çektik fakat çoğu silindi ve kayboldu. sadece tek bir kare kaldı elimizde. Oda bu fotoğraf. Pek kalitesi iyi değil.

  • Cem Çorapcı: Siz dışında olayı gören ya da gözlemleyenler oldu mu civarda?
  • Gökhan Karabulut: Evet bizden başka o saatlerde yol kenarında yürüyen Çoban Ahmet Uysal amca ile karşılaştık. Acaba biz halüsinasyon mu görüyoruz diye düşünürken ışığı Ahmet amcaya da gösterdik. Ahmet amca önceleri ışığı görünce onun yıldız olduğunu söyledi. Ama daha sonra biraz daha izledik ve oda ışığın aniden hareket ettiğini görünce korktu. Karaöz koyundan Markiz tepesi, Tozlu dağına 1 saniye gibi kısa bir sürede ilerledi. Bize eve gitmemizi söyledi. Ve bizle birlikte Ahmet amcada hızla o bölgeden uzaklaştık. Eve gittiğimde arkadaşlarımı aradım ve böyle bir ışıklı cismi onlarda gözüküp gözükmediğini sordum. Aynı cismi onlarda Olympos dağı üzerinde görmüşler o gece. Bu şekilde birçok kişi aynı ışıklı nesneyi farklı yerlerden aynı zamanda gözlemlemiş olduk. Buda bizlerin halüsinasyon görmediğinin en büyük kanıtıydı bence.
  • Cem Çorapcı: Peki o olaydan sonra herhangi bir değişiklik oldu mu hayatınızda.
  • Gökhan Karabulut: Hayır herhangi bir değişiklik olmadı ama o bölgeden geçerken halen bile o anları yaşıyor çok korkuyorum. Ve gözlerimi gökyüzünden alamıyorum. Daha önce böyle bir şey ne ben ne arkadaşım hiç görmemiştik.
  • Cem Çorapcı: Bu yaşadıklarınızı daha önce başka bir kimseyle paylaştınız mı?
  • Gökhan Karabulut: Hayır Cem Bey bize deli derler diye söylemeye çekindik. Ama sizlerin samimiyetini görünce ve bu konulara ilginizi böyle bir açıklama yapma gereği duydum. Sizin ve Orion yetkililerinin bu yürekli ve içten samimiyeti yüzünden sizlere çok teşekkür ediyorum. Bana bunları anlatma şansı verdiğiniz için. İnşallah buraya geldiğinizde ekipçe sizlere olayın geçtiği noktayı ve diğer detaylarını da anlatırım.  Sağolun varolun…

  • Cem Çorapcı: Ben teşekkür ederim Gökhan Bey verdiğiniz bilgiler ve açık yürekliliğiniz için.

(İSS -Uluslararası Uzay İstasyonu)

Aurora denilen görsel şölen, Güneş fırtınalarının uzaya yaymış olduğu yüklü parçacıkların Dünya’nın manyetik alanı ile etkileşmesi sonucu oluşan göz alıcı ışıklardır. “Kutup Işıkları” da denilen bu parıltılar, tarih boyunca insanları büyülemiş muhteşem ışık şovlarıdır.

Kuzey ve Güney kutup noktalarında gözlemleyebildiğimiz Auroralar, Aurora Borealis(Kuzey Işıkları) ve Aurora Australis (Güney Işıkları) olarak da bilinirler.

3 Şubat 2019’da Uluslararası Uzay İstasyonu’nun kamerasına yakalanan muhteşem UFO görüntüsü görenleri bir kez daha evrende yalnız olmadığımız gerçeğine inandırdı.

Uzay İstasyonu tarafından kaydedilen UFO görüntüsü Aurora Borealis’in (Kuzey Işıkları) görkemli göksel şölenini çekerken kaydedildi.

Gökyüzündeki bu görsel ışık şöleni kayıt altına alınırken ufukta olağanüstü bir başka gök cisminin fark edilmesi ile olaylar daha bir anlamlı hale geldi. Garip disk benzeri bir yapıya sahip dünya dışı uzay aracı ufukta değişik manevralarla beraber dairesel ışıklar saçmaya başlayınca kendisini izleyen uzay istasyonu tarafından hemen fark edildi.

Elde edilen görüntüleri izleyen ve buradaki tanımlanamayan cismi fark edenlerden biriside UFOlog araştırmacı Pedro Ramirez olmuştur. Uçan cismi fark eder etmez görselleri hemen kamuoyu ile paylaşmıştır.

Görüntüdeki cisim form olarak bilinen hiçbir gök cismine benzemezken etrafına yaydığı ışıklarda oldukça dikkat çekici görünmekte.

Bu kanıt niteliği taşıyan görseller ISS yetkililerine sorulsa da uzay istasyonu ve uluslararası uzay ajansı bu konu hakkında susmayı ve açıklama yapmamayı tercih etmişlerdir.

Bob Lazar bundan tam 30 yıl önce çok gizli olarak tanımlanan ve Nevada da 51. Bölgede S-4 adı verilen askeri yer altı tesisinde dünya dışı teknoloji ve UFO’lar üzerinde çalışmış bir bilim insanıydı. 1989 yılına kadar gazeteci George Knapp ile tanışana dek 30 yıl boyunca bu konu hakkında suskunluğunu korudu.

Bir süre önce, Klas Tv de hem araştırmacı hem de yönetmen olan Jeremy Corbell, Lazar’ı, başından geçen tüm hikayesini “Bob Lazar: Alan 51 ve Uçan Daireler” başlıklı bir belgeselde (2004) konu edince belgesele büyük bir ilgi oldu. Ve oldukça fazla beğeni aldı. Belgeselde Lazar’ın başından geçen olaylar bir bir konu edilirken özellikle bir sahne izleyenlerin akıllarında kalıcı izler bıraktı.

Bu en önemli sahne FBI’ın Lazar’ın evine girdiğini gösteren sahneydi.  FBI, bir Birleşik Nükleer müşterinin ölümüne yol açabilecek “potansiyel olarak toksik malzemeler” için bir alım makbuzu aradıklarını iddia ederek zorla Lazar’ın evini arıyorlardı.

Bu durum belgeseli hazırlayan Corbell için bile oldukça etkileyici bir durumdu. Çünkü gerçekten de Lazar 30 yıl önce çalıştığı bu çok gizli yer altı üssünde böylesi önemli ve dünyadan olmayan (Element 115) olarak tanımlanan anormal bir materyalle uzun yıllar çalışmıştı.

Corbell, İngiltere merkezli tabloid Express.co.uk’e yaptığı açıklamada, belgesel çekimlerimizden 1 gün önce “Lazar, 51. Bölge’de çalıştığı süre içerisinde, bu maddenin ufak bir kısmını elde edebildiğini kendisine söylemişti.

Evet Bob Lazar bir zamanlar adına Element 115 denilen dünya dışı maddenin azda olsa stabilize bir versiyonuna sahipti. Bu madde üzerinde testler yapmış eşsiz çekim özellikleri nedeniyle ışığı büken bu maddeyi hatta filme bile almıştı.

Hatta bu maddeyi Araştırmacı muhabir George Knapp da dahil olmak üzere, bir avuç şahitte yakından gözlemlemişlerdi. Hazırlanan bu belgesel içerisinde Element 115’in görüntülerine de yer verilmişti.

Corbell’e göre, FBI’ın Lazar’ın evine ve kendine yaptıkları bu saldırı türündeki ani baskın ve aramalar doğrudan tehdit amaçlıydı. Amaç Element 115’i ele geçirip Lazar’ı tamamen susturmaktı. Çünkü Lazar anlattıkları ve elinde bulunan bu kanıtla çok fazla gizli projenin ve sırrın ifşasına sebep olacaktı. Ve bu gizli devlet politikasına tamamen ters ve zarar verici bir tehditti.

Element 115 aslında arka fonunda UFO mühendisliğini saklayan bir perdeydi. Bu yüzden bu maddenin gizli birimler dışında birisinin elinde bulunması oldukça sakıncalıydı. Bu tüm operasyonların yıllarca süren gizli projelerin çöküşü olacaktı.

Uydu haritaları üzerinden araştırma yapan uzmanlar Nevada da 51. Bölge’ye (AREA 51) 50 km uzakta yeni inşa edilmiş çok gizli bir üssün varlığını keşfettiler. Konuyu yakından inceleyen UFO Araştırmacısı Scott Waring şu açıklamalarda bulundu.

UFO Araştırmacısı Scott Waring, Nevada, Pine Creek’te bulunan bölgede yapımı yeni olan devasa büyüklükte bir üssün varlığını keşfettiklerini ve bu üssün tahminlere göre genetik birtakım testlerin yapılacağı bir alan olarak seçildiğini belirtti. Burada ne gibi gizli projelerin döndüğüne dair net bir kanıt elde edilmiş olmasa da yapı ve çevresindeki düzenlemeye bakıldığında bu üssün genetik testler için seçildiği ve gözlerden uzak olarak buraya inşa edildiği kesin gibi görünüyor dedi.

Scott konu ile ilgili yaptığı açıklamasın da “Uydu haritaları üzerinde incelemeler yaptığı sırada normalde bu bölgede olduğu belirtilmemiş özel bir yapı ile karşılaştım. Uzunlamasına inşa edilmiş yapının uç kısmında yer altı yapısına taze hava girişini sağlayan büyük hava girişleri bulunmakta. Ayrıca yer altı yapısının hemen yakınında iki ayrı yeşil alan göze çarpmakta.

Büyük olasılıkla bu alanlar genetik çalışmalarda bitkisel ekim için kullanılacaklar. Bitki genetiği bilinmeyen sebeplerle burada değiştiriliyor ve yeni bitkiler yetiştiriliyor olabilir. Bunun düşüncesi bile endişe verici.

Çünkü burada bir takım genetik testler ve değişimler yapılıyorsa bu sadece bitkisel bazda kalmayacağının bir işareti olabilir. Canlı mutasyonları ve genetik birleştirmeler gibi…” dedi.

 

Bilim insanları, daha önce tespit edilen ancak kaynağı bulunamayan ‘gizemli radyo dalgalarının nereden geldiğini bulduklarını açıkladı.

Avustralya liderliğindeki uluslararası gök bilimciler ekibi, ilk kez güçlü bir hızlı radyo dalgası patlamalarının (FRB) kesin kaynağını belirlediklerini açıkladı.

“Hızlı radyo dalgası patlamaları” uzayın derinliklerinden gelen, güçlü radyo dalgası parlamalarıdır. 2007-2017 yılları arasında on civarında hızlı radyo dalgası patlaması gözlemlenmiştir.

HIZLI RADYO DALGASI PATLAMALARI NEDİR?

Daha önce elde edilen sonuçlar, hızlı radyo dalgası patlamalarının kendi gökadamız civarından değil evrenin çok daha uzak bölgelerinden geldiğini göstermişti.

Hızlı radyo dalgası patlamalarının neden ve nasıl meydana geldiği yapılan birçok araştırmaya rağmen bugüne kadar bilinmiyordu. Ancak elde edilen veriler bu patlamalar sırasında yayılan enerjinin aşırı derecede yüksek olduğunu gösteriyor. Bir hızlı radyo dalgası patlaması sırasında Güneş’in 80 yılda yaydığı kadar enerji ortaya çıkıyor.

Hızlı radyo dalgası patlamaları sırasında yayılan ışık, milyarlarca yıl boyuncu uzayda yol alır ve bu sırada gaz bulutlarının içinden geçer. Her geçiş sırasında ışığın hızı biraz düşer ve yavaşlama miktarı ışığın dalga boyuna göre değişir.

Bu yüzden belirli bir hızlı radyo dalgası patlaması sırasında yayılan farklı dalga boylarındaki ışık ışınları Dünya’ya farklı zamanlarda ulaşır. Dünya’ya varış zamanları arasındaki farktan yola çıkarak ışığın yolculuğu sırasında içinden geçtiği gaz bulutları ve evrendeki madde dağılımı hakkında bir fikir edinmek mümkündür.

KAYNAĞI BULUNDU

2018’in Eylül ayında tespit edilen bir FRB’nin nereden geldiğini araştıran bilim insanları uzun araştrımalar sonucu FRB’nin kaynağını bulduklarını açıkladı.

SON ON YILIN EN BÜYÜK KEŞFİ OLABİLİR

Avustralya’nın Commonwealth Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Teşkilatı’nın baş araştırma mühendisi olan Keith Bannister, “Bu keşif, astronomların 2007’de hızlı radyo patlamalarını keşfetmesinden bu yana kendi alanında yapılan en büyük atılım.” dedi.

Araştırma ekibi, FR 180924 adı verilen FRB’nin Samanyolu ile aynı boyutta olan uzak bir galaksiden geldiğini tespit etti.

Keşif, Commonwealth Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Örgütü’nün (CSIRO) atı Avustralya’daki Avustralya Kilometre Array Pathfinder (ASKAP) radyo teleskobu ile tespit edildi.

Ekip daha sonra, Avrupa’daki Güney Gözlemevi’nin Şili’de bulunan Çok Büyük Teleskopu (VLT) ile galaksiyi görüntüledi ve Hawaii’deki Keck teleskopu ve Şili’deki Gemini Güney teleskopu ile de mesafesini ölçtüler.

Önceden lokalize edilmiş FRB 121102’nin aktif olarak genç yıldızlar oluşturan bir cüce galaksiden çıktığı tespit edilirken, yeni FRB, eski yıldızlarla dolu büyük bir galaksinin eteklerinden geldiği belirtildi.

CSIRO’nun Avustralya’daki SKA Pathfinder (ASKAP) 30 metrekarelik geniş alan görüşüne olanak veren telsiz teleskobu.

EVRENDEKİ “KAYIP MADDE” SORUNUNU ÇÖZEBİLİR

Bu yeni bulgu, başka bir sebepten dolayı da heyecan verici: astronomların galaksiler arasındaki engin boşluklarda ne olduğunu sorgulamalarına ve “kayıp madde” sorununu çözme konusunda bize bir adım daha yaklaşmalarına yardımcı olabilir.

Evrenin sadece yüzde 4,9’u yıldızlar, gezegenler ve insanları oluşturan normal maddeden meydana geliyor. Yüzde 95,1’i ise karanlık madde ve karanlık enerjiden oluşuyor. Normal maddenin yüzde 30’u kayıp madde olarak adlandırılıyor.

 

Başkan Trump, ABD Donanması tarafından kaydedilen UFO gözlemlerindeki artıştan haberdar edildi.

Başkan Donald Trump, bu hafta donanma üst düzey pilotları tarafından son yıllardaki UFO gözlem ve raporlarındaki artışla ilgili olarak bilgilendirildi. Sadece bu yıl içerisinde yaşanan ve donanmanın bizzat şahit olduğu ve vakaların gerek radar kayıtları gerekse askeri diğer birimlerce tespit edildiği 25 vaka dikkatlerin yeniden bu konulara çevrilmesine neden oldu.

Başkan sunulan dosyalar sadece uzak mesafelerde uçan nesnelerin kayıtları ile değil yere inmiş halde yakından gözlemlenen devasa boyutlardaki aşırı hızlı manevralar yapan birçok dünya dışı uzay aracının raporları ile dolu.  Ve bu vakalar sadece rapor edilmekle kalmamış hatta birçoğu özel cihazlarla tespit edilip görüntülenmiş nesneler olarak çok gizli başlığı altında Başkan Trump’a sunuldu.

George Stephanopoulos’u cumartesi günü ABC News de yayınlanan röportajına katılan Trump’a UFO’lar ve dünya dışı varlıklar sorulduğunda kaşlarını kaldırıp alaycı bir ifade ile gülümsediği ve UFO’lara inanmıyorum dediği ifade edildi.

Trump verdiği röportajda “Donanma pilotlarının ne düşündüklerini bilmek istediğim için onları dinledim. Kısa bir toplantı oldu. Hepsi birden UFO gördüklerini söyleseler de ben şahsen UFO’lara inanmıyorum dedi”

Donanmanın kısa bir süre önce deniz kuvvetlerine operasyonları sırasında kendilerine rahat vermeyen alışmadık uçan cisimlerle ilgili rapor vermelerini kolaylaştıracak daha detaylı kılavuzlar hazırlattı ve dağıttığı biliniyor.

New York Times’a göre, pilotlar 30.000 feet’te uçan nesnelerin arkalarında herhangi bir iz bırakmadan süpersonik dalgalar oluşturmadan aşırı hızlarda ani manevralar yaparak dolaştıklarını bildirdiler.

Yakın zaman öncede ABD, Savunma Bakanlığı’nın merkezi olan Pentagon da daha önceleri hiç açıklama yapmadığı ve bildiği halde birçok vakayı sakladığı UFO’lar olarak bilinen dünya dışı uzay araçlarının varlığı hakkında çok özel bir raporu açıklamıştı.  Hatta bu konu hakkında yüksek bütçeli özel bir fon bile oluşturulduğu basına yansımıştı.

Aynı Savunma Bakanlığı, 10 yıldan uzun bir süre önce Kongre yönetiminde UFO’ları aramak için bir program düzenledi.

Program, havacılık tehditlerini tanımlamak için “tanımlanamayan hava olaylarına araştırma ve soruşturma yapan” Gelişmiş Havacılık ve Uzay Tehdit Tanımlama Programı “olarak bilinen gizli bir hükümet girişimi olarak oluşturuldu ve büyük ölçüde eski Senatör Harry Reid tarafından yönlendirildi ve gizli bir program olmamasına rağmen, son derece sınırlı kişilerle bu bilgi paylaşıldı.

Trump, Stephanopoulos’a “Ne olup bittiğini birlikte göreceğiz…” diyerek raporlarda yer almak istemediğini bu isteksiz sözleri ile belli etmekteydi. Dünya dışı yaşam hakkında bir bilgi sahibi olup olmadığı sorulduğunda Trump, “Bence harika pilotlarımız bunu biliyor ve bazıları da geçmiştekilerden biraz farklı şeyler görüyorlar … Neyle uğraştıklarına bakıyoruz ve bir şeyler öğrendiğimizde bunu ilk sizler paylaşacağım” diyerek konuyu geçiştirmiştir.

Gündeme bomba gibi düşen yeni bir kamera görüntüsü Area 51 in halen aktif olduğunu ve hakkında yapılan açıklamaların ne kadar doğru olduğunu yeniden gözler önüne serdi. Bir Youtuber tarafından çekilen görüntüler bu çok gizli üssün oldukça faal şekilde dünya dışı varlıklarla birlikte ortak projeler ürettiğinin en güzel kanıtlarından birini sunmuş oldu.

Aşağıda görmekte olduğunuz bu görseller Area 51’e 42 km uzaklıktaki Tikaboo tepesinin üzerinden çekilmiştir. Uzaklığa rağmen oldukça kaliteli bir kamera kullanılmış olması görselleri ve nesnelerin açıkça seçilmesine sebep olmuştur. Video kayıdı içerisinde askeri araçlar, helikopterler, yüzeyin üzerindeki tesisler ve yerden yeni havalanmış bir UFO açıkça seçilebilmekte.

Daha önceleride bölgeye akın eden ziyaretçiler ve araştırmacılar bölge üzerinde sayısız ışıklı cismi görüntülemişlerdir. Gökyüzünde aniden ortaya çıkan alışılmışın dışında hıza sahip ani manevralar yapan uçan cisimler görenleri korkutmuş ve büyük bir şoka sokmuştur.

Yerel halk raporlarında geniş arazilerde ve Area 51 civarında insanımsı koca kafalı siyah gözlere sahip bazı yabancı varlıklarında sıklıkla gözlemlendiklerini ifade etmişlerdir.

Geçtiğimiz perşembe günü, The Drive’ın web sitesinde yakın zaman önce Adventures With Christian isimli Youtube kanalında yayınlanan Area 51’in görüntüleri dikkatleri yeniden bu bölgeye çevirdi. Ultra güvenlik önlemleri altında korunan bu gizli bölge Nevada’nın güneyinde yer almaktadır. Sıradan bir hava üssü havası verilen fakat görünenin çok çok ötesinde gizli birtakım projelerin hükümetten bile gizlenerek yürütüldüğü özel bir merkezdir.

Rusya ile ABD hükümetlerinin arasında yaşanan teknoloji savaşları ve rekabetleri sonrası yeni üstün teknolojiler arayışına giren bazı derin birimler kurtuluşun dünya dışı zeki varlıklarla sağlanacak irtibatta olduğunu keşfetmiş ve onlardan alabilecekleri teknolojik bilgilerle gücü elde etme zirveye oynama sonucunda bu çok gizli yer altı üsleri ortaya çıkarmıştır.

Çok gizli olması ile birlikte savunma harcamalarındaki aşırı ödenekler tüm gözleri bu yer altı tesislerine çevirmiştir. Yerel halkın bu tesisler etrafında gözlemledikleri sıra dışı teknolojiye sahip uçan cisimlerin yanı sıra bölgede yaşayanların gözlemledikleri insanımsı garip varlıklarda bu üslerin az çok deşifre olmasına sebep olmuştur.

En gelişmiş ve gizli ABD silahlarını test etmek için kullanılan bu gizli kurulum, dünyanın en hermetik alanlarından biridir. 1989’da fizikçi Bob Lazar bu yer altı üslerinde dünya dışı varlıklarla birçok dünyasal UFO’nun yapımında çalıştığını iddia etti ve varlığını ve konumunu açıkladı. Ayrıca, tersine mühendisliğin uygulandığı birden çok uzay gemilerinin bu tesislerde silahlandırıldığını da itiraf etmiştir.

Bununla birlikte ve ABD ve ulus bilimciler ve komplo teorisyenleri grubunun baskısına rağmen, ABD hükümeti, Area 51’in varlığını 2013 yılına kadar sistematik olarak reddetmiştir.  Bob Lazar gibi daha bir sürü itirafçı bu konu hakkında çok özel açıklamalarda bulunsalar da gizlilik ve suskunluk günümüze dek devam etmiştir.

Kısa süre önce UFO’ları incelemek için Pentagon’nun gizli bir programı olduğu ve bunun için milyarlarca dolar harcama yapıldığının ortaya çıkması sonucu gözler yeniden bu gizli üslere çevrilmiştir.  Ralph Blumenthal, New York Times’ta yayınladığı haberde Savunma yetkililerin bu sır niteliğindeki faaliyetleri hakkında önemli açıklamalarda bulunmuştur. Kanıtları ve belgeleriyle kamuoyuna sunulan birçok hadiseye karşılık net bir açıklama yapmayan Ordu ve gizli istihbarat birimleri konuyu sıradan bir araştırma ödeneği gibi gösterseler de bu halkın gözünde hiçbir itibar görmemiştir.

ABD derin hükumeti ise bu yapıların varlığını ve burada dönen gizli faaliyetleri saklamayı seçerek bunların sıradan askeri yapılar olduğunu açıklamıştır.

Uzay-zaman portalları bir gerçektir ve sayısız eski ve yeni kaynak tarafından doğrulanmaktadır. Yıldız geçitleri hem bu boyutta hem de başka bir yerde, bu dünyevi alanda veya birkaç milyon ışık yılı içerisinde, kozmik evrende yer açan geçitler olarak kabul edilirler. Çoğu kişi bu geçitlerin veya portalların yalnızca bilim kurgu filmlerinde var olduğuna inanır, ancak portalların antik çağlarda ve günümüzde kullanıldığına dair çok sağlam kanıtlar bulunmaktadır.

İki ulusal güvenlik yetkilisinin yaptığı açıklamalar içerisinde ABD Savunma Bakanlığının 45 yıl önce zaman yolculuğu teknolojisini geliştirdiğini itiraf etmişlerdir. Yapılan itirafa göre 1967’de, ABD hükümeti daha önce Nicola Tesla tarafından belgelenen kuantum erişimine dayanan tam operasyonel bir zaman yolculuğu cihazına sahipti.

Bu teknoloji askeri yapıları kamufle etmek ve bu teknolojinin beklenen yetenekleri nedeniyle siyasi ve ekonomik faydalar sunmak için kullanılmıştır. Hatta bazıları açıklamalara ve iddialara göre Tesla’nın ölümünün hemen ardından CIA zaman yolculuğu ve yıldız geçitleri ile ilgili tüm veri ve belgeleri kendi bünyesinde toplamış halkın haberdar olmaması için büyük bir gizlilik içerisinde saklamışlardır.

Bu iki ulusal güvenlik yetkililerinden biri ABD ordusunun eski bir üyesi olan Michael Relfe dir. Relfe daha önce üst düzey bir projenin eski bir üyesi olduğunu belirtmekte.  Bu proje geçmişe gidip Mars yüzeyinde bugünün teknolojisi ile geleceğin teknolojisi ile çok gizli iki adet koloni kurmak olduğunu da sözlerine eklemektedir.

1976’da ilk işe alındığında, önündeki 20 yılını Kızıl Gezegen’de bulunan iki ABD kolonisinden birini düzenleyerek ve genişleterek geçirdiğini iddia etmektedir. Çok gizli tesislerde yüksek stratejik istihbarat araştırma noktalarında görev yaptığını ve bu tesislerin içerisindeki sırları en iyi şekilde koruduklarından emin olmak için, özel saklama birimleri ve arşiv cihazları ürettiklerini iddia etmektedir.

Relfe, 20 yılını bir Mars kolonisinde geçirdikten sonra tekrar günümüze dünyamıza geri gönderildiğini söylüyor. Bunun standart bir prosedür olduğunu ve personelin Dünya’ya gönderilmeden önce bazı hatıralarının bloke edilmesini veya ortadan kaldırılmasını sağlayacak bir madde kullanıldığını ve bunun için kendilerine özel sözleşmeli evraklar imzalatıldığını da sözlerine ekliyor.

Andrew D. Basiago, 1968-1972 yılları arasında DARPA’nın “Pegasus Projesi’ne” zaman yolculuğuna ve holografiye odaklanan bir programa katıldı. CIA’in ilk nesil uzay araştırmacısı olmak için “yetenekli” Amerikalı çocuklardan oluşan özel grupları oluşturmakla görevliydi.

Çocuklar yaşları nedeniyle, böyle bir iş için daha uygunlardı. Her şeyden önce, açık fikirleri ve izlenim ya da deneyimlerin yetersizliği nedeniyle ideal olarak kabul edildiler. Amerikan hükümeti, zaman yolculuğunun zihni veya gençlik bedenini herhangi bir şekilde etkileyip etkilemediğini bilmek istedi, çünkü yetişkin gönüllüler genellikle birkaç yolculuktan sonra fiziksel ve zihinsel olarak bazen yetersiz kalabiliyorlardı. Öte yandan, çocuklar böylesi farklı deneyim için geliştirilebilir bir beyin yapısına sahiptiler. Farklı birçok deneyime ve değişikliğe büyüklere oranla daha rahat adapte olabiliyorlardı.

Bu çalışmalar bilinen tüm kuantum teknolojilerinin aynı zamanda suiistimal edilmesi olsa da çalışmalar her geçen süre zarfında çok daha farklı çıkar gruplarının emellerine hizmet eder hale gelmekteydi.

Geçmişe yönelik özel kişilere suikast girişimleri, zamanı değiştirme ve özel silahlar geliştirme projeleri derken araştırmalar hedefinden oldukça şaşmıştı.

Basiago’nun ifadesine göre geçmişte rolleri biçilen bazı çocukların ileride bazı makamlara yerleştirilip oralarda etkin roller sergilemeleri bekleniyordu. Daha 1970’lerin başında geleceğin başkanları ve gizli servis yöneticileri yetiştirilip bu makamlara konumlandırılıyorlardı. Bu program içerisinde baba Bush ve oğul Bush da yer almaktaydı. Ve günü geldiğinde bu özel yetiştirilmiş çocuklar kendilerini var eden çıkar gruplarına hizmet için her türlü kötü ve negatif eylemi gerçekleştireceklerdi. Ve nitekim de bu planları gerçek oldu Ortadoğu kan gölüne dönerken dünya büyük bir kaos ve savaş içerisine çekildi.

Başkanlar Jimmy Carter ve Bill Clinton, zaman yolcular tarafından ziyaret edilenler arasındaydı.

1982’de eski Cumhurbaşkanı Obama’nın bile UCCLA’da öğrenciyken gizemli bir karakterle karşılaştığı bu kişinin kendisine ABD’nin gelecekteki başkanı olacağını söyledi biliniyor. O yıllarda bu duruma şahitlik eden sayısız kişi tanıklıklarda bulunmuştur. Bunun üzerine Obama bu bilgilerden yola çıkarak bu konuya eğildiği ve başkanlık yolunda adımlar attığı biliniyor.

Çok Gizli sınıfından bir açıklamada bu kez çok gizli projede Cerrahi operasyonlarda yer alan uzmandan geldi. İsmi ilk zamanlar gizli tutan ve kod isim kullanan cerrah 3000’den fazla dünya dışı numune üzerinde otopsiler gerçekleştirdiğini itiraf etti.

Black Ops “Siyah Operasyonlar” biriminde görev yapan ve son 10 yılını kod adı “Paul” olarak geçiren cerrah daha sonraları gerçek kimliğini belli ederek çok özel ve önemli açıklamalarda bulundu.

Gerçek adının ve kimliğinin Emery Smith olduğunu öğrendiğimiz cerrah çok uzun süreler hükümetin kendisini yönlendirdiği ve yaşamını orada sürdürmesini emrettiği birçok yer altı üssünde son derece gizli patolojik görevlerde bulundu.

Siyah operasyonlar, devlet kurumları, askeri birlikler veya paramiliter gruplar tarafından gerçekleştirilen gizli operasyonlardır.  Emery Smith, 10 yılı aşkın süredir “Paul” takma adını kullanmış çok üst düzey bir cerrahtır.

David Wilcock ve Corey Goode gibi önde gelen araştırmacılarla yaptığı röportajlarda tüm dünya insanlığını ilgilendiren çok sıra dışı bilgiler vermiş ve inanılması güç itiraflarda bulunmuştur.

Makalenin sonunda izleyebileceğiniz video, araştırmacı David Wilcock tarafından INSIDER Emery Smith’in Kozmik ifşa programında kimliğini ortaya koyduğu, aynı zamanda Siyah Projelerin veya Siyah Operasyonların ayrıntılarını anlattığı bir kayıttır.

Röportaj sırasında dikkatleri çeken ve gözlerden kaçmayan çok önemli nokta Emery Smith’in oldukça gergin olmasıdır. Buna sebep olarak yaşadığı o korkunç olaylar ve yer altı üslerinde yaşadığı baskı ve tehditlerin sebep olduğu korku ve tedirginlik gösterilmektedir.

Kendisi gerek yer altındaki üslerde görev yaptığı süre içerisinde gerekse oradan kurtulup dış dünyaya bilgi sızdırdığı dönemlerde sayısız ölüm tehdidi ve işkenceye maruz kalmıştır. Yaptığı açıklamaların hükumete ve gizli projelere zarar vermesi sebebiyle oldukça korkunç kabus dolu günler yaşamıştır.

Smith hükümet ve gizli birimler tarafından çok defalar tehdit edildiğini, hatta birkaç kere vurulduğunu, bıçaklandığını öldürülmeye çalışıldığını da açıklamıştır. Bir keresinde 3 özel ajanın evine kadar gelip kendisini öldüresiye dövdüklerini, kişisel eşyalarına el koyup bilgisayarı dahil her şeyi alıp götürdüklerini ifade etmiştir.

New Mexico:

Gizli Laboratuvar ve dünya dışı varlığa otopsi

Siyah Operasyonlar da görev almadan önce Smith, ABD ordusunda cerrahi teknisyen olarak büyük hizmetler vermiştir.  Daha sonraları ordu ve gizli hükümet yetkilileri tarafından keşfedilip gizli bir yeraltı laboratuvarına, New Mexico’daki Kirtland Hava Üssü’ne transfer edilmiştir.

Transferinin ilk gününde kendisinin neredeyse yerin 30 metre altına indirildiğini ve ardından çok gizli ibareli kozmik odalara giriş yaptığını burada sayısız teknolojik alet gördüğünü ve birçoğunun ne işe yaradığını halen bile çözemediğini ifade etmiştir. Bunların büyük olasılıkla dünya dışı bir teknolojiye ait olmalarının yüksek olasılık olduğunu belirtmiştir.

Getirildiği katta kendisine özel bir oda tahsis edildiğini ve kendisi ile birlikte birçok cerrahında burada çok steril ve yüksek güvenlik önlemleri altında bazı cerrahi operasyonlar yapmaları için seçildikleri kendilerine vurgulanmıştır.

Yapacakları işlemlerin en başında önlerine gelen biyolojik materyallerin dış fizyolojilerini incelemeleri dışında onlardan ufak doku numuneleri almaları gerektiği ve bunların her birinin yüksek korunaklı depolarda tek tek detaylandırılarak dosyalanıp muhafaza edilmesi gerektiği emredilmiştir. Kendisine gelen deri doku ve parça örneklerini incelemiş ve bunları özel kavanozlarda sınıflandırıp soğuk hava depolarında saklamaya başlamıştır.

Daha sonraları bu ufak doku analizleri yerini büyük birbirinden değişik biyolojik varlıkların kadavralarına ve vücut parçalarına bırakmıştır.

Smith gelen biyolojik parçaların sıradan hayvan ya da insan vücutlarına ait olmadıklarını zaman içerisinde daha net anlamış. Hatta bunların bazılarının bilim kurgu filmlerindeki uzaylı yaratık tasvirlerine çok benzediklerini görünce adeta şok olmuştur. Her defasında daha değişik fizyolojiye ve biyolojiye sahip varlıklar kendisine incelenmek üzere getirilmeye başlanmıştır.

Hatta Smith bir keresinde kendisine getirilen parçalanmış haldeki bir sürüngen varlıktan bahsetmektedir. Büyük olasılıkla bir patlama sonucu yüzü neredeyse tamamen parçalanmıştır. Yetkililer kendisinden vücudunda da sayısız parçalanma ve deformasyon görülen bu varlığı incelemesini istemişlerdir.

Smith yaptığı otopsi ile ilgili olarak şunları aktarmıştır:

-Varlığın derisi Leopar desenine benzer sert bir cilde sahipti.

-Büyük iki ayaklı, insanımsı bir sürüngene benziyordu.

-Mide gibi birçok iç organı tıpkı bizlerinkine benziyordu yapısal olarak. Bir dalak, akciğer ve kalbe sahipti.

-Yüzü tahrip olduğundan tam olarak nasıl göründüğünü tarif edemiyorum. Ama gördüğüm kadarı ile oldukça mükemmel bir kemik yapısına sahipti.

Bu otopsiler oldukça sessiz ve derinden yapılmaktaydı. Operasyona katılan cerrahi birimin bile yetkililere bu varlığın kökeni ve ne olduğu hakkında en ufak soru sormalarına dahi izin yoktu.

Kendisine gelen vücutlar içerisinde kimisi oldukça sıcak ve birkaç dakika önce öldüğü izlenimi veren bulgulara da rastlanıyordu. Bu oldukça korkunç bir duyguydu.

Emery Smith, aradan geçen uzun seneler sonunda bu operasyonlar üzerinde çalışmak için imzaladığı gizlilik sözleşmesinin sona ermiş olduğunu beyan etmesine rağmen yetkililer kendisinin çok şey bildiği için üsten çıkarılmasına kolayca izin vermediklerini ekliyor sözlerine. Çok uzun uğraşlar ve baskılar sonunda dışarı çıkan ve yeniden gün yüzünü gören Smith kendisini toparladıktan sonra bu gerçeği tüm insanlığın bilmesi gerektiğini düşünerek çeşitli platformlarda yaptığı açıklama ve röportajlarla ifşaya başlamıştır.