Son Dakika

Genel

6 Mart 2019 Orion UFO Research Center Kadıköy Tanışma Buluşması’nın üzerinden dokuz gün geçti. İlk yazımda; yıllardır tek başıma takıldığım bilgelik bilinci rotalı hayatımın koruma kalkanlarını ilk kez yırtarak, facebook grubunda aktif rol alma sevincimi paylaşmıştım. Bunun hemen ardından bir de fiilen spiritüalizm odaklı dostlarımızla Büyük Buluşma’da bire bir temasa girmiş olmamsa beni iyiden iyiye yükledi, şokladı ve coşkuya boğdu!

Ama size bir şey söyleyeyim mi? Yahu ben resmen on yıllardır aydınlanma olgusuna tek tabanca kendimle takıldığımdan, o günkü buluşmada yaptığım bire bir görüşmelerden sonra enerji çarpılmasına uğradım! Alışmamışım ki kardeşim bu yolda zaman zaman birileriyle dirsek temasında olmaya! “Eve döndüğümde başım mı sızlıyordu.” desem… Ya da “Üzerimde bir agresiflik mi vardı.” desem!? Ben en sağda oturuyordum konuşmacılar arasında. Solumda UFO Avcısı Cem Çorapçı… Onun yanında UFO araştırmacısı ve grubun kurucusu Kuzey Atacan… Onun yanında yüksek enerjisiyle Farah Yurdözü… Psikiyatrik farkındalık ve metafizik ürperticiliğiyle Nurşen Taşkın!?.. Sonra dobra eleştirmen yaklaşımıyla Murat İrfan Ağcabay!.. Halit Çöğürcü ve sürekli ayakta, organizasyon geneliyle bizzat ilgilenen Volkan Burnaz!!!

E daha ne olsun kardeşim!? Bu saydığım insanların hepsi uç noktalarda kendi alanlarında benim düşünceme göre birer üstat ve bu üstatların hepsi de sol tarafıma yığılmışlardı!? Orada geçirilen kesintisiz iki buçuk saatlik toplantıdan sonra insanda denge mi kalır?! Beynimin sol tarafı kıpkızıl bir halde alevler içinde eve döndüm anlayacağınız!.. Tamam ben de boş adam değilim, eskilerden gelen bir düşünür ve meditatör yazarım. Ama yani yıllarca içe dönük ve yalnız takılmışım ve resmen enerji çarpılması ile sonuçlanan muhteşem bir aile buluşmasıydı benim için. İyi ki Salem Kasabası’nda cadıların yakalanıp yakıldığı zamanlarda yapmadık bu toplantıyı; vallahi hepimizi yan yana dizip çatır çatır yakarlardı kasabalılar! O derece bir enerjiydi yani!..

O toplantıda gördüğünüz bu saydığım uzmanların hepsini, açılacak bir ‘Spiritüel İyileşme Hastanesi’nde aylık maaşla kadroya alsanız; yemin ederim kırılma ve yarılmalar haricinde oraya başvuracak her hasta oradan tam takır sağlam çıkmazsa adam değilim! Şaka gibi gelebilir, ama bu dediğim cümlemin tamamen arkasındayım. Yaşam Koçu var. UFO’cusu var. Araştırmacı yazarı var. Metafizikçisi, cincisi, havascısı var! Daha ne olsun!?

Bunlar cidden o hastanede bir hastayı masaya yatırdılar mı; adam ya tam kafayı yiğip çıkar oradan, ya da üst mertebede huzura kavuşur ve bilinç boyutu atlayarak çıkar! Tabii bu arada o hastane açılsa beni hangi titr ile nereye koyarlardı; onu bilemiyorum şu dakika!.. Az önce saydığım uzman konuklarımızın hiçbirinin konusu üzerine geçerli bir uzmanlığı olmayan, ancak sadece kendi burnunun dikine bir aydınlanma metodu ile kendini kazanmış, ucube sanatlar sergileyerek insanların sinir uçlarına dokunan ve nedense onlarda bir huzur peydahlayan bir ucube!..

O hastanede beni kafesle çevrelenmiş özel bir odaya koysalar ve benimle uzaktan, dokunmadan sohbetleyerek rahatlamak isteyen hastaları benimle kafes dışından görüştürseler bak bu bana uyardı! Çünkü cidden neme lazım? Bazen kendi negatifimle kendi pozitifim arasında bile tam bir seçim yapamazken; bana bir şeyler danışmak isteyen hastalara o kafesin arkasından ne kadar iyileşme garanti verebilirdim, vallahi bilemem!

Ama biliyor musunuz neyi garanti edebilirim?

Sevmeyi, sevgi vermeyi, samimiyeti, dostluğu ve dürüstlüğü garanti edebilirim. Kendini her yönüyle kabul etmeyi, orijinal bir insan olmanıza ve içinize katıksız olarak dönmenize yardımcı olabileceğimi garanti edebilirim. Hayallerinizden güç alır hale geleceğinizi garanti edebilirim.

O toplantıda bu son cümlemdeki tanımlara uyan o kadar çok dost vardı ki!.. İşte bu yüzden; dönüşte beynimin sol lopu alev alev kızarmış olsa da, üzerimde anlaşılmaz bir sinir olsa da, ben o günü çok sevdim…


Ömer Dalman

Arıza Adam
www.youtube.com/arizaadam

NAZİ ÇANI

(DİE GLOCKE)

On yıllardır ikinci dünya savaşı sıralarında Naziler tarafından geliştirilen Uçan Çan şeklindeki UFO’ların varlığından söz edilmektedir.  Zaman içerisinde elde edilen kanıtlar bu söylentinin çok gizli büyük bir projenin gerçek bir parçası olduğunu ortaya koymuştur. Nazi dönemi Almanlarının, yeryüzünde gizli projeler üzerinde çalıştıkları ve çok ileri teknolojilere sahip oldukları elde edilen kanıtlarca kesinliğini tartışılmaz şekilde doğrulamaktadır.

Su yüzüne çıkmış belgeler ve kişisel itiraflar gizli bir Nazi uzay programını işaret etmektedir. Nazi teknolojisinin Almanların “Die Glocke” Çan adında bir tasarım kullanarak Dünya’nın ötesine geçmesine izin verdiği gerçeğini gün yüzüne çıkarmıştır. Almanların uzay programının kalbindeki Nazi uzay aracı ve gizli silah denemeleri dünya temelli UFO teknolojisinin gelişiminde çok önemli bir rol oynamıştır.

Nazi Çanı Nedir?

Bilindiği üzere Hitler Paranormal olaylara ve bilinmeyen konulara karşı çok büyük bir merak içerisindeydi. Bunun için çok gizli cemiyetler ve araştırma ekipleri kurmuştu. Bu özel ekiplerde ve cemiyetlerde bilim adamları, medyumlar, paranormal araştırmacılar, okült bilim uzmanları ve şifre kırıcılar bulunmaktaydı. Bu gruplardan en önemlileri Vril ve Thull örgütü idi. Bu iki örgüt birbirinden özel medyumları kullanarak dünya dışı varlıklarla (Aldeberanlılar) ile temaslar sağlamışlar ve onlardan sayfalar dolusu teknolojik bilgiler elde etmişlerdi.

Alınan bu bilgileri daha sonraları Hint Sanskrit metinleri ile harmanlayıp ortaya çok değişik bilgiler çıkartmayı başarmışlardır. Hatta bu bilgiler öylesine ileri teknolojilere sahipti ki o zamanlarda hayal bile edilemeyecek olan Atom bombasının yapımı bile neredeyse tamamlanmıştı.  Fakat daha sonraları dünya dışı varlıklardan alınan teknolojinin kendilerine daha çok yarar sağlayacağını düşünerek atom bombası teknolojisini yarı kesmişlerdir.

30 Ocak 1933′ te Adolf Hitler’in Almanya Şansölyesi olması ile birlikte Nazi partisinin artık iktidara geçmesi kaçınılmaz hale gelince, Dünyaca ünlü bilim insanı Albert Einstein da Amerika’ya kaçmış ve burada, dünyayı Hitler’in insanlığa karşı oluşturacağı büyük tehlikelere, özellikle de Nazilerin ileri teknolojiye sahip olmasının sonuçlarına karşı uyarmıştır. Ancak Einstein çığır açan kuramlarını açıklayarak Nazilerin zaman makinesi yapmalarına istemeyerek de olsa yardım etmişti. Polonya’nın güneydoğusundaki Baykuş dağlarında, tepelerin arkasına gizlenmiş 7 yeraltı tesisi, Nazilerin çok gizli bir programı için kurulmuştu. Bazı araştırmalar, bu gizli tesislerde 1943 ile 1945 yılları arasında, bazı yetkin insanların 2. Dünya savaşını kazanabilmek için çok gizli bilimsel uğraşlar içerisinde olduğunu gösteriyordu.

Bu gizli üslerde pek çok sıra dışı şey üretiyorlardı, V1, V2 roket programları önemli olanlar arasındaydı. Ancak bu deneyimlerin hepsi “Die Glocke” adını verdikleri gizli projeleri Nazi Çan’ı ile ilgiliydi.

Aracın dizaynı çana benzediği için bu ismi koymuşlardı. Çan, çok hızlı dönerek çıkarttığı enerjiyle oldukça güçlü manyetik alanlar oluşturan geliştirilmiş bir cihazdı. Bunun bir tür zaman makinesi olduğunu düşünenlerde vardı. Yani zamanın içerisinde ileri ve geri gidilebilir, tarihi değiştirebilir, belli olaylara müdahale edilebilir, yeni bir zaman süreci ve gerçeklik yaratabilirdi.

2,7 metre genişliğinde ve 6 metre boyundaki cihazdan ilk kez Nazi generali Yakop Skoromberg’in Polonyalı yetkililer tarafından sorgulanması sırasında haberdar olundu. Ancak, müttefikler Alman araştırma merkezini bulduklarında, Nazi Çanı ve proje komutanı Hans Khammler ortada yoktu.

Hans Khammler çok gizli Nazi projelerinin başındaki tek adamdı. Ancak, savaştan sonra kayıplara karıştı, aslında öldüğüne dair dört farklı resmî açıklama var fakat kimse ne zaman ve nasıl öldüğünü, gerçekten öldüyse nereye gömüldüğünü ya da başına ne geldiğini bilmiyor.

Nazi Çanı teknolojisi

-Polonya da kurulan bir maden de bulunan “Devler” adı verilen bir bölgede kurulan tesiste ilk denem uçuşları yapılmış ve başarı sağlanmıştır.

– Adını çana benzeyen formundan alan bu araç 12 ila 15 metre çapındadır.

– Nazi Çanı hakkında bilgi sahibi olduğunu iddia eden bazı tanıklar, “Leichtmetall” olarak adlandırılan daha hafif bir metal ile birlikte çok sert ve ağır bir metalin karışımından imal edildiğini söylemekteler.  Bu metallerin berilyum peroksit ve toryum peroksit oldukları iddia ediliyor.

– Bu devasa metal çan benzeri aracın üzerinde piktogramlara benzer bazı dünya dışı harf ve sembollerin bulunduğu da belirtilmiştir.

– Çan’ın içerisini dolduran cıva benzeri bir madde bulunmaktadır. Ve iki tane birbirine ters biçimde dönen silindir biçimli yapı göze çarpmaktadır. Bu silindirler çalışırken ortaya çıkan anti yer çekimi etkisi ile Çan’ın havalandığı ve enerji yaydığı belirtilmektedir.

– Çan biçimli bu aracın içi insan kullanımına elverişli biçimde dizayn edilmemiştir. İçerisinde mürettebat bulunması söz konusu değildir. Birileri tarafından uçurulmak üzere tasarlanmamıştır.

– Bu Çan biçimli araç aktive edildiğinde 200 metrelik bir etki alanına sahip. Yani çevresinde bulunan 200 metrelik alandaki her şeyi rahatlıkla öldürebilir.

– Aktif edildiğinde bir insan kanının jöle gibi katılaşacağı, hayvan ve insan dokularının kristalleşeceği, bitkilerin ise yağ benzeri bir maddeye dönüşeceğinden bahsedilmektedir. Hatta bu projede yer alan ve aracı aktive den 7 bilim adamından 5 inin testler sırasında hayatını bu şekilde kaybettikleri yazılan notlarda yer almaktadır.

– Bu Çan’ı test ederken bir yere gitmemesini ve kontrol dışına çıkmamasını sağlamak için Henge adı verilen ve yerin 30 metre derinliğine kadar sabitlenmiş devasa zincirlerin kullanıldığı da notlar arasında yer almaktadır.  Bu Henge denilen zincirin yapısının da dünyada bilinen sıradan bir metalden oluşmadığını da belirtmek gerek. Bu metal aracın etkilerinden zarar görmeyen ve oldukça sağlam özel bir alaşımdır.

– Bazı notlarda da bu Çan benzeri aracın uzay ve zamanı bükebildiği ve bir tür portal, yıldız geçidi olabildiği de belirtilmiştir.

Yıldız geçidi mi, zaman makinesi mi?

Alman ordusu, aslında zaman yolculuğu teknolojisinin deneylerini mi yapıyordu? Bu doğruysa, belki de Nazi Çanı geleceğe gitmişti. 9 Aralık 1965 yılında binlerce insan parlak bir ateş topunun gökyüzünde uçtuğunu ve daha sonra Pensilvanya’nın Kecksburg şehrinin 48 km. güneydoğusuna düştüğünü gördü. Ordu, kısa zaman içeresinde olay yerine geldi. Her şeyi topladılar ve daha sonra önemli bir şey olmadığını söylediler, ancak cismin tarifi kafaları karıştırmıştı, şimdiye kadar görülen uçan daire tanımlarından farklı olarak bu araç meşe palamudu şeklindeydi. Yani, Nazi çanına benzeyen bir şeyi tarif ediyorlardı aslında. Bölgeye düşen bu cisim, 20 yıldır kayıp olan Nazi Çanı mıydı?

Alman bilim adamları, kimilerinin inandığı gibi insanları başka zaman ve mekanlara taşımanın yolunu mu keşfetmişlerdi? Belki de Einstein’in kuramlarını kullanarak kendi zaman makinelerini icat etmişlerdi?

Adolf Hitler, kozmik bağlantıları güçlü olduğu sanılan farklı bir kişilikti. Eski Mısıra ve bazı firavunlara karşı yakın ilgi duyuyordu ayrıca insan ırkının Sirius’tan yani İsis’ten geldiğine inanıyordu. Bu nedenle, Hitler’in Nazilerine Eses subayları denir, bir bağlantı olduğu çok açık. Naziler, 1938 yılında Himalaya dağlarının kuzeydoğu bölgesinde bir keşif gezisine çıktılar. Amaçları, Kalaçakra denilen Budist öğretiyi kuran üstün ırkın izlerini aramaktı.

Budist öğretisinde Samara ya da zaman çarkı denilen bir öğreti vardır. Kalaçakra düşüncesine göre, bu zamanı anlamak için önemli bir kavramdır. Biyolojik zaman, takvim ve astrolojik zamanı, bunların insanı nasıl etkilediğini bilmek gerekir. Kalaçakra disiplini, bize zamanı çizgisel olarak görmenin gereksizliğini anlatır. Zaman döngüseldir, bu nedenle bizler zamanı kontrol edebiliriz. Budistler, birçok bölgelerine Stuba adını verdikleri şeyler yaptılar, bunlar Nazi Çan’ına çok benzerler, bu göksel varlıklarla bir bağ kurma yöntemi. Kalaçakra, zamanın dışına çıkabilmeyi ve ayrıca içinde hareket edebilmeyi öğretir. Bu durumda, Nazilerin de zaman içerisinde yolculuk etmenin sırlarını arıyor olmaları oldukça mümkün.

Belki de Tibet’teki keşifleri sırasında, zaman yolculuğunun nasıl gerçekleştiğiyle ilgili önemli bilgilere ulaşmışlardır.

THY ekibini şaşkına çeviren görüntü!

İstanbul-Köln seferini yapan Türk Hava Yolları (THY) ait uçağın pilotu Atilla Şentürk seyir sırasında gördüğü cismi cep telefonu ile kayıt ederken “Ben bu kadar hızlı uçan bir şey görmedim” dedi.

Türk Hava Yolları pilotu Atilla Şentürk, 10 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen İstanbul-Köln uçuşu sırasında havada hızlı bir şekilde hareket eden bir cisim gördü. O anları cep telefonuna kayıt eden uçağın kaptan pilotu o anları sosyal medya hesabından paylaştı.

“KABİN AMİRİ VE FIRST OFFICER DA ŞAHİT OLDULAR”

Şentürk’ün yaptığı paylaşımda şu cümleler yer aldı:

“Kokpit sol camının gökyüzünde görebildiği tüm ufku 1 saniyede boydan boya katetti. İnanılmaz bir hız. Almanya Köln uçuşunda yüksek irtifada inanılmaz parlak bir gök cismi gördük. Uydu veya yıldız değildi. Sonra inanılmaz bir hızla uzaklaşarak kayboldu. Hayatımda ilk defa böyle bir şey gördüm. Çok yakınımızdaydı ve güneşe rağmen çok parlaktı. Ben bu kadar hızlı uçan bir şey görmedim. Kabin amiri Efsun Selin Sezer ve First Officer Özgür Erdaş aynen şahit oldular” dedi.

thy-pilotunu-sasirtan-goruntu_3569_dhaphoto3

KAPTAN SELAHATTİN SİVRİ UÇAN DAİRE GÖRDÜĞÜNÜ SÖYLEMİŞTİ

Geçtiğimiz Şubat ayında hayatını kaybeden Selahattin Sivri Kaptan da yaptığı bir uçuşta uçan daire gördüğünü söylemesi günlerce konuşulmuştu. Sivri, 1989 yılının Ekim ayında Zürih-Antalya seferini sırasında kırmızı, mavi, yeşil, keskin beyaz renkli ışıklar saçan apartman büyüklüğünde ve yumurta şeklinde dev bir cisim gördüklerini dile getirmişti.

NATO VE DÜNYA DIŞI VARLIKLAR 

Adı: Robert O. Dean, emekli kıdemli başçavuş.
İddiası: 60’lı yılların başlarında NATO, UFO’ların gerçek olduklarını, dünya dışı kaynaklı olduklarını ve dünyayı ziyaret ettiklerini belirten gizli bir rapor yayınladı. Bu olağanüstü raporun o zaman fransada Paris’in hemen dışında Avrupa müttefik Kuvvetler Karargahı (SHAPE) tarafından yayınlandığı söyleniyordu.

Öz geçmişi: Şeref madalyası sahibi eski bin subay olan Dean, gerek Kore gerekse Vietnam da cephe hizmetinde bulunmuştu. 1963 yılında Müttefik Kuvvetler Karargahının Harekat Merkezi’ne atandığında Karargahın, o zamanki Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı General Lyman Lemnitzer başkanlığındaki savaş odasında, 30,5 cm kalınlığındaki UFO raporunu okumuş olduğunu iddia ediyor.

Hikayesi: SHAPE en seçkin görev yerlerinden biriydi. Orada çalışmak için lekesiz bir sicile sahip olmak gerekiyordu. Büyük bir hevesle başvuruda bulunmuş ve seçilmiştim. Bir çok güvenlik testinden geçtim ve NATO’nun en üst düzeydeki kleransı olan Kozmik Gizlilik Derecesi kleransını alarak, SHOC adıyla da bilinen NATO Karargahı’nın Harekat Merkezi’ne tayin edildim. O günlerde faaliyetlerin yoğunluğu çok değişkendi ve çoğunlukla Sovyetler’in harekat tarzlarına bağlıydı.

Bende en çok merak uyandıran şey, sürekli olarak Orta Avrupa üzerinde görülen büyük, metal ve yuvarlak cisimlerle başımızın dertte oluşuydu. Pilotlarımız tarafından görsel bir fenomen oldukları rapor edilen bu cisimler radarda görünüyorlardı. Bazıları belirli bir şekil oluşturarak uçuyorlardı ve Sovyetler Birliği üzerinden gelip Doğu Almanya, Batı Almanya’ya ve Fransa’ya geçerek

İngiliz kanalı üzerinde bir daire çiziyorlar, kuzeye yönelip Norveç Denizi üzerinde NATO radarlarından siliniyorlardı. Cisimler çok büyüktüler. O zamanlar bizim asla ulaşamayacağımız bir irtifa ve hızda uçuyorlardı ve bir zeka kontrolü altında oldukları açıkça belliydi.

Bu olayın bir süreden beri devam ettiği ve 1961 yılının Şubat ayında da büyük bir paniğe yol açmış olduğunu söylediler. Belli bir düzende ve 30.479m irtifada seyreden 50 adet cisim Sovyetler Birliği’nden Avrupa’ya doğru uçarken radarda belirmişlerdi.

Sovyetler bütün sınırlarını kapatmıştı. Herkes kırmızı alarma geçmişti. Kıyamet kopmak üzereydi. Gerçekten de savaşın başladığını düşünmeye başlamıştık. Uçaklarımız havalandı. Rusların da uçaklarını kaldırdıklarını buluyorduk. Büyük bir şans eseri ve Tanrı’nın lütfu ile ne biz ne Ruslar bombardımana başlamamıştık. 9 dakika sonra cisimler gitmişlerdi.

Bana, o zamanki Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutan Yardımcısı Thomas Pike’tan, Londra ve Washington’un sürekli olarak bilgi istediğini fakat hiçbir bilginin ulaşmadığını söylediler. Daha sonra, Paris’deki Columbine-Topaz casus şebekesinin araya girip haberleşmeyi keserek her şeyi çoğunlukla istihbaratı bizden daha önce olan KGB’ye aktardığını ortaya çıkardık.

Bunun üzerine Pike’nin, bu cisimlerin askeri bir tehdit olup olmadıklarını belirlemek üzere bir iç çalışma yürütmeyi kararlaştırdığını öğrendim. Bu arada UFO konusu Doğu ile Batı arasında- bana hep ilginç ve ironik gelen gerçek bir iletişim gerçekleştirmişti. O zamana kadar bunların Rus uçakları olmadıklarına kesin kanaat getirmiştik. Aynı şekilde Ruslar da bu cisimlerin bizim uçaklarımız olmadığını düşünüyorlardı. Böylece onlarla ortak bir noktada birleştik ve SHOC ile Varşova Paktı’nın karargah Komutanlığı ile doğrudan telefon hattı kuruldu. Elbette ki bunun bir oyun olması her zaman ihtimal dahilindeydi.

Bu yüzden Rusların samimi olup olmadıklarının araştırılmasını destekledik. Fakat tepeden tırnağa silahlanmış durumda olmamız ve 3. Dünya savaşının kapıyı çalmakta oluşu nedeniyle bu mantıklı bir adımdı. Bu fikir, Küba füze krizinin ardından ilk defa Amerika Devletleri Başkanı ile Sovyet lideri arasında doğrudan bir telefon bağlantısının kurulmasına yol açıyordu.

Beni en çok sarsan ek ise Otopsiler başlıklı ek idi. Ekte, 1961 yılında Almanya’da Baltık Denizi yakınındaki Timmensdorfer’e düşmüş olan 30 metre çapındaki bir diskin resimlerini gördüm.

Rapora göre olay yerine önce İngiliz ordusu ulaşmış ve aracı çevrelemişlerdi. Araç Rus sınırı yakınlarında çok yumuşak ve gevşek olan toprağa inmiş, bu yüzden hasar görmemişti. Ancak aracın üçte biri toprağa gömülmüştü. Gerek biz gerekse Ruslar hemen olay yerine varmıştık. Aracın içinde 12 küçük dünya dışı varlık vardı, hepsi ölmüştü. Griler olarak bilinen yaratıklara benzeyen cesetlerin resimleri de vardı. Cesetler yere yatırılmışlar, daha sonra sedyelerle Askeri Jip’lere taşınmışlardı. Otopsi fotoğrafları da vardı.

Bu gri küçük varlıkların bazılarının üreme kabiliyetinde olmadıkları görülüyordu. Rapora göre, otopsiyi yapanlar, bu varlıkların sanki birbirlerinden bıçakla kesilip ayrılmış gibi, bedenlerinde hiçbir beslenme sistemi olmayan eşeysiz üreme yoluyla üremiş varlıklar (klonlar) olduğu sonucuna varmışlardı. Bizim bildiğimiz beslenme şekliyle beslenmedikleri gibi sindirim sistemleri de mevcut değildi.

1963 yılına gelinceye dek herkes araştırmadan söz ediyordu. Bende söylentileri duymuş, radarda yansımaları görmüş, karışıklığa tanık olmuştum. Hatta bazılarımız zaman zaman olayın gerçek olma olasılığından bile bahsediyorlardı.

Fakat hiçbir şey beni 1964 Ocak ayının bir gecesinde okumaya başlayacağım şeyi gerçekten hazırlamamıştı. SHOC nöbetçi subayı kasa odasına girip elinde kocaman bir doküman ile çıktığı o gece nispeten sessiz bir geceydi ve saat sabaha karşı 02:00 sularıydı.

Benden dökümana bir göz atmamı istedi. Doküman’ın başlığı Avrupa’daki Müttefik Kuvvetlere Karşı muhtemel bir tehdidin değerlendirilmesi idi. Dökümanın numarası 3’tü. Kozmik-Çok gizli kaşesi vurulmuştu. 20cm kalınlığında ekleri ve düzinelerce fotoğraf vardı. SHOC’un güvenlik şefi Albay Heinz Berger tarafından imzalanıp kasa odasına konmuştu.

Bu belgenin NATO tarafından finanse edilen 2.5 yıllık bir araştırmaya dayandığını ve İngilizce, Almanca ve Fransızca olarak sadece 15 kopyasının basıldığını öğrendim. Hepsine gizlilik derecesi verilmişti ve kilit altında tutulması emrediliyordu.

O tarihten sonra, oradan ayrılıncaya kadar her fırsat bulduğumda belgenin her iki bölümünü okudum. Hayatımda okuduğum en şaşırtıcı belgeydi bu. Bütün NATO Ülkeleri’nin askeri temsilcileri tarafından bir araya getirilmiş ve en büyük bilim adamlarından bazılarının da katkısı olmuştu. Bu cisimler bilinen bütün fizik kanunlarını alt üst ediyorlardı. Araştırma grubu, kimya, fizik, atmosfer fiziği, biyoloji, tarih, psikoloji ve hatta teoloji konularında bilgi toplamak üzere Cambridge, Oxford, Sarbonne, MIT (Massachusetts Institute of Technology) ve diğer belli başlı üniversitelere başvurmuşlardı. Her birinin ayrı ekleri vardı.

Einstein’in çok rağbette olan Birleşik Alan Teorisi, çeşitli iniş alanlarındaki yüksek radyasyon ve Roma döneminden bizi F-105 pilotlarımızın gözlem ve karşılaşmalarına kadar birçok UFO raporları hakkındaki teorileri okudum. Ben aslında hep şüpheci biriydim ama bu rapor bilim kurgu değildi. Yakın karşılaşma olaylarını okudum. Bunlardan bir tanesi, Danimarka’da çiftliğe bir UFO inişi ile ilgili, 1963 yılında henüz olmuş bir olaydı. Rapora göre çiftçi, kendisiyle Danimarka diliyle konuşan iki küçük varlık ve iki tane daha insan benzeri varlıkla birlikte araca binmişti.

Raporda, çiftçinin hükümet yetkililerince yapılmış olan sorgulamasından bölümler ve yetkililerin çiftçinin gerçeği söylediğine dair yargıları da yer alıyordu. Bir diğer olayda ise, rapora göre, bir UFO İtalya’da bir hava limanına inmiş ve bir İtalyan çavuşa araca binmesini teklif etmişti. Çavuş pantolonunu ıslatmıştı -yazıda söylenen buydu- o kadar korkmuştu ki gitmeyi kabul etmemişti.

Aracın kendisi pasta gibi 6 parçaya ayrılmış, kamyonlara konularak götürülmüş ve Amerikalı’lara teslim edilmişti. Amerikalılar da aracı Ohio’daki Hava Kuvvetleri’ne ait bir üsse götürmüşlerdi. Resimlere bakıyor ve bir türlü inanamıyordum. Evrende bütünüyle yalnız olduğumuza hiçbir zaman inanmamıştım ama doğrusu bu kadarı da çok fazlaydı.

NATO raporundaki başlıca 5 saptama beni şoke etmişti. Saptamalar şunlardı:

1- Gezegenimiz ve insan ırkı, 4 tanesi görsel olarak tanımlanmış olan bazı dünya dışı uygarlıklar tarafından bir tür detaylı araştırmaya tabi tutulmaktadır.

Bu dünya dışı ırklardan bir tanesi görünüş olarak hemen hemen bizimle aynıdır.

Diğer bir ırk boy ve yapı olarak insana benzemekle beraber, koyu gri ve soluk bir deri rengine sahiptirler.

Üçüncü ırk ise griler olarak bilinen ırktır.

Dördüncü ırk, dikey gözbebekleri ve kertenkeleye benzer derileri ve sürüngenler olarak tanımlanabilecek ırktır.

2- Dünya dışı ziyaretler en az 200 yıldır, belki de çok daha uzun bir süredir devam etmektedir.

3- Dünya dışı varlıklar düşman görünmemektedirler. Çünkü niyetleri düşmanca olsaydı kötü niyetlerini şimdiye kadar gösterirlerdi.

4- UFO’ların belli bir süre uçup uzaklaşmaları kadar, görünüp hemen kaybolmaları da, bize neler yapabileceklerini kanıtlamak amacıyla düzenlenmiş gösterilerdir.

5- UFO’ların görünüp hemen kaybolmalarının zamanla iniş veya doğrudan temasla sonuçlanmaya başlaması, bir tür süreç yürütülmekte olduğunu düşündürmektedir.

Bu dökümanın bir kopyasını almayı çok istedim. Gizlilik derecesi verilmemiş olan kapak sayfasının bir fotoğrafını çektim. Fakat Fort Leavenworth’le işimin bitmesini istemiyordum. Bu yüzden lavaboya gidiyor, orada gizlice ve büyük bir dikkatle notlar alıyordum.

Hayatımın en korkunç kumarını oynuyordum ama o rapordan bir türlü uzaklaşamıyordum. Yeminimi çiğneyerek kendimi riske attığımı biliyorum fakat bu, zamanımızın en önemli yayını ve bundan daha önemli bir şey düşünemiyorum.

Kamuoyu aldatılıyor ve bütün bu geçen yıllar boyunca bu konular hakkında her şey saklanıyor. Bu, tarihin en büyük bilimsel ve politik skandalıdır.

Bütün bunların ötesinde, kaybedecek neyim var? Şu anda 64 yaşındayım. Beni öldürecekler mi? Ben gerçeği söyledim. Dürüstlüğüm ve güvenirliliğim hala geçerlidir. Hükümetimiz ne zaman gerçeği açıklayacak?

Resmi Yanıt: O dönemde SHAPE tarafından yayımlanmış olan gizli belgelerimizin listesi, Mr. Dean’in sözünü ettiği belgeyi içermemektedir.

Askeri Personel hakkındaki dosyalan her şart altında, ulusal denetim altında tutulmaktadır. Mr. Dean’in sahip olduğu -eğer sahip ise- güvenlik kleransı hakkındaki bilgi sadece Birleşik Devletler yetkilileri tarafından yayınlanabilir.

Teksas semalarında tespit edilen ve görüntülenen UFO görenleri dehşete düşürdü. Boyutu, yaydığı yeşil ışığı ve üzerinde net şekilde seçilen pencere benzeri yapılar görenleri şaşkına çevirdi. 

Amerikanın Teksas Eyaletin de görülen ışıklı cisim UFO avcılarını bölgeye topladı. Stirling City UFO isimli grup üyelerinden biri tarafından görüntülenen UFO görenleri hayrete düşürecek kadar belirgin hatlara sahip.

Stirling City UFO isimli grup sayfalarında yaptıkları paylaşımda olayla ilgili şu satırlara yer verdiler

“Gece saat 1:30 gibi penceremi kapatmak üzere uyandım. Tam pencereye doğru uzanmıştım o sırada evimden yaklaşık 60 metre kadar ötede ağaçların üzerinde duran bu ışıklı nesneyi fark ettim. Kameramı hemen sağlam bir zemin üzerine koyarak 2 saniyelik pozlama ile 2 adet fotoğraf çektim. Harika ve oldukça net görüntüler yakalamıştım”

Ünlü araştırmacı ve komplo teorisyenlerinden olan  Scott C Waring görüntüleri görür görmez hemen olay hakkında bilgi toplayıp görselleri incelemeye koyulur. ilk bakışta oldukça şüphe uyandıran bu 2 kareyi detaylıca inceleyen Waring görüntüdeki nesnenin tamamen orijinal ve gerçek bir cisme ait olduğuna kanaat getirmiştir.

Waring şahsi web sitesi olan UFO Sightings Daily’a söz konusu görüntülerle  ilgili şunları yazdı:

“ Görüntüleri ilk gördüğümde oldukça şaşırdım ve inanamadım. çünkü görüntü gerçek olamayacak kadar net ve hayret uyandırıcıydı. Fakat fotoğrafları detaylı incelediğimde nesnenin gerçek bir dünya dışı varlıklara ait bir uzay aracı  olabileceğine kesin kanaat getirdim. bu oldukça heyecan vericiydi.” 

ORİON UFO KAMP  2019  PROJESİ
20 NİSAN 2019

ÜCRET 100 TL (Yol+Yemek)
Yer : Şile

Tüm katılmak isteyen UFO meraklılarını bekliyoruz.

ORİON UFO VE DÜNYADIŞI VARLIKLARI ARAŞTIRMA MERKEZİ

Değerli dostlar ve Orion UFO grup üyeleri

20 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştireceğimiz “ORİON UFO KAMP 2019” Projemiz için sizleri bilgilendirmek ve bazı noktaları netleştirmek adına bu açıklamayı uygun gördük. Aşağıda belirteceğim bilgi ve önerileri lütfen dikkatlice okuyunuz.

Bu yazı bilgilendirme ve öneriler içermektedir.

Yer: Şile / Yazımanayır / İstanbul

Tarih: 20 – 21 Nisan 2019

Saat: 14:00 – 15:00 Kamp toplanma

 

Ulaşım bizlerin tayin edeceği katılımcı sayısına göre otobüs ya da servis araçları ile gerçekleşecektir. Katılımcılar belirlenecek noktalardan yönlendirdiğimiz araçla alınıp toplanma noktasına getirileceklerdir. 21 Nisan sabah ya da öğle saatlerinde yeniden araç gelip bizleri alacak ve tekrar bindiğiniz geri dönüş noktalarına bırakacaktır.

Faaliyet Listemiz

  • Tanışma
  • Çevre Keşif
  • Kamp hazırlığı
  • New Age ve Yerli Müzik
  • Mangal
  • Sohbet
  • UFO barkovizyon
  • Ve Gözlem saati (Sabaha kadar Gözlem)
  • Sonra sabah Birlikte kahvaltı
  • Ve Toparlanma
  • Geriye dönüş

Önemli Not (Mangal yani akşam yemeği dışındaki kahvaltı ve öğle yemekleri kişinin kendisine aittir) …

Arzu eden yanında “Kek- Börek- Salata ya da Extra yiyecek içecek malzemeleri” getirebilir. Paylaşım açısından yapılan yiyeceklerin ortak olarak herkese servis edilmesi de tavsiye edilmektedir. Bir tür piknik havasında geçmesini dilediğimiz bu güzel ortama yakışanda bu olacaktır.

Siz konuklarımızın yanında olmasını tavsiye ettiğimiz diğer unsurlar şunlardır

  • Varsa… Çadır, Kampet, Uyku tulumu, Mat
  • Havanın soğuma ve ısınma ihtimalleri de göz önüne alınarak polar, battaniye ya da hava şartına göre terletmeyen ince kıyafetler yanınıza alınız.
  • Küçük portatif tabure veya oturaklar / yastıklar, minderler
  • Tuvalet kâğıdı gibi özel ihtiyaçlar
  • Arzu eden kendi yemek takımını çatal bıçağını getirebilir.
  • Kişi kendi fotoğraf makinesini, teleskopunu, video kayıt cihazını yanında getirebilir.
  1. Önemli Duyuru: Özel eşyalar kişilerin kendi sorumlulukları altındadır. Lütfen kıymetli eşyalarınıza sahip çıkın. Grubumuz Orion olarak kişisel eşyaların kaybolmasından veya çalınmasından sorumlu değildir.

 

UYULMASI ŞART OLAN ÖNEMLİ KURALLAR

  • Gece ve gündüz içerisinde kamp alanı dışına bilgimiz ve iznimiz olmadan asla çıkış yapılamayacaktır. Kişi ekip arkadaşlarımızı bilgilendirecek şekilde kamp yerinden çok uzaklaşmamak şartıyla ayrılabilir.
  • Kamp içerisinde ve çevresinde kişileri rencide edecek rahatsız edecek hareket ve tavırlar (Taciz, küfür veya hakaret, inanca saldırı, aşağılama ve ötekileştirme, izinsiz mülke giriş ve çıkışlar) kesinlikle yasaktır. Ve bu asla hoş görülmeyecektir.
  • Alkol kullanımı tüketilmesi yasaktır.
  • Çöplerin etrafa dağıtılması, belirlenen yer ve nokta dışında yeşillik alan içerisinde ateş yakılması kesinlikle yasaktır.
  • Doğadaki hiçbir canlıya asla zarar verilmeyecektir.

Değerli “Orion UFO Kamp 2019” katılımcıları katılım ücretlerinizi bu hesaba gönderebilirsiniz. Sizden ricamız gönderim yaparken lütfen: Ad / Soyadı gibi bilgileri de yazalım. Kimden ne geldiği belli olsun. Karışıklığa mahal vermeyelim.

 

HESAP NUMARAMIZ

YAPI KREDİ BANKA KARTI

 

SERAP GÜRYALÇIN

İBAN NO: TR 63000 6701 000 000 4233 5196

HESAP NO: 42335196

ŞUBE KODU 1016

 

Katılım ücretlerinizi en kısa sürede gönderirseniz bizlerde o kadar hızlı organize olup sizlere daha iyi hizmet verebiliriz.

(Ücretini göndermeyen kişiler araca ve kampa alınmayacaklardır)

TEŞEKKÜRLER…

Bu kelimeleri “sözden öte” eyleme geçirdiğim “şu an” itibari ile siz değerli dostlarımızın kıymetli şahıslarına özel yazıyorum.

Düzenlemiş olduğumuz tanışma ve paylaşım amaçlı toplantımıza vermiş olduğunuz destek ve varlığınızla şereflendirdiğiniz bu güzel ortam için hepinize ayrı ayrı şükranlarımı sunarım. Orion UFO ve Dünya dışı Varlıkları Araştırma Merkezi kurucuları olarak bizler bilgiyi ışığı ve evrenselliği kendisine ilke edinmiş kimseler olarak kozmik bilince dair yapacağımız bu ışık yolculuğunda sizlerin varlığı ile daha bir aydınlık bir geleceğe doğru yol almaktayız.

Dünya dışı zekaya dair bilgilerin ve onun ötesindeki bilincin tanımlanması bizlerin birlikte çalışması ile mümkün olacak korkuyu reddeden, araştırmaya ve öğrenmeye açık şuurlar sayesinde gerçekleşecektir.
Şu an zamanın durduğunu hayal edelim, bulunduğunuz an, varoluşunuz, varlığınız ve evrenin akışı içindeki katkınızla mümkündür. Bugün burada toplanmamızın ve birlikte olmamızın muhteşem bir sebebi var, belki sizinle hiç tanışmadık fakat duyacağınız tek cümle hayatınızda bir algı açacak, sizin yolunuzu değiştirmenize veya başka bir perspektiften bakmanıza yardımcı olabilecek.
İşte bu yüzden her şeyden çok, şu an, bu yazıyı okuyorsanız Orion UFO adına sizlere ayrı ayrı minnetlerimizi sunuyor ve sevgi ile kucaklıyoruz.
Bugün, bu yazıyı okuyorsanız bu cümlenin başlangıcı olan “bu anda” gelin hep birlikte hayatlarımıza, oluşumumuza, varlığımızın güzelliğine, evrenin bizler etrafınızdaki muhteşem akışına, sahip olduklarımıza, sevdiklerimize, kendinize, bu yazıyı okuyabilen gözlerimize ve şu anda bu yazıyı paylaşan bizler için birlikte attığına inandığım kalplerimize minnetlerimizi sunuyoruz.
Siz muhteşem bir oluşumun muhteşem bir parçasısınız. Bizi izlemeye ve çalışmalarımızı takibe devam edin.
Bugün bu toplantımızda bizlere eşlik eden sizlere TEŞEKKÜR EDERİM…

UFO Araştırmacı : KUZEY ATACAN

 

ORTA ÇAĞ KİTABINDA, “STAR WARS” YODA USTA FİGÜRÜ

 Geçmiş gizemleri ve sürprizleriyle yeniden bizleri hayretlere düşürmeye devam ediyor. Yeni bir şok edici belge bu kez orta çağa ait bir el yazması kitabın içerisinden çıkıyor. İçerisinde Yoda ustaya benzer figürün yer aldığı orta çağa ait kitap Kilise hukuku ve doktrinlerinlerine ilişkin kararların alındığı (kararnameleri) derleyen papalık mektuplar koleksiyonu olan Smithfield Kararnameleri olarak bilinen 14. yüzyıldan kalma bir el yazmasıdır.

Eğer bir Yıldız Savaşları “Star Wars” filmi serisi hayranı iseniz bu kitap sizlere Jeday’ların büyük ustası “Yoda”nın birebir tasvirini sunuyor adeta.  Ten rengi fiziksel yapısı ve giyimi ile bile tıpatıp Yoda ustayı anımsatan figürün çok eski çağlarda yaşamış küçük etçil, galaktik bir insan türünü tasvir ettiği belirtiliyor.

Film içerisinde Galaktik Cumhuriyet döneminde Jedi düzenin önemli bir savaşçısı ve eğitmeni olan Yoda usta felsefi yapısı ve doğa üstü güçleri ile dikkatleri çeken çok önemli bir karakter.  Asıl ana vatanı film de de tanımlanmayan bu özel şahsiyet dünya çapında çok büyük bir hayran kitlesine sahiptir.

Bulunan orta çağa ait kitapta da bu varlıkların kökeni net bir şekilde anlatılmamakla beraber fiziksel özellikleri şu şekilde sıralanmıştır.

  • 70 cm ve altında boya sahipler.
  • Kesin olarak ömür süreleri bilinmemekle beraber oldukça uzun yaşadıkları bilinmektedir.
  • Etçil bir beslenme sistemine sahipler.
  • Elfleri andıran uzun sivri kulaklara sahipler.
  • Tridaktil eller ve anisodaktil ayaklar.
  • Kösele gibi sert ciltleri.
  • Ve açık yeşil kanları

Bilim dünyası henüz böyle bir türün varlığına dair bir kanıt bulabilmiş değilse de her şeyin bir olasılık içerisinde olabileceği gerçeğini de göz ardı etmiyorlar.

Kitap içerisindeki figürü ilk bulan kişi, İngiliz Kütüphanesi’ndeki 1600 yıl öncesine ait öncesi tarihi el yazmaları küratörü Julian Harrison dir.

Julian Harrison Halen, dünyanın en eski İncillerinden bazıları olan Beowulf’un, Lindisfarne İncillerinin ve Henry VIII’in devlet gazetelerinin kopyalarını içeren paha biçilmez koleksiyonlara bakıyor ve 2006’dan beri İngiliz Kütüphanesinde çalışıyor.

Eski el yazmalarını dijital ortama taşıyıp tüm insanlıkla paylaşan Harrison ortaya çıkan belgeler içerisinde öyle etkileyici şeyler bulunduğunu ve insanlığın bunlardan bi haber kalmaması gerektiğini ifade ediyor. Gerek geçmişimiz gerekse geleceğimiz ile ilgili birçok sırrın bu kaynaklarda yok olup gitmesine gönlünün razı olmadığını ve bunun dijital ortama aktarılması ile birçok şeyin gün yüzüne çıkacağına inanıyorum diyor.

Harrison bulduğu bu orta çağa ait çizimin o zamanların gezginleri tarafından resmedilip gözlemlendiğini belirtiyor.  Gerçeklik payının yüksek olduğu bu çizimin günümüz Yoda usta karakteri ile bu kadar benzeşmesi kendisini de şok etmiş adeta.

Kitap içerisinde daha birçok efsanevi yaratığın ve tanımlanamayan canlının siluetlerinin yer aldığını belirten Julian Harrison bence bu kitap daha detaylı irdelenip incelenmeli. Çünkü önümüzde geleceğe ve hayal ötesine kapı aralayan büyük bir örnek teşkil ettiğini sözlerine eklemiştir

Damien Kempf ve sanat tarihçisi Maria L. Gilbert, kitaplarında pek çok orta çağa ait canavara ve efsanevi yaratığa yer vermişlerdir. Eski kültürlerin arşivlerinde birçok gizemin barındığı şüphe götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların bir kısmı hayal ürünü ya da inanlarından kaynaklanan kültürel şeyler olsa da azınlıkta da olsa bir kısmının tamamen gerçeğe dayandığı inkar edilemez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

DEĞERLİ DOSTLAR “6 MART GÜNÜ SAAT 14: 00” KADIKÖY’ BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ KAFESİNDE YAPACAĞIMIZ SOHBET TADINDAKİ TANIŞMA VE KAYNAŞMA GÜNÜMÜZE HEPİNİZ DAVETLİSİNİZ.

NEZİH BİR ORTAMDA ÇAY VE KAHVE EŞLİĞİNDE SOHBET, TANIŞMA VE YENİ PROJELER İÇİN BİLGİ ALIŞVERİŞİNDE BULUNACAĞIZ. BİRBİRİNDEN KALİTELİ ARAŞTIRMACILARIN KATILACAĞI BU GÜZEL ORTAMDA SİZLERİDE YANIMIZDA GÖRMEYİ ARZU EDİYORUZ.

Orion UFO ve Dünyadışı Varlıkları Araştırma Merkezi Başkanı

KUZEY ATACAN…

 

YAŞANILABİLİR 8 YENİ GEZEGEN DAHA KEŞFEDİLDİ.

NASA’nın Kepler uzay teleskobu, 6 Ocak Salı günü büyük bir dönüm noktasına geldi. Seattle’daki Amerikan Astronomik Derneği’nin yıllık kış toplantısında, Kepler’in şu anda 1000’den fazla ekzoplanet ve 4.000’den fazla gezegen adayı belirlediği açıklandı.

Kepler, 2009 yılında gezegen avcılığına başladı. Her ne kadar ilk görev 2013 yılının ortasında sona erdiyse de ancak iki uzay aracının dört reaksiyon çarkı başarısız oldu, teleskopun konumlandırmaya devam etmesini engelledi, bilim adamları hala önemli miktarda veri yığınını kullanıyorlar. Kepler bu süre zarfında bayağı bilgi  toplanmıştı.

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezinden Kepler’in verilerini analiz eden bilim adamları yakın zamanda potansiyel olarak  uzayda sekiz yaşanabilir gezegen daha keşfettiler.  Yapılan açıklamada “yeni dünyaların”  ‘Goldilocks bölge’sinde yer alan bu gezegenlerin ne çok sıcak, ne de çok soğuk olmadığını hava şartlarının oldukça uygun olabileceğini düşünüyoruz. Dünyamıza benzeyen 8 gezegenin bizleri beklediğini biliyoruz şeklinde açıklama yapmıştır.

Çalışmanın baş bilim insanı Dr Guillermo Torresthe, “Bu gezegenlerin çoğunun Dünya gibi kayalık olma şansı yüksek” Potansiyel hayatın devamlılığını sağlayacak bu sekiz gezegenden ikisi olan , Kepler-438b ve Kepler-442b  “Güneş’ten daha küçük ve daha soğuk olan kırmızı cüce yıldızların yörüngesinde”, dönüp durmaktalar. Bunlar üzerinde daha detaylı çalışmalar yapmaktayız. Umarım çok daha olumlu veriler elde edeceğiz şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.

Çalışmanın yazarı olan Dr. David Kipping, “Örneklemimizdeki gezegenlerin herhangi birinin gerçekten yaşanabilir olup olmadığını bilmiyoruz. Söyleyebileceğimiz tek şey onların umut verici adaylar olduğu. ” demektedir.

İlerleyen zamanlarda ekibin bu gezegenler hakkındaki araştırmaları Astrofizik Dergisinde yayınlanacak . Bakalım ne gibi yeni bilgilerle karşılaşacağız.

Kepler’in birincil misyonunun erken sona ermesi, yabancı dünyaların avına yapılan talihsiz bir darbeydi. Ancak, neyse ki, uzay aracı başarıyla yeniden düzenlenmiştir.  NASA yeni proje ve sonuçlarını Mayıs 2014 yılında”açıklayacağını ve olumlu şeyler beklediklerini ifade etmiştir.