Son Dakika

Genel

Mars’ta yaşam var mı yok mu tartışmaları devam ede dursun her gün dünya dışı zeki yaşama dair yep yeni kanıtlar ve belgeler ortaya çıkmaya devam ediyor. Bunlardan bir tanesi de “Nakhla” adı verilen içerisinde gömülü halde biyolojik bir kapsül bulunduran Mars kayasıdır.

Bilim adamlarının 28 Haziran 1911’de Mısır’da buldukları ve Dünyamıza 1.38 milyar ışık yılı uzaktan Mars’tan geldiğini tespit ettikleri bir meteoroid kayası üzerinde yaşama dair önemli bir kanıt daha tespit ettiler. Yaklaşık olarak 11 milyon yıllık geçmişe sahip bu kaya parçası içerisinde biyolojik bir oluşumu barındırmakta.

Meteor parçası üzerinde yapılan çalışmalar sonunda merkezinde eş merkezli bir çepere sahip kapsül benzeri bir biyolojik yapıya rastladılar. Kaya içerisinde adeta kendisini bir tür koza gibi korumaya almış olan bu fosilleşmiş nesne bir tür hücreyi andırmakta. Dünyamız şartlarına uyum sağlayamadığından mı bilinmez lakin burada gelişerek biyolojik bir varlık gösterememiştir.

Eliptik bir görüntüye sahip, fosilleşmiş bu biyolojik nesne şuan bile halen sırlarını açık etmiş değil. Bilim insanları bu açıklamalarından öte ne gibi veriler elde ettiler bilinmiyor, fakat bu bile bazılarının boş olduğunu iddia ettiği bir takım sistemlerin sanıldığı gibi hiç de boş ve uygunsuz yaşam şartlarına sahip olmadığını göstermektedir.

2018 yılında bir İngiliz Tv kanalı olan ITV ye röportaj veren NASA eski yöneticisi Charles Bolden konu ile ilgili şunları söylemiştir:

“ Geçmişte Mars, bazı açılardan Dünya’ya benzer bir gezegendi. Dünya dışı yaşam formları ile doluydu… Tekrar ediyorum … bir zamanlar … ama şuan bile bir yerlerde bu tip yaşam formları varlıklarını devam ettiriyor olabilirler “.

Bununla birlikte, Bolden’in açıklamaları ve ilgili bu keşif hakkında, Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezinin web sitesinde, Mars meteorit örneği üzerinde yapılan tüm analizleri bulabilirsiniz.

Orion UFO Araştırma Merkezi 2. Başkanı: Cem Çorapçı Antalya da çekmiş olduğu yeni UFO görüntüleri ile dikkatleri çekmeye devam ediyor. 2020 yılı Mayıs ayı içerisinde Antalya’nın Kepez ve Mazı Dağı semalarında görüntülemiş olduğu uçan nesneler görenleri şaşkına çevirirken bir yandan özellikle neden Antalya semaları diye akıllarda soru işaretleri uyandırıyor.

Sorulara cevap veren Cem Çorapçı Antalya’nın sadece sanıldığı gibi bir turizm cenneti olmasının dışında tarihi ve mistik atmosferi ile de oldukça çekici bir şehir diyor. Dünyamızın can damarları ve enerji merkezleri olan birçok ley hattının bu bölgede yer alması ve Akdeniz açıklarında yer alan bazı USO üslerininde bu yoğun trafiğe ve gözleme sebep olduğunu vurguluyor.

Cem Çorapçı: Bilindiği üzere USO (Undetified Swiming Object) Tanımlanamayan yüzen cisim’ lerin İngilizce baş harflerinden oluşan bir sözcük.  Gerek gökyüzünde gerekse su altında hareket edip manevralar yapabilin bu cisimler oldukça yüksek teknolojilere sahipler.  Bu yüzden yer yüzünde olduğu gibi su altında da rahatlıkla hareket edebiliyorlar. Su altındaki çok gizli üslerden havalanan gözlem araçlarının semalarımızda sıklıkla görülmelerinin başlıca nedeni budur.

Sadece 2020 yılı Mayıs ayı içerisinde ben kendim 20’nin üzerinde dünya dışı uzay aracını görüntülemeyi başardım. Bunu seneye vurduğumuzda varın gerisini siz düşünün semalarımızda nasıl bir yoğunluk söz konusunu olduğunu diyor Cem Çorapçı.

Aşağıda görmekte olduğunuz fotoğraflar Cem Çorapçının sadece Mayıs ayı içerisindeki gözlemlerinin sonucudur.

Yer: Antalya “Kepez / Mazı Dağı”

Tarih: Mayıs 2020

Fotoğraflar: Cem Çorapçı

PENTAGON’UN UFO AÇIKLAMASI

Pentagon tarafından yakın zaman önce yayınlanan ve açıklamak zorunda kaldıkları video kayıtları ilk defa Kasım 2004, Ocak 2005 ve 2017 tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri ve donanması tarafından kayıt altına alınmış radar ve kızıl ötesi kameralar ile tespit edilmiş dünya dışı varlıklara ait uzay araçlarının görüntülerinden oluşmaktadır.

Görüntülerde çok hızlı hareket eden değişik manevralarda bulunan ve radarların bile tespit etmekte zorlandığı avcı sistemlerinin kitlenemediği 3 adet cisim göze çarpmakta.

Görüntülerin ilk defa basına sızmasını sağlayan kişi 2005 ve 2012 yılları arasında kurulmuş olan ve daha önceleri ABD Savunma bakanlığında görev yapmış olan Luis Alonso’dur.  Luis Alonso daha sonraları Pentagon’daki görevinden ayrıldıktan sonra “TO THE STAR ACADEMY OF ART & SCIENCE” i kurmuştur. Bu oluşum sayesinde Savunma Bakanlığı içerisinden sızdırdığı görüntüleri dünya kamuoyu ile paylaşmıştır.

Basına sızan bu görüntüler sonrası Amerikan Senatosu yetkilileri bu durumun ulusal güvenliği tehdit edip etmediği hakkında bir soruşturma başlatmıştır ve Pentagon’dan konu ile ilgili detaylı bir rapor istenilmiştir. Yoğun baskı altında kalan Pentagon ise gerek baskıların sonucu gerekse ileride yapmayı planladıkları bazı gizli sebeplerden ki dolayı basına sızan bu 3 adet video kayıdı ile ilgili yazılı bir açıklama yapma gereği duymuşlardır.

ABD Savunma Bakanlığı sözcülerinden olan Sue Gough, yaptığı basın açıklamasında söz konu görüntülerdeki uçan objelerle ilgili şu dikkat çekici açıklamaları yapmıştır.

“Pentagon, daha önce sızdırılan bu görüntüleri, videoların gerçek olup olmadığı ve videoda daha başka şeyler olduğuna ilişkin yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için” yayımladığını duyurdu.

Pentagon, internet sitesinde bu videoların “açıklanamayan hava fenomenlerini” yansıttığını belirtti.

Açıklamada, “Bakanlık, titiz bir incelemeden sonra gizliliğe haiz kapasite ve sistemlerimizi ifşa etmeyen, tanımlanamayan hava fenomenlerinin askeri hava sahasına yönelik ihlalleriyle ilgili sonrasındaki hiçbir soruşturmayı etkilemeyen, gizliliği kalkmış bu videoları yayımlamayı kararlaştırmıştır” denildi.

Bu açıklamada insanları ikileme sevk eden ve kafaları karıştıran çok dikkatli okunduğunda anlaşılan asıl cümle şudur. Bu görüntülerdeki uçan nesneler için kesinlikle UFO terimi dünya dışı zeki yaşam manasında kullanılmamakta hatta tam tersine bu objeler açıklanamayan doğa olayları gibi fenomenler olarak lanse edilmektedirler.

Yine net bir Dünya dışı zeki yaşam ibaresi kullanılmamakta ve üstü kapalı bir mesaj içeriği insanlara verilmektedir.

Buraya kadar her şey normal gibi gözükse de aslında hiçbir şey göründüğü kadar basit değil maalesef. Şimdi aklımıza takılan şu birkaç soruya cevap bulmaya çalışalım.

1 – Neden Dünya’nın büyük bir salgın ile mücadele ettiği bir dönemde böylesi bir açıklama yapma ihtiyacı duyuldu

2 – Daha düne kadar UFO’ların ve dünya dışı zeki varlıkların varlığını kabul etmeyen ABD şimdi ne maksatla var olabilecekleri yönünde beyanatlar vermeye başladı.

3 – ABD elinde buna benzer kaç rapor ve dosya mevcut.  Acaba ABD hükumeti daha ne gibi görüntü ve belgeleri çok gizli başlığı altında saklıyor.

4 – Varılmak istenen nokta ne.

                Tüm bunları anlayabilmek ve açıklaya bilmek adına öncelikle Büyük Planı görmemiz gerek.

Peki nedir bu büyük Plan?

İşte bu sorunun cevabı 1952 yıllarında hazırlanmış çok gizli başlığı altındaki bir CIA raporunda açıkça belirtilmekte.

Marshall Caldwell tarafından hazırlanan rapor da şu önemli satırlar yer almakta.

“Dünyada görülen UFO’lar insanlarda psikolojik bozukluklara ve paniğe sevk edecek potansiyele sahiptirler. Eğer Sovyetlerin elinde de bu şekilde dokümanlar varsa Sovyetler ABD halkına karşı UFO ve Uzaylı işgalini kullanabilir. Bu yüzden bu rapor ulusal güvenlik konseyine sunulmalı ve gerekiyorsa Sovyet halkına panik yaşatmak için çok hızlı bir şekilde ilk defa bizim tarafımızca kullanılmalıdır”.

Görüldüğü üzere UFO ve dünya dışı zeki yaşam olgusu ABD hükumeti tarafından ileride uygulamaya koyacakları bir projenin en önemli malzemelerinden biridir. Yaşanılacak sözde bir UFO istilası halinde kitleleri paniğe sevk edip onları diledikleri şekilde sevk edebilmek korkularından faydalanıp büyük topluluklar halinde kontrol edebilmek asıl amaçtır. Bu şekilde halk panikleyecek ve önlerine sunulan çare görünümündeki her komutu ve faaliyeti sorgulamadan yerine getireceklerdir.

Başından beri dünya dışı yaşamı red eden bir hükumetin bu gibi açıklamalarla aslında kendisini yalanlaması boşuna değildir. Çünkü bilindiği üzere ABD’nin her zaman bir görünen birde görünmeyen çok gizli bir planı mutlaka vardır.

Asıl amaçları sıralayacak olursak başlıklar halinde bunlar

  • Tanrıyı oynamak
  • Kitleleri ve toplumları korku panik ve benzeri sebepler sunarak kontrol edebilmek yönlendirmek
  • ABD’nin kaybetmeye başladığı imajını dünyanın kurtarıcısı rolü ile yeniden kazanmaya çalışması (Bilindiği üzere geçtiğimiz sene Başkan Donald Trump uzaydan gelebilecek saldırı ve tehditlere karşı Uzay kuvvetlerini kurmuştu).
  • Aşılama ve Çipleme sayesinde insanlara daha rahat ulaşım sağlamak ve yönlendirmek. Dilediğini yaşatıp istemediklerini imha edebilmek.
  • Ve en önemli sebeplerinden bir diğeri de Reptilyanlara enerji ve besin sağlamak. Bilindiği üzere Reptilyan denen dünya dışı varlıklar insanların negatif enerjileri üzerinden beslenmekte ve güçlenmekteler. Gündelik gıdalarının bir kısmını da açığa çıkan negatif bioenerjilerden sağlamaktadırlar.

Bu satır başlıklarından bazılarını baz alan The Guardian gazetesi, Pentagon’un bu kararının videoları meşrulaştırdığını ve bunların insanların dünya dışı varlıklarla etkileşimine ilişkin spekülasyonları artırabileceğini vurgulamıştır.

ABD Donanması’nın UFO bildirimleri için yayımlanmış bir genelgesi mevcut.

Demokrat Partili eski Senato Başkanı Harry Reid, Twitter mesajında bu videoların bu alandaki “araştırma ve malzemelerin çok küçük bir bölümünü yansıttığını” bildirmiştir.

Bilim insanları onları arıyor… Pentagon videolarını yayımlıyor… “Onları” Orion UFO Araştırma Merkezi Başkanı Kuzey Atacan’a sorduk.

Uzaya sinyaller gönderiliyor… Öte gezegenlerde yaşam olup olmadığı araştırılıyor. Belgeseller, sinema filmleri yapılıyor. Bilim insanları onları arıyor… İlk kez ülkelerin yöneticileri isimleriyle ortaya çıkıp “Onlar var” demeye başladı… Ve son olarak Pentagon’un yayınladığı UFO videoları… “Onları” Orion UFO Araştırma Merkezi Başkanı Kuzey Atacan’a sorduk… Kuzey Atacan, Türkiye ve Dünya’daki UFO gözlemlerindeki artışı Spacemag Türkiye’ye anlattı…

Son yıllarda Dünya’nın her bölgesinde UFO gözlemlerinde ve görüntülerinde ciddi bir artış gözlemlenmekte. Bu gözlemlerin bazıları tanıklar tarafından yetkili kurum ve kuruluşlara rapor edilmekte; bazıları ise kimseye bildirilmemektedir. Bu raporlar ve görsel veriler Dünya’nın birçok ayrı noktasında bulunan Ulusal Rapor Merkezlerinde bir araya toplanmaktadırlar. 2012 ve 2020 yılları arasında yaşanan UFO gözlemleri ve elde edilen görüntüler, bu merkezlerde bir araya gelerek Dünya basını ile paylaşılmaktadır.

MUFON da isminden de anlaşılacağı üzere Dünya’nın en büyük UFO araştırma merkezlerinden olup; bu sayısız tanığı ve onların yaşadıkları UFO ve yakın karşılaşma gözlemlerini inceleyip elde edilen verileri görüntüleri analizlerden geçirerek gerçekliğini kanıtlayan ve bunu Dünya insanlığı ile paylaşan sayılı kuruluşlardan biridir. Dünya çapında derlenen UFO gözlemlerinden yola çıkılarak hazırlanmış bu ufak raporda hangi ülkelerin ya da Dünya üzerindeki noktaların 2012–2020 yılları arasında UFO’larca ne kadar sık ziyaret edildiğini görmüş olacağız.

Dünya’mızda üzerinde ekolojik, jeolojik, ekonomik, sosyal ve toplumsal anlamda çok ciddi değişimler yaşadığımız bu yakın dönemde, UFO gözlemlerinde yaşanan bu ciddi artışın bilinçli bir biçimde arttığını gözlemlemekteyiz. Önümüzdeki yıllarda UFO gözlemlerinin tüm Dünya’da ve ülkemiz üzerinde çok ciddi bir şekilde daha da artacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Teknik görsel araç ve gereçlerin temini, yazılı ve görsel basın ile internet ağı gibi çok özel sosyal paylaşım ağlarının da desteği ve yardımı ile halkın artan ilgisiyle bu tür konuların basında daha çok uzun zamanlar yer alacağına ve bu durumun “Evrende Yalnız Olmadığımız Gerçeğine” ışık tutacağına inancımız tamdır.

TÜRKİYE VE DİĞER 11 ÜLKE

Elde edilen veriler sonucu yapılan istatistiksel verileri göre UFO’ların ülkemiz dışında en çok ziyaret ettikleri ülkeler aşağıdaki ufak rapora göre şöyle sıralanmıştır:

  • Meksika
  • Amerika
  • İngiltere
  • Arjantin
  • Fransa
  • Japonya
  • Peru
  • Danimarka
  • Brezilya
  • İskoçya
  • İtalya.

50 AYLIK UFO GÖZLEMİ 1 AYDA YAPILDI

Bu yıl toplanan raporlara göre MUFON’un sadece Amerika Birleşik Devletleri bünyesinde yapmış olduğu sadece ağustos ayı verilerine göre gözlemlerin ve elde edilen görüntülerin ortalaması 1.013 civarındadır. Bu yaklaşık 50 aylık bir dönem içinde görülebilecek UFO gözlem ve yakın karşılaşmalarının bütününe eşit bir durumdur. Diğer ülkelerin geneline baktığımızda da bu durum aynı oranda artış göstermektedir.

2012–2020 öncesi dönemlerde Dünya genelinde yapılan gözlemler, raporlar, karşılaşmalar Dünya genelinde yüzde 35’leri bulurken; bugün bu rakamlar yüzde 65-85 seviyelerini göstermektedir. Bu durum içerisinde hükümetlerin yaşanan olaylar ve baskılar karşısında UFO Gerçeği konusunda açıklamalar yapmaları kaçınılmaz bir hal almaktadır. Başta Amerika olmak üzere Meksika, İngiltere, Fransa, Danimarka, İsveç, Brezilya hükumetlerinden sonra şimdi de 2020 yılı içinde Rusya, Uruguay Hava Kuvvetleri ile Yeni Zelanda ve Avustralya hükumetleri UFO raporlarını içeren birçok dosyayı halkın bilgisine açmıştır.

AP: “UFO BELGELERİNİN GİZLİLİĞİ KALDIRILSIN”

Yine geçtiğimiz aylarda, üst düzey bir düzine askeri yetkili Washington Ulusal Basın Kulübünde birçok önemli medya kuruluşunun katıldığı bir basın toplantısıyla, UFO gözlemlerinin birçok defa askeri üslerde ve nükleer başlıklı silahların ve füzelerin konuşlandırıldığı bölgelerde defalarca gözlemlendiğini itiraf etmişlerdir. Yakın zaman önce en yetkili ağızlardan biri olan Pentagon’un da UFO’ların varlığı hakkında açıklama yapması bunların en önemlilerinden bir tanesidir. Ayrıca Avrupa Parlamentosunda UFO belgelerinin gizliliklerinin kaldırılması üzerinde 4, 179, 180 ve 189 maddeleri dikkate alarak Avrupa İşlevselliği Antlaşması üzerinde bildiri yazıldı. Birliğin 33 meclis üyesinin anlaşarak yayınladığı bildiride Avrupa ülkelerinden arşivlerindeki UFO belgelerini halklarla paylaşmaları istendi. Medya kurumlarında, sivil toplum örgütlerinde ve bilimsel çalışmalar yürüten merkezlerde değerlendirilmek üzere kamuoyuna açıklanan bildiride, UFO’ların varlığı kabul edilerek ülkelerden ellerindeki UFO arşivlerini ifşa etmeleri istendi. Komisyon üyesi 33 devletin imza attığı bildiri tüm Dünya’da büyük yankı uyandırdı…

PARANOYAKS kanalının bu haftaki konuğu Orion UFO Araştırma Merkezi Başkanı Kuzey ATACAN olacaktır.

Tarık Kol’un hazırlayıp sunduğu canlı yayının bu geceki konusu “Dünya dışı zeki varlıklar ve Gizemli Dulce Üssü”

Geçmişten günümüze dünya dışı zeki varlıkların izlerinin konuşulacağı bu çok özel yayını sakın kaçırmayın.

22 Nisan 2020

Saat 22:00 – 24:00 Günü

Yayını kaçıranlar için Youtube üzerinden canlı yayın  linklerimiz 

Sierra Leone’de yaşayan Fula kabile liderleri nesilden nesile aktarılan göklerdeki bir savaştan bahsetmektedirler. Bu öyle bir savaştır ki savaş sonrasında gökteki yıldızların parçalanarak birer birer yer yüzüne düştükleri anlatılır. Ve bu savaş uçan makinelerle yapılmıştır.

1990’ yılında konuyu yerinde araştırmak üzere Afrika’ya giden Angelo Pitoni isimli İtalyan bir jeolog burada yaşayan kabilelerin şefleri ile de görüşmüş ve birtakım kazılarda incelemelerde bulunmuştur.

Angelo Pitoni, Sierra Leone de bahsi geçen göksel savaşın sıradan bir efsane olmadığını ve bunun gökyüzünden yaşanan kozmik savaşın gerçek kanıtlarına dayanan bir olay olduğunu açıklamıştır. Ve buna kanıt olarak yaptığı arkeolojik çalışmalar sırasında eline geçen göksel bir taşı kanıt olarak sunmaktadır.

İncelemeleri sonrasında Avrupa’ya dönen Pitoni taşı hemen Cenevre Doğa Bilimleri Enstitüsüne ve daha sonra daha ayrıntılı bir analiz için Roma daki La Sapienza Üniversitesine götürdü.

Bulduğu kanıt 55.000 yıllık geçmişe sahip kristalimsi mavi bir taştır. Pitoni “Cennet Taşı” olarak adlandırmış olduğu bu taşı dünya genelindeki 7 ayrı büyük laboratuvara göndermiş ve analiz edilmesi için inceletmiştir.  Her bir laboratuvardan aynı cevabı almıştır.

Taşın yapısındaki minerallerin Dünya da ki hiçbir materyalle ve mineralle benzeşmediği ortaya çıkmıştır.

Taşın nasıl bu denli mavimsi bir renk aldığı ve solmadığı da ayrı bir muammadır.

Utrecht Üniversitesinde yapılan bir testte güçlü asitlerin ve çözeltilerin bu taşa tesir etmedikleri de ortaya çıkarıldı.  Hatta 3000 santigrat dereceye kadar ısıtılarak değişim geçirip geçirmeyeceği de gözlemlenmeye çalışıldı fakat buna rağmen bile taşta ve yapısında en ufak bir değişime rastlanamadı.

İşin en ilginç yanı ise taşın yapısının %77,17 oranında saf oksijenden oluşuyor olmasıydı. Geriye kalan kısım ise karbon, kalsiyum ve tanımlanamayan bir başka elementten oluşmasıydı.

55.000 yıllık bir geçmişe sahip bir kayada bu denli saf oksijen nasıl olabilirdi. Bilim adamları bu konuya halen bir açıklık getirebilmiş değiller.