Son Dakika

51. Bölge & Dulce Üssü

1953’de Washington D.C’nin kontrolü dışındaki gölge hükümetin içinde “Amerikan Gölge Hükümeti” “Majestic-12 Komitesi” kurulmuştu. Bu komitenin başkanlığını o zamanlar Başkan Truman yapıyordu. Los Alamos, New Mexico’da bulunan örgüt, Başkan-yardımcısı Nixon zamanında yeniden faaliyete geçirildi

MJ-12, DDBV’lerle (Dünya Dışı Biyolojik Varlıklar) sınırlı işbirliği ile gizli bir program yürütüyordu. Zeta Reuculi yıldız sisteminden geldiği iddia edilen, büyük siyah gözlü ve kocaman kafalı, akıllı sürüngenimsi yaratıkların (Gri’lerin) acilen “ Bor ” elementine ihtiyaçları vardı. Bu element de Amerika’nın güneybatısında bulunuyordu. İlginç bir tesadüftür ki, ülkenin çok gizli askeri tesisleri de yoğun olarak bu bölgede bulunuyordu

UFO’ların buralarda sık sık görülmesi, “ziyaretçiler”le ABD hükümet yetkilileri arasında bir işbirliği olduğu iddialarının ortaya atılmasına sebep olmuştu. İddialara göre, uzaylıların vaat ettikleri ileri teknoloji transferine karşılık, onlara “Bor” verilecekti

ABD’de UFO’lar tarafından kaçırılan çocukların yeraltındaki laboratuarlarda tıbbi denemelere tabi tutuldukları iddia edilmektedir

Bazı kaynaklara göre, 51. bölgedeki üs’de 22 yer altı seviyesi bulunmaktadır. Bu tesisin güneybatıdaki diğer tesislerle, yer altı tünelleri vasıtasıyla bağlantıları vardır.

Bu üs’te “Zihin Kontrol Işın Silahları” da geliştirilmekteydi. Üs, Kongre’nin, Başkan’ın ve ABD Hava Kuvvetleri’nin denetimi dışındadır.

Bilderberg / CFR / Trilateral Komisyon / Tek Dünya Hükümeti / Yeni Dünya Düzeni gibi farklı isimlerle anılan gizli bir çete ( Illuminati ), askeri-endüstriyel kompleks içinde faaliyet göstermekte ve yer altı üslerini kontrol etmektedir. Bu güçlerin hedefi dünya çapında egemenlik kurmaktır. (Yani, TEK DÜNYA HÜKÜMETİ)

William P. Lear, CIA için bütün dünyada gizli misyonlar gerçekleştirmiş bir pilottu. 1986 yılında Lear, bir UFO’nun İngiltere’de askeri üsse indiğine şahit olan bir ABD Hava Kuvvetleri mensubu ile tanıştı. Lear, onun anlattıklarına göre, DDBV’larla ABD hükümet arasında bir anlaşma yapıldığına inanmaya başladı. Lear’e göre, 1969-71 yılları arasında “uzaylı ziyaretçiler” ile Majestic-12 Komitesi arasında bir anlaşma yapılmıştı. İleri teknoloji transferi karşı ışığında, hükümet süregelen “insan kaçırmalar”a göz yumuyordu. “Kaçırmalar” insan/uzaylı melezi yaratmak için yürütülüyordu.

Dünya dışı varlıklar kurbanlarının vücuduna yerleştirdiklerini yapay cisimlerle (Mikroçipler) onları kontrol ediyorlar, bazen de insanların organlarını çıkararak, kendi bozuk sistemlerini yenilemek için kullanıyorlardı. İstenilen etki, kaçırılanlardan alınan enzim veya hormonun, hidrojen peroksitle karıştırılmasıyla elde edilen solüsyonun, uzaylıların bedenlerine enjekte edilmesiyle sağlanıyordu.

Lear’e göre, 1956 yılında Çavuş Jonathan P. Louette, White Sands Füze Deneme alanından disk şeklindeki bir araç tarafından kaçırıldıktan üç gün sonra bedeni –aynı sığırlar gibi- parçalanmış bir vaziyette bulunmuştu.

Bu operasyonlar yeraltındaki laboratuarlarda, bunlardan biri Groom Lake -51. Bölgede bulunuyordu. Ve kurban daha canlı iken gerçekleştiriliyordu. 1979 – 1983 yılları arasında MJ-12, olayların planlandığı gibi gitmediği fark etti. 1979’da durumu araştıran bir grup, New Mexico Dulce’deki CIA / dünya dışı varlıkların yer altı kompleksinde, dünya dışı varlıklar tarafından tuzağa düşürüldü. Rehineleri kurtarmak için özel bir birlik yollandıysa da çıkan çatışmada 66 asker öldü.

Bu felaketten sonra, MJ-12’nin günümüzdeki üyeleri (Üyeler arasında o zamanki Dışişleri Bakanı Henry Kissinger), eski CIA direktörü Richard Helms ve eski Donanma İstihbarat ve Mili Güvenlik Ajansı Başkanı Bobby Ray Inman bulunuyordu.) durumu kamuoyuna açıklamak istediler. Fakat üyelerin çoğu böyle bir açıklamanın kitlesel paniğe yol açacağını düşünerek, onun yerine DDBV’a karşı etkin bir silah geliştirmeye başladılar.

“Stategic Defense Initiative” (SDI) denilen “Yıldız Savaşları Projesi”, bu amaçla geliştirilmişti. Gerçekte bu projenin Rus füzelerine engel olmak gibi bir amacı yoktu!…

İlginçtir ki, Başkan Kennedy de uzaylılarla yapılan anlaşmayı halka açıklamak isterken (Şoförü tarafından) vurularak öldürülmüştü. CFR tarafından kontrol edilen “Gölge Hüküme” Kennedy’in ölümünden sorumlu idi.

İddialara göre, “Raptiye Operasyonu” ile II. Dünya Savaşı sonunda Almanya’dan Amerika’ya getirilen doktorlar ve bilim adamları “Zihin Kontrol”, “Genetik Mühendisliği” ve anti-gravitasyonel uçan disklerin yapımıyla uğraşmışlardı. 51. Bölgede bir “ Frankestein ” fabrikası kurulmuş ve genetik mühendisliğinin ürettiği yaratıklar ortaya çıkarılmıştı.

Bunlardan “Chupacabra” denilen vampir yaratık, Porto Rico’dan Mexico’ya, Oregon’dan Florida’ya her yerde görülmüştü. (Son yıllarda Şili’de ortaya çıkmıştır.) Bu yaratığa “Created Reptilian Alien Vampire Engineered Species” ( CRAVES )” “Genetik değişime uğratılmış sürüngen / uzaylı vampir türü ” deniyordu. “Chupacabra” insanları uzaylı istilası “senaryolarına” hazırlamak için ortaya çıkartılmıştı. Aslında amaç, halkın Tanrıya ve egemenliğe olan inancını yok etmek ve global bir hükümete yol açmaktı.

ABD hükümetine ait yeraltında birçok tünel ve yer altı tesisleri bulunmaktadır. Bunlar arasında en önemlileri; New Mexico’daki Dulce, Sunspot, Datil, Corona, Taos Pueblo, Albuquerque, Arizona’da Santa Catalin dağlarında, Colarado’da Delta, Grand Mesa ve Colarado Springs’de, Kaliforniya’da Needles, Edwards AFB, Tehachapi Dağları, Ft. Irwin, Norton AFB ve Morongo Vadisi, Nevada’da Blue Diamond, Kellis AFB, Groom Lake ve Papoose Lake bölgeleri, Quartzite Dağı ve Tonopah’dır.

Dulce, New Mexico’nun kuzeyinde 900 nüfuslu küçük bir kasabadır. Dulce’nin en önemli özelliği Archuletta Mesa’nın altında derin bir sır saklıyor olmasıdır. Söylentilere göre bu sır; Hükümet-uzaylı ortak biogenetik laboratuarlarında insanların ve hayvanların üzerinde korkunç deneyler yapılıyor olmasıdır.Bu üs civarında sık sık parçalanmış sığırlara rastlanmaktadır. Bazı araştırmacılar, parçalanmış sığırlar fenomeninin UFO’larla bağlantılı olduğu söylemektedirler.

Gerçekten de Dulce civarında sık sık UFO’lar, acayip ışıklar ve diğer hava fenomenleri rapor edilmektedir. UFO’ların görüldüğü bölgelerde parçalanmış sığırlara da rastlanmaktadır.

Aşağıda okuyacağınız Amerikalı araştırmacı Paul Bennwitz’in Dulce üssü ile ilgili açıklamalarının bir dezinformasyon kampanyasının sonucu olup olmadığı açıkça belli değildir. Paul’un Dulce tesisiyle ilgili tek şahidinin açıklamaları için, onu yalancılıkla suçlamak taktik bir manevra olabilirdi ama gerçek dezinformasyon kampanyası, kamuoyuna Dulce hikayesinde inanılacak hiçbir şey olmadığını söylemek olurdu

Paul Benewitz, bir UFO tarafından kaçırılan New Mexico’lu Mynra Hansen vakasını incelemişti. Hansen, 1980 yılında bir yer altı tesisine götürülmüştü.

Christa Tilton, Temmuz 1987’de bir uzay gemisiyle gelen iki küçük gri-uzaylı tarafından kaçırıldıktan sonra, “kayıp zaman” tecrübesini yaşamıştı.

Tilton, kaçırıldıktan sonra güvenlik kameraları ve bilgisayarlı kontrol noktalarının bulunduğu yeraltında bir tünele götürüldü. O, bir transit araçla yüz taraması yapılan bir bilgisayar ekranının karşısına getirildi. Bilgisayar ona bir kimlik kartı çıkarttıktan sonra, rehberi tarafından yedi kat yeraltında bulunan bir tesisin birinci seviyesine geldiği söylenti. Christa’nın iddiasına göre, o yeraltındaki 5. kata kadar indirilmiş ve burada uzaylı araçlarının ve küçük gri yabancı varlıkların olduğunu görmüştü.

Daha sonra götürüldüğü geniş bir odada, bilgisayarlar tarafından kontrol edilen, geniş tanklara asılmış göstergeler ve bazı boru hatlarından çıkarak tankın içine giren geniş kollar görmüştü. Onun dikkatini bir uğultu sesi ve formaldehit kokusu çekti. Tilton bu sıvının tanklarda karıştırıldığı izlenimini edinmişti. Ona tankın muhtevası gösterilmedi. Christa, kaçırıldığı zaman şahit olduğu şeylerin çoğunun sonradan resmini çizmişti.

Bu esrarengiz tanklarla ilgili bilgiler, “Dulce Kağıtları” adlı tartışmalı bir dosyada yine ele alınmıştı. Bu dosyada ayrıca Dulce yer altı tesislerinin 30 adet siyah-beyaz fotoğrafı ve bir de video-bant bulunuyordu. İddialara göre, bu kağıtları dışarıya 1979’a kadar Dulce’de güvenlik görevlisi olarak çalışan bir memur çıkartmıştı.

1979’un sonunda güvenlik memuru Thomas C., karşılaştığı korkunç gerçekler karşısında daha fazla suskun kalamayacağını anlamıştı.

Dulce yakınlarındaki Amerikan Hükümeti/uzaylılar ortak yer altı üssünde rahatsız edici çok şey duymuş ve görmüştü. Çetin bir iç hesaplaşmadan sonra, tesisten ayrıldı ve birçok belgeyi de beraberinde götürdü. Küçük bir fotoğraf makinesi ile, yeraltındaki çok katlı kompleksin 30’dan fazla fotoğrafını çekti. Ayrıca birçok belgeyi ve kontrol merkezindeki bir güvenlik video-bandını beraberinde götürmüştü. Bu bantta laboratuarlar, uzaylılar ve ABD hükümetinin yetkili personeli görünüyordu. Alarmı ve kamera sistemini kapatan Thomas, dışarı açılan 100 çıkıştan birinden yüzeye çıkmıştı.

Thomas, orijinal belgeleri çok iyi sakladıktan sonra her birinden beşer kopya çıkardı. Thomas saklanmaya karar vermişti ve bu amaçla karısını ve çocuğunu evinden almaya niyetlenmişti ki, evinin önünde hükümet ajanlarına ait bir minibüsü beklerken gördü.

Thomas yakın bir arkadaşının ihanetine uğramıştı. Ajanlar, Thomas’ın karısını ve çocuğunu, tesislerden aldıklarını geri vermesi şartıyla, serbest bırakabileceklerini söylediler. Thomas, ailesinin biyolojik denemelerde kullanılacağını anlayınca, ortadan kaybolmaya karar verdi. Bu 10 yıl önceydi. Thomas böyle bir gizli entrikaya nasıl karışmıştı?

Şimdi 50’li yaşlarda olan Tomas, 20’li yaşlarının ortasında Batı Virginia’da bir yer altı tesisinde, çok gizli fotoğrafçılık eğitimi almıştı. O, 7 yıl Hava Kuvvetleri için çok gizli fotoğrafçılık yaptı. 1971’de Santa Monica/Kaliforniya’da Rand Corporation için çalışmaya başladı. 1977’de Dulce tesislerine transfer oldu. Yeraltındaki görevine, derin yer altı tüp-mekik sistemiyle gidiyordu.

Bu zaman içinde Santa Fe/New Mexico’daki bir güvenlik görevlisi, özel olarak UFO görüntüleri, hayvan parçalanması fenomenini ve bölgedeki Mason-Wicca gruplarının faaliyetlerini araştırıyordu .Thomas’ın ve araştırmacının ortak arkadaşı olan bir şahıs, 1979’da Santa Fe’ye gelerek her ikisini de ziyaret etti. Ziyaretçi fotoğraflara, video banda ve Dulce üssünden alınan belgelere de göz attı. Buradan bazı resimler çizildi ve böylece UFO araştırmacısı toplulukların “Dulce Papers” (Dulce Kağıtları) diye bildikleri bilgiler ortaya çıktı.

Thomas’ın iddiasına göre, Dulce tesislerinde 18.000 kısa “gri” vardı; ayrıca o, sürüngenimsi-humanoid’ler ( İnsanımsılar ) de görmüştü. Thomas’ın bir iş arkadaşı evinde, materyalizme olan 6 foot ( 1.83 m) boyunda bir sürüngenimsi(4) ile yüz yüze gelmişti. Reptoid ( Sürüngenimsi ) duvardaki New Mexico ve Colarado haritaları ile çok ilgilenmişti. Haritalardaki renkli toplu iğneler ve işaretler, sığırların parçalandığı bölgeleri, kaçırılma olaylarının yoğun olarak yaşandığı yerleri, eski harabeleri ve şüpheli yer altı uzaylı üslerini gösteriyordu.

Çok katlı Dulce yer altı üssü, üs güvenliği tarafından devamlı kontrol edilen merkezi bir sisteme sahiptir. Üssün güvenlik seviyesi aşağı inildikçe artıyordu. Thomas, gizlilik kategorisinde güvenlik derecesi “ULTRA-7”ye sahipti. Thomas’ın bildiği 7 aşağı kat vardı ama daha da fazlasının olması mümkündü. Bir çok uzaylı yeraltındaki 5,6 ve 7. katlarda bulunuyordu. Dulce’den Page’ye (Arizona’daki yer altı tesisleri) daha sonra Nevada’daki 51. Bölge’nin altındaki bir üsle bağlantılar vardı. Dulce’den kalkan tüp-mekik, Taos, NM, Colarado Springs, Colarado, Creed, Colarado Sandia gibi yer altı üslerinden geçtikten sonra, Carlsbad, NM’ye varıyordu. ABD altındaki tüneller ve yer altı şebekesinin birbirleriyle tüp-mekik bağlantıları vardır.

Dulce üssünde, kapılar ve koridorlar üzerindeki çoğu işaretler, uzaylı sembol dilinde yazılmıştır. Bu evrensel sistemi burada insanlar ve uzaylılar tarafından rahatlıkla anlaşılmaktaydı. Thomas’ın anlattığına göre, yeraltındaki 2. kattan sonra, herkes çıplak olarak tartıldıktan sonra, üniformaları veriliyordu. Ziyaretçilere kapalı beyaz üniformalar veriliyordu. Herkesin ağırlığı güncel olarak, bilgisayar kimlik kartının üzerine işleniyordu. Ağırlıktaki herhangi bir değişiklik anında kaydediliyor, şayet 3 pound (1.360 Kg)’un üzerinde ise, fiziksel bir inceleme ve röntgenden (X-Ray) geçmesi isteniyordu.

Bütün hassas bölgelerin ön tarafında göstergeler vardı. Kapı kontrol panellerinde ve döşemeyle kapı arasında da göstergeler vardı. Her şahıs bilgisayar kimlik kartını kapının yanındaki yarığa sokuyor ve nümerik kodunu anahtar tuşuna giriyordu. İşlemler sırasında meydana gelebilecek en ufak bir aksaklık bile, oraya bütün güvenlik memurlarının toplanmasına yetiyordu. Hassa bölgelerde kimsenin bir şey taşımasına izin verilmiyordu. Bütün malzemeler, bir taşıma bandına konuyor ve röntgen cihazından geçiriliyordu. Aynı işlem hassas bölge terk edilirken de tekrarlanıyordu.

Bütün asansörler manyetik olarak çalışıyordu ve asansör kabloları mevcut değildi. Işıklar dahil her şey ileri manyetik bir sistem tarafından kontrol ediliyordu. Buralarda alışılmış ampuller yoktu. Tüneller fosforlu birimler ve şekilsiz emisyon şeritleri vasıtasıyla aydınlatılıyordu. Bazı derin tünellerde, bölgeye geçici olarak aydınlatmak için bir çeşit fosfor pentaoksit kullanılıyordu. Bilinmeyen sebeplerden dolayı uzaylılar bu bölgelere yaklaşmıyorlardı.

Yeraltındaki üssün katları

1. kat yol bakımı için garaj ihtiva ediyordu.

2. katta trenler, mekikler, tünel delgi makineleri ve disk bakımı için garaj bulunuyordu.

3. katta özel ofisler ve labaoratuvarlar

4. katta, insan-aura’sı için araştırma yapılan odalar

5. telepati, hipnoz ve rüyalar üzerinde araştırmalar yapılıyordu. Thomas’ın dediğine göre, onlar insanların bio-plazmik bedenini, fiziksel bedenden ayırıp, bunun yerine uzaylı varlığın “hayat-güç-matrix”ini yerleştiriyorlardı. Bu şekilde insanın “can” hayat gücü matrix’ini ortadan kaldırıyorlardı.

6. kat “Kabus Salonu” olarak biliniyordu. Burada balıklar, kuşlar, fareler vb. hayvanların orijinal şekillerinin değiştirildiği genetik laboratuarlarda bulunmaktaydı. Bu katta ayrıca çok kollu ve çok bacaklı insanlar, kafeslerde tutulan 7 feet ( 2,13 m) uzunluğunda humandoid-yarasa benzeri yaratıklar vardı. Uzaylılar insanlara genetik hakkında hem faydalı, hem de çok tehlikeli birçok şey öğretmişlerdi.

Gri’ler ve reptoid’ler analitik zekaya sahip, teknolojiye yatkın yaratıklardı. Diğer bir uzaylı grup olan Nordik insanlarla(6) çatışma halindeydiler. Belki de gelecekte vuku bulacak büyük savaşa burada hazırlanıyorlardı.

Bu “sürüngenimsi”lerin bir özelliği de diğer canlı varlıklara karşı etik ve insani hiçbir duygu ve düşünceye sahip olamamalarıydı. Bu nedenle her türlü deneyi rahatlıkla yapabiliyorlardı.

İnsan genetik haritasının çıkarılması (Genome projesi) için Amerikan Enerji Bakanlığının (DOE) içinde şu kuruluşlar bulunuyordu; “Ulusal Sağlık Ensitüsü”, “ National Science Foundation ” (Ulusal Bilim Vaktfı), “ Howard Huges Medical Institue ” ve tabii ki, DOE tarafından yürütülen Dulce yer altı laboratuarları.

Thomas’a göre, uzaylılar androjinal’dı (Hem erkek hem dişi, çifte cinsiyetli) ve ortaya çıkan canlı, partenogenez’le (Yani kendiliğinden üremeyle) çoğalıyordu. Dulce’de çok geçerli form veya üreme poliembriyoni idi. Her embriyo 6 veya 9 birey ortaya çıkaracak şekilde bölünüyordu.

Uzaylı ve insan Bio-Tekniği insanlığa hizmet etmek için mi, yoksa bizleri kontrol etmek ve egemen olmak için mi kullanılacak? Niçin UFO’lar tarafından kaçırılanlar genetik deneylerde kullanılıyorlar?

Thomas’ın Dulce’den ayrılmasına neden olan şey, 7. kattaki kafeslerde gördüğü ve ondan yardım isteyen insanlar olmuştu. Thomas’a göre, sıra sıra binlerce insan ve insan-uzaylı melezleri ve humanoid embriyolar soğuk hava depolarında tutuluyordu.

Uzaylılar ne toprak, ne altın, ne madenler, ne su, ne de insanların sahip olduğu şeyleri istemiyorlardı. İstedikleri tek şey, dünyanın manyetik gücüydü. Uzaylılar bu gücü bizim bilmediğimiz bir şekilde kullanıyorlardı.

Evet, Thomas’ın hikayesi inanılmaz gibi görünüyor ama, anlatılanlar gerçekte yaşanan bir kabusun sadece bir kısmını oluşturuyor olabilir. Dulce’de garip şeyler olduğuna dair birçok delil var. UFO görüntüleri, kaçırılma ve hayvan parçalama olaylarının arkasında daha korkunç hakikatler gizleniyor olabilir.

Yakın zamanlarda Archuleta Mesa’da sondaj ve bilgisayar analizi yapan bir grup bilim adamı, Mesa’nın altında derin mağaralar olduğunu tespit ettiler.

Önemli bir kaç not :

1- Griler, eski Mısır ve Sümer yer altı mitolojilerinde de insanları kaçıran yaratıklar olarak biliniyorlardı. Sümer mitolojisinde bunlara “ GALATUR ”, Mısır mitolojisinde ise “ USHABTİU ” deniyordu.

2- X-Files (Gizli Dosyalar) dizisinde, FBI ajanı Mulder’e her türlü bilgi veren ve yardım eden eski CIA ajanı Henry Kissinger’ı hatırlarsınız.

3- Bu sürüngenimsi canavar ile halk arasında bir panik yaratmak ve onların “Yeni Dünya Düzeni”ni daha kolay kabul etmeleri isteniyordu.

4- Sürüngenimsi ırk, büyük çoğunluğu Dördüncü Boyut’ta bulunan ve dünya üzerindeki en güçlü ve en kötü insan zihinlerini kontrolü altında bulundurup beyinleri yıkayan genellikle ruhsal varlıklardır.

5- Aura (Psişik hale, halka da denir): İnsan vücudunu (hayvan ve bitkileri de) bir zarf gibi saran ışıklı haleler, emanasyonlar topluluğudur. Şekli ovale yakın bir tarzdadır. Erkek ve kadınlarda farklı biçimlerde göüzkemektedirler.

6- Nordik insanlar ise Reich ( Nazi ) Almanlar’ın müttefiki Aldebaranlı dünya dışı varlıklardı.

( Area – 51 )

UFO’ların varlığına kaynaklık eden en önemli olaylardan biri de, ABD’de yer alan 51. Bölge adı verilen gizli askeri üs ve burada gerçekleştirilen gizli çalışmalardır. Anlatılanlara göre bu gizli üs, UFO gözlemlerinin en yoğun yaşandığı noktalardan bir tanesidir. Çalışır halde bulunan UFO’ların sıkça gözlemlendiği, gerek yerel halkın iddialarında, gerekse üst düzey yöneticilerin raporlarında sıkça yer almaktadır. Bu iddiaları asıl destekleyen kişi ise, “ Uçan daire içi sistem mühendisi ” olarak çalıştığını söyleyen üssün eski çalışanı Robert Bob Lazar’ın iddialarıdır.

Resmi Tanık : ROBERT BOB LAZAR

1989 yılında Lazar’ın ortaya attığı iddialara göre, 51 adı verilen bu gizli üsse izinsiz girmenin ve çıkmanın cezası ölümdü. Groom Gölü (Groom Lake) Hava Kuvvetleri Üssü, diğer bir adıyla “ Dream Land ” ( Düş Ülkesi ), Nevada’nın geçit vermeyen sıradağları ile çöl arasına kurulmuş dev, gizli bir üstür. 51. Bölge, Las Vegas’ın 153 km. kuzeyinde, Groom Lake yakınında olup Nevada Test Sahası ve Nellis Hava Kuvvetleri Sahası ile çevrelenmiştir. En yakın yerleşim birimi, hemen kuzey sınırında bulunan Rachel kasabasıdır. 51. Bölgenin içinde bulunduğu arazi 940 km2’dir.

Resmî kaynaklarda 51. Bölge olarak bilinen bu bölgenin adı, bir haritadan esinlenerek konmuştur. 40 yıldır var olan ve milyonlarca dolar ödenerek halktan gizlenen bu gizli üs, resmî bilgilere göre eskimiş halde bulunan SR71 Blackbird, casus uçakları ve F117 Stealth savaş uçaklarının saklandığı, sıradan bir hava üssü olarak belirtilmektedir. Ama son zamanlarda üssün, TR3A tatbikat uçakları ve ” Aurora ” olarak bilinen en son Stealth projesi için kullanıldığı söylentileri de yayılmaktadır.

Üssün çevresinde yaşanılan alışılmamış olayların gözlemlenmesi tüm dünya basınının dikkatini bu bölgeye çekmiştir. Gerçekten normal uçaklara hiç benzemeyen, alışılmışın dışında manevralar yapan disk biçimli, bir anda gözle görülüp, aniden kaybolan, bu garip nesneler bir çok defalar gözlemlenmiş ve kameralarca görüntülenmiştir. Elde edilen görüntülerin incelenmesi sonucunda, görüntülenen nesnelerin kesinlikle dünya yapımı bir teknolojiye ait olmadığı ve bizim uygarlığımızdan yüzyıllarca ilerde olduğu çok net bir biçimde anlaşılmıştır. Daha sonraları gökyüzünde dolaşan, üstün yetenekler sergileyen, bu garip nesnelerin bir parçada olsa deşifre olması, dünya UFO araştırmacılarının ve TV ekiplerinin bu gizli üssün yakınlarına akın etmelerine sebep oldu. Üste çalışan askerî yetkililer, bu durumu hiç hoş karşılamadığından dolayı üssün çevresini, bir araba plakasını birkaç mil uzaktan okuyabilen yüksek güçte TV kameraları, sınırın kenarına yerleştirilmiş, geçen araçları denetleyen hareket alıcıları ve devriye gezen güvenlik bekçileriyle çevrelemek zorunda kalmışlardır.

SINIR DEVRİYELERİ ( Commo Dudes ) : Commo Dudes takma adıyla anılan bu kimseler bu gizli üs etrafında devriye gezen, her türlü yetkiye sahip kim oldukları ve ne oldukları bilinmeyen, gerektiğinde rahatlıkla kaba güç kullanabilen özel sınır devriyeleridir. Kimsi görevliler bölge etrafında tebdil-i kıyafet gezerken kimisi de üniformalarıyla görev yapmaktadırlar. Devriye görevlerinde kullandıkları araçları ise beyaz Cherokee jeep’tir. Sınıra birkaç mil bile yaklaşan herkesi yakından izlerler.

Bölgedeki bazı tehlikeler : En büyük tehlike, tel örgülerle çevrilmiş askeri bölgeden bilerek yada bilmeyerek geçmektir. Eğer bu geçiş sırasında yakalanırsanız hemen 600 dolar para cezasına çarptırılırsınız. Bu işin görünen yüzüdür sadece. Bölgeyi geçmeye teşebbüs edipte vurulan ve ölenlerin sayısı da hiç de az değildir. Bunlar içerisinde bir daha kendisinden haber alınamayanlarda bulunmaktadır.

Bölge sınırına yaklaşılan her noktada “ YASAK BÖLGE !, GEÇİLMEZ !, ASKERİ ALAN !” levhaları yer almaktadır. Sınırı iyi tanımadan buralara yaklaşmak bile çok tehlikelidir. Çöllük arazi içinde kaybolup, susuzluktan ölmek gibi bir takım tehlikelerde bu bölgede bulunmaktadır.

51. Bölge adı verilen bu gizli hava üssü ile ilgili en çarpıcı rapor, 1988-1990 yılları arasında Galileo ismiyle bilinen gizli bir projede “ sistem mühendisi ” olarak çalışan Robert Bob Lazar’dan geldi. Lazar, dünya dışı 9 uzay aracının üssün S4 adı ile bilinen bir bölümünde saklanarak incelendiğini iddia ediyordu. Lazar’ın iddialarına göre bu dokuz uçan daire, dağların içine oyulmuş, özel odacıklardaki büyük çengellere yerleştirilmişti. Araçların kapıları hariç, diğer yüzeyleri ise fark edilmesinler diye mağaranın rengi ile aynı renge boyanmıştı. Lazar, bu üste dünya dışı teknolojiyi keşfetmek için nesneleri ayırmaktan sorumlu sistem mühendisi olarak görevli bulunmaktaydı.

Anlattığına göre, üste çalışmaya başladığı günden ayrılana kadar her hareketi silahlı güvenlik güçleri tarafından adım adım izlenmekteydi. Fakat, bir fırsatını bulup 4,5 metre yüksekliğinde ve 18 metre çapında bir yetişkinden daha çok, bir çocuk için dizayn edilmiş uzay araçlarından birine girdiğini iddia ediyordu. Araç, metalik yapıda olmasına rağmen kaynak yerlerini görmüyordu. Bu nesnenin elektrik düzeni, bizim havacılık teknolojimizden çok çok ileri bir düzeydeydi. Lazar, yaptığı işin detaylarını laf arasında bazı yakın arkadaşlarına anlatmıştı ve arkadaşlarını uzay araçlarının test uçuşlarının izlenebildiği üssün bir bölümüne götürmeye başlamıştı. İzinsiz giriş çıkışlarının birinde güvenlik devriyesi tarafından tutuklandı. Uzun süreler sorguya çekildi. Öldürülme tehdidi ile göz dağı verilerek, tekrar serbest bırakıldı.

Olayların hızla birbirini takip ettiği bu sıralarda günümüzden tam 2 ya da 3 yıl önce ABD Hava Kuvvetleri, Groom Gölü’nü halkın görüşünden uzak tutmak için çevresindeki 4500 hektarlık boş araziyi satın aldı. Üssü gözlemek için en yakın nokta 25 ila 30 mil uzaklıkta kalıyordu. Bu açıdan da net görüntü elde etmek imkansız gibiydi. Şu an gerek basınla, gerek yetkili mercilerden elde edilen bilgilere göre 51. Üs adlı bir bölgenin 94000 hektarlık araziye sahip olduğunu açıkça görmekteyiz. Üssün adının şu an bile haritalarda yer almaması, bizlere buranın gizli bir üs ya da dünya dışı bir sırrı saklamak için kullanılan bir merkez olduğu izlenimini vermektedir. Geçen birkaç yıl içinde çekilen Rus uydu fotoğraflarında 9500 metre uzunluğuyla dünyanın neredeyse en uzun uçuş pistinin burada olduğu kanıtlanmıştır. Diğer uydu fotoğraflarında da alışılmış yapıların dışında sıra dışı teknolojik mimarilerinde yer aldığı görülmüştür.

Sıra dışı teknolojik mimari yapıların dışında ilginç teknolojik aletlerde burada sıra dışı bir takım olayların döndüğünün en önemli kanıtlarından biridir. Dünya basınının önde gelen habercilerinden ve araştırmacılarından oluşan bir grup televizyoncu bölge içinde yer alan bazı sıra dışı araçların ve aygıtların fotoğraflarını çekmeyi başarmışlardır. Görüntülenen bu ilginç teknoloji ürünü aygıtların hangi amaçlarla buralara konulduğu şu an bile bilim çevrelerince açıklana bilmiş değildir. Tabi ki akıllara takılan en önemli sorulardan biri ise bu son teknolojini ötesi aygıtların kim yada kimler tarafından nasıl inşa edildikleri meselesidir.

Günümüz bilim adamları ve askeri yetkilileri bile bu sıra dışı, teknoloji harikası araçların ve aygıtların bilimsel bir açıklamasını yapamamaktadırlar.

Görmekte olduğumuz bu radar yada uydu vericisi benzeri aygıt bu gizli bölge de görüntülenen ve halen sırrı çözülememiş aygıtlardan yalnızca bir tanesidir. Yapısı itibari ile şöyle bir göz attığımız da zihnimizde bu aygıtın daha çok uzaya sinyal yollamak yada oradan sinyal almaya yarayan bir araç olduğu izlenimi uyanmaktadır.

Aşağıda ki fotoğraflarsa Rus uydularınca görüntülenen üsse ait bazı görüntülerdir. Üsle ilgili ilk göze çarpan nokta 9500 kilo metrelik dünyanın en büyük özel iniş pistidir. Yer altına ve üstüne inşa edilmiş bir çok hangar da burada göze çarpan en önemli hususlardır. Diğer görüntülerde spor alanları, havuzlar, sırrı çözülememiş aygıtlar, askeri tesisler, her çapta taşıma, ulaşım ve savaş araçları rahatlıkla görülmektedir.

Yeraltına açılan girişlerin, bu dev komplekste büyük bir yer kapladığı ve uçuş yapan bu garip nesnelerin bu giriş kapılarından giriş çıkış yaptıkları elde edilen görüntülerce de kanıtlandıysa da, yetkililer bu fotoğrafları da umursamadılar ve yorumsuz kalmayı tercih ettiler. Yine bu üsle ilgili örtbas kampanyaları devam ederken, Lazar’a göre dev hangarlarda UFO benzeri uçan disklerin deneyleri yapılıyor ve uçuş prensipleri deneniyordu. Hatta Lazar, disklerin uçabilmesi için üste çalıştığı yıllarda adına “Yerçekimi Amplifikarü” denen bir aygıt geliştirmişti. Yapılan bu aygıtın planları, dünya dışı canlılar tarafından hazırlanmış ve Lazar’a sunulmuştu.

Üste iki ana model UFO’nun bulunduğunu, birisinin isminin “ Omicron ”, diğerinin adının ise “ Delta ” olduğunu ifade ediyordu.

Omicron adı verilen UFO ; bir gezegen veya bir yıldız çevresinde kısa yolculuklar yapabilen bir diskti.

Delta adı verilen UFO : ise uzay – zaman alanları içerisinde hareket edebilen ve bu biçimde yıldızlar ve galaksiler arası yolculuk yapabilen, olağanüstü bir araçtı. Ayrıca Delta ve Omicron’un tüm özelliklerini bünyesinde barındıran üçüncü bir UFO’da bu komplekste yer almaktaydı.

Robert Bob Lazar, dünya dışı canlıların ikili bir yıldız sistemi olan Zeta Reticuli yıldızının 4. gezegeninden geldiklerini iddia ediyordu. Lazar’a göre dünya dışı bu varlıkların boyları, 1 – 1,5 metre arasında, ağırlıkları 15 ila 30 kg arasında değişen, yürümeleriyle de yürümeye yeni yeni başlayan bir çocuk görünümündeydiler. Bu varlıklar, büyük başlara sahip, her yönü rahatlıkla görebilen, badem biçimli kocaman, simsiyah gözleri olan genelde saçsız canlılardı.

Mavi renkte, tek parça, tayt benzeri bir üniforma giyiyorlardı. Lazar’ın UFO’ların çalışma prensipleri ile ilgili ifadeleri oldukça ilginçti. UFO’ların reaktörlerinin benzin benzeri bir yakıtla çalıştığını söylüyordu. Lazar’ın iddiasına göre çok yüksek oktanlı ve petrolden olmayan, atom sayısı 115 olan bir elementten üretiliyordu. Fakat bu element, bizim kullandığımız periyodik tabloda bulunmuyordu. Element 115’in bilinen elementler gibi tek yönlü değil, iki ayrı amaçla kullanılabilen bir element olduğunu belirtiyordu. Bu element, daha çok yanık turuncu renginde olup, çok yumuşaktır. Öyle ki, tırnağınızla üstüne çentik bile atabilirsiniz. Ancak, çok ağırdır. Ağırlığı 223 gramdır.

Yazar Whitley Strieber yeni kitabı “ Breaktrough ”da konuyla ilgili oldukça ilginç yaklaşımlarda bulunuyor ve 51. Bölge’de dünya dışı bir saldırıya yönelik savunma silahlarının geliştirildiğini yazıyordu.

51. BÖLGEDE YAŞANAN GİZLİ ÇATIŞMA

Bazı kaynaklara göre, 51. Bölgedeki üs’de 22 ye­raltı seviyesi bulunmaktadır. Bu tesisin güneybatıdaki diğer tesislerle, yeraltı tünelleri vasıtasıyla bağlantıları vardır. Bu üs’de “Zihin Kontrol Işın Silahları” da geliştirilmek­teydi. Üs, Kongre’nin, Başkan’ın ve ABD Hava Kuvvetle­rinin denetimi dışındadır. Bilderberg -CFR- Trilateral Komisyon (Tek Dünya Hü­kümeti) Yeni Dünya Düzeni gibi farklı isimlerle anılan giz­li bir çete, askeri endüstriyel kompleks içinde faaliyet gös­termekte ve yeraltı üslerini kontrol etmektedir. Bu güçlerin hedefi dünya çapında egemenlik kurmaktır. (Yani tek dünya hükümeti).

William P. Lear, CIA için bütün dünyada gizli misyonlar gerçekleştirmiş bir pilottu.1986 yılında Lear, bir UFO’nun İngiltere’de askeri üsse indiğine şahit olan bir ABD Hava Kuvvetleri mensubu ile tanıştı. Lear, onun an­lattıklarından sonra, DDB-V’larla ABD hükümeti arasında bir anlaşma yapıldığına inanmaya başladı. Lear’a göre, 1969-1971 yılları arasında “uzaylı ziyaretçiler” ile Majes­tic-12 Komitesi arasında bir anlaşma yapılmıştı, ileri teknoloji transferi karşılığında, hükümet süregelen “insan kaçırmalar”a göz yumuyordu. “Kaçırmalar” insan-uzaylı melezi yaratmak için yürütülüyordu. Uzaylılar kurbanlarının vücu­duna yerleştirdikleri yapay cisimlerle (Mikroçip)’lerle kontrol ediyorlar, bazen de insanların organlarını çıkararak, kendi bozuk sistemlerini yenilemek için kullanıyorlardı. İstenilen etki, kaçırılanlardan alınan enzim veya hormonun, hidrojen peroksitle karıştırılmasıyla elde edilen solüsyonun, uzaylıların bedenlerine enjekte edilmesiyle sağlanıyordu.

Lear’a göre, 1956 yılında Çavuş Jonathan R. Louette, White Sands Füze Deneme alanından disk şeklindeki bir araç tarafından kaçırıldıktan üç gün sonra bedeni aynı sığır­lar gibi parçalanmış bir vaziyette bulunmuştu. Bu operasyonlar yeraltındaki laboratuarlarda (Bunlardan biri Groom Lake 51. Bölgede bulunuyordu.) ve kurban da­ha canlı iken gerçekleştiriliyordu. 1979-1983 yılları arasın­da MJ12, olayların planlandığı gibi gitmediğini fark etti. 1979′da durumu araştıran bir gurup, New Mexico Dulce’deki CIA-uzaylı yeraltı kompleksinde, uzaylılar tarafından tuzağa düşürüldü. Rehineleri kurtarmak için özel bir askeri birlik yollandıysa da çıkan çatışmada 66 asker öldü.

( Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger – Eski CIA Direktörü Richard Helms – Eski Milli Güvenlik Bakanı Bobby Roy Inman )

Bu felaketten sonra, MJ 12′nin günümüzdeki üyeleri (Üyeler arasında o zamanki Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, eski CIA direktörü Richard Helms ve eski Donanma istihbarat ve Millî Güvenlik Ajansı Başkanı Bobby Ray Inman bulunuyordu.) durumu kamuoyuna açıklamak istediler. Fakat üyelerin çoğu böyle bir açıklamanın toplu bir halde paniğe yol açacağını düşünerek, onun yerine DDB-V’a kar­şı etkin bir silâh geliştirmeye başladılar. “Strategic Defense Initiative” (SDI) denilen “Yıldız Sa­vaşları Projesi,” bu amaçla geliştirilmişti.

Gerçekte bu projenin Rus füzelerine engel olmak gibi bir amacı yoktu!

lginçtir ki, Başkan Kennedy de uzaylılarla yapılan anlaşmayı halka açıklamak isterken (Şoförü tarafından) vurulup öldürülmüştü. CFR tarafından kontrol edilen “Gölge Hükümet” Kennedy’nin ölümünden sorumlu idi. İddialara göre, “Raptiye Operasyonu” ile 2. Dünya Sa­vaşı sonunda Almanya’dan Amerika’ya getirilen doktorlar ve bilim adamları “Zihin Kontrol “Genetik Mühendisliği” ve Antigravitasyonel uçan disklerin yapımıyla uğraşmışlardı. 51. Bölgede bir “Frankestein” fabrikası kurulmuş ve genetik mühendisliğinin ürettiği yaratıklar ortaya çıkarılmıştı.

Bun­lardan “Chupacabra” denilen vampir yaratık, Porto Rico’dan Mexico’ya, Oregon’dan Florida’ya her yerde görül­müştü. (Son yıllarda Şili’de ortaya çıkmıştır.) Bu yaratığa Created Reptilian Alien Vampire Engineered Species “(CRAVES)” “Genetik değişime uğratılmış sürüngen-uzaylı vampir türü” deniyordu. “Chupacabra” insanları uzaylı is­tilası “senaryolarına hazırlamak için ortaya çıkarılmıştı. (Bu sürüngenimsi canavar ile halk arasında bir panik yaratmak ve onların “Yeni Dünya Düzeni” ni daha kolay kabul etmeleri isteni­yordu.) Aslında amaç, halkın Tanrıya ve egemenliğe olan inancını yok etmek ve global bir hükümete yol açmaktı.