Son Dakika

Ekin Çemberleri

Tüm bulgular, Ekin Çemberleri’nin dünya dışı kaynaklı olduğunu gösteriyor.

Ekin çemberlerinin mükemmel geometrik tasarımları insanları, bunları nasıl yapıldığını konusunda araştırmaya itmiştir. Bu esrarengiz biçimlerin nasıl oluşup, ortaya çıktıkları konusunda sayısız teori üretilmiş olsa da, bunların biri dışında diğer hiç biri ikna edici değildir. Bazı tutucu, dar görüşlü kesimler ekin çemberlerinin oluşumunda normal olmayan hava koşullarının etkili olduğunu iddia etmiş, bazıları ise bu şekillerin belli bir alan üzerinde yoğunlaşan alçak ses frekansları tarafından meydana getirildiğini öne sürmüşlerdir.

Diğer önemli bir teoride UFO olaylarını örtbas etmeye çalışan istihbarat birimlerinin halkı yanlış yönlendirmek için kasıtlı olarak ortaya attıkları; bu oluşumların insanlar tarafından sahtekarlık ve dikkat çekmek amacı ile yapıldıkları iddiasıdır.

Fakat bu şekiller okadar gelişmiş ve komplike tasarımlara sahipler ki, bu bir gecede aniden ortaya çıkan devasa, kusursuz şekillerin insan yapımı olabileceğini düşünmek neredeyse imkansızdır.

Bu durumu kanıtlamak için ortaya çıkmış bu devasa şekillerin bazıları kopya edilmeye çalışılmış fakat düzgün bir daire bile çizilemeden bırakılmıştır. Şekiller zaman içinde daha da karmaşıklaşmış; DNA sarmalını temsil eden şekillerden, komplike matematiksel figürlere kadar uzanan bir çeşitlilik göstermiştir. Bu yüzden ortaya atılan her iddia asılsız ve geçersiz kalmıştır.

Bu şekillerle ilgili en çok destek gören ve kanıt içeren görüş ise bu devasa biçimlerin dünya dışı varlıklarca bir mesaj içermek adına ekin arazileri üzerine yapıldıkları iddiasıdır.

Şimdi bu iddiayı destekleyen tüm bilimsel verilere bir göz atalım…

Sarmallar ve Örgüler

Araştırmacılar uzun süredir, gerçek ekin çemberlerindeki bitkilerin eğildikleri zaman kendine has belirli bir şekilde bir örgülenme oluşturduklarını keşfetmiştir. Görünüşe göre sahteciler bu özel örgülenme biçimini taklit edememektedir. “Crop Cirlces: Fingerprints of Gods?” (Ekin Çemberleri, Tanrıların Parmak İzleri Mi?) adlı makalesinde Urm Greene şöyle diyor:

“Bitkiler ustalıklı bir şekilde birbiri içine geçerek dik duran bitkilerin etrafında yatıyor ve böylece ekin çemberi oluşmuş oluyor. Sahte ekin çemberi yaratmaya çalışanların en sık kullandığı iki alet olan tahta veya bahçe silindirleri kullanılarak meydana getirilebilecek bir etki değil bu.”

Uzayan, eğilen boğumlar

“Arguments Against the Hoax Theory of Crop Circles” – “Ekin Çemberleri’nin Sahte Olduğu Yönündeki Teoriler karşısındaki Argümanlar” adlı makalesinde Joseph E. Mason, gerçek ekin çemberlerinde eğilen bitkiler ile sahteciler tarafından eğilen bitkiler arasında çok fark olduğunu ifade ediyor. İddiasını desteklemek üzere bazı fotoğraflar gösteren Mason şöyle diyor:

“Gerçek bir ekin oluşumu içindeki bitkinin eğilen boğumu uzuyor ve bundan zarar görmüyor. İnsanlar tarafından mekanik yollarla yatırılan bitki kökleri zarar görüyor ve uzayan boğumları yok”

Patlayan boğumlar

Mason’a göre gerçek çemberlerdeki pek çok bitkinin boğumlarında bir patlama oluyor.

Kuruyan Zemin

Ekin çemberlerinin altındaki toprakta, yoğun yağmurdan sonra bile açıklanamaz bir şekilde su kaybı oluyor. Ve toprak aşırı derecede kuruyor.

Artan ebatlar

Daha önce Los Alamos National Laboratories’de çalışmış olan Dr. Eltjo H. Haselhoff (Ph.D.), yaptığı araştırmada ekin çemberi bitkilerindeki bu değişiklikleri fark etmiştir:

“Şiddetli bir ısınma neticesinde, ekin çemberi içindeki bitki köklerinin çaplarının büyüdüğü ve kökün içinde şaşırtıcı bir dairesel simetri meydana geldiği keşfedildi. Üstelik, bu durum, o tarlanın 4 metre on santim üzerindeki bir noktada oluşan elektromanyetik alanın radyasyon kalıbıyla birebir uyuşuyor.” Haselhoff’a göre bu durum, tanıkların ekin çemberleri üzerinde gördüklerini iddia ettikleri “ışık küreleri” fenomenini desteklemektedir.

Bükülmeyen bitkiler bükülüyor

Bazı araştırmacılar, bazı bitkilerin bükülmesinin imkansız olduğunu söylüyor. Kanola tarlalarında sıkça ekin çemberlerinin görüldüğünü hatırlatan Joseph Mason şöyle diyor:

“Bu bitki tıpkı kereviz gibidir. Sapı 45 dereceden fazla eğildiğinde ikiye bölünür. Ama ‘gerçek’ bir ekin çemberi oluşumunda saplar genellikle 90 derece eğiliyor. Hiçbir botanikçi veya diğer bir bilimci bunu açıklayamıyor ve hiçbir insan da bunu başaramıyor.”

Tohumlarda meydana gelen değişimler

Bazı araştırmacıların yaptığı testler, ekin çemberlerindeki ekinlerin tohumları ekildiğinde anormal bir büyüme meydana geldiğini göstermiştir. Ekin çemberi bitkilerinde meydana gelen biyofiziksel etkileri inceleyen BLT Research kurumu, 1992 Barbury Castle ekin çemberindeki arpa başlarında gelişim eksikliği ve tohumsuzluk gözlendiğini tespit etmiştir. Bazı ekin çemberi bitkileri de normal bitkilerden çok daha küçük tohumlar üretmektedir.

Ekin hasatı

Bunun tam tersi etkiler de mevcuttur. “Pecularities of Crop Circle” (Ekin Çemberlerinin Kendine Has Özellikleri) adlı incelemede, ekin çemberlerinin görüldüğü tarlalarda hasat artışı deneyimleyen çiftlilerle ilgili bilgiler vardır. “1997’de East Field’da (1996’da ‘DNA’ biçimli ekin çemberinin görüldüğü yer) çiftçilik yapan Tim Carson, araştırmacılara %30-40 oranında hasat artışı deneyimlediğini bildirmiştir.”

Hücresel değişimler

Joseph Mason “mikroskobik değişimler de vardır” diyor ve meydana gelen farklılıkları gösteren fotoğraflar sunuyor. Fakat bu değişimlerin ne anlama geldiği henüz bilinmiyor. BLT Research de bir buğday tarlasındaki ekin çemberi bitkilerinde açıklanamayan bir hücre duvarı büyümesini gösteriyor.

Elektronik ekipmanlar üzerinde meydana gelen etkiler

Araştırmacılar ekin çemberlerini incelerken kullandıkları elektronik ekipmanlar üzerinde etkilerin meydana geldiğini iddia ediyorlar. “Pecularities of Crop Circles” araştırmasına göre, ekin çemberleri içinde veya (uçakla) üzerindeyken elektronik ekipmanların çalışmaması ve pusula ibrelerinin kontrolden çıkmasıyla ilgili çok sayıda rapor vardır:

“Bahsedilen ekipmanlar arasında saat, cep telefonu, pil ve kameralar bulunmaktadır. Güçlü elektromanyetik alan sapmaları işareti olması dışında bu olaylar için hiçbir açıklama yapılamamaktadır.”

Elektromanyetizma ölçümleri

Uzun yıllardır ekin çemberini araştıran Colin Andrews, bazı oluşumların ortasında 40-50 nano Tesla’lık elektromanyetizma ölçümleri yaptığını ve bunun normal bir tarladaki radyasyon miktarının 10 katı olduğunu söylüyor.

Kaydedilen garip sesler

Araştırmacılar, ekin çemberlerinin oluşumundan birkaç gün sonra ekin çemberlerinde bazen 5KHz’lik açıklanamayan bir sesin meydana geldiğini tespit ettiklerini söylemektedirler. “Pecularities of Crop Circles” araştırmasına göre bu, ekin çemberleri yönünden titrek bir ses geldiğini söyleyen görgü tanıklarının raporlarında da kendini göstermektedir.

Radyoaktif izotoplar

1991 yılında iki Amerikalı nükleer fizikçi Michael Chorost ve Marshall Dudley uzmanlıklarını ekin çemberi araştırmalarında kullanmışlardır. Freddy Silva’nın “Analysis of Crop-Circle Affected Crops and Soil,” (Ekin Çemberleri’nin Ekin ve Toprak Üzerindeki Etkileri) adlı makalesine göre, “Çok sayıda tohumv e torak örneği laboratuarda analiz edildikten sonra yapılan temel keşif, gerçek oluşumlardaki topraklarda en az dört adet kısa-ömürlü radyoaktif izotopun bulunduğu şeklindedir: vanadium, europium, tellurium ve ytterbium. 31 Temmuz’da Beckhampton’da oluşan ekim çemberinden alınan toprak üzerinde yapılan testler, normal örneklere göre %198 oranında daha fazla alfa yayılımı ve %48 oranında daha fazla beta yayılımı göstermiştir. Bu oranlar, ekin çemberi dışındaki toprağa göre iki-üç kat daha fazla radyoaktiviteye işaret etmektedir. Bir başka ekin çemberindeki bitkilerden alınan DNA örnekleri analiz edildiğinde, çevredeki diğer bitkilere göre yapısında önemli oranda daha fazla indirgenme meydana gelmektedir.

Fizyolojik etkiler

Ekin çemberlerine giren insanlar üzerinde ciddi bazı fiziksel etkilerin meydana geldiği bildirilmiştir. Bazıları büyük bir sevinç deneyimlerken, bazıları da mide bulantısı, başağrısı, baş dönmesi, karıncalanma ve ağrı gibi çeşitli rahatsızlıklar deneyimlemiştir. Bazıları menstrüasyon döngülerinin etkilendiğini iddia ederken, bazıları da büyük bir şok ve coşku deneyimlemektedir.

Hayvanlar ve diğer canlılar üzerinde etkileri

Tek etkilenen insanlar değildir. Foundation for Paranormal Research (Paranormal Araştırma Kurumu)’nun “Crop Circles – A Deeper Look” (Ekin Çemberleri – Daha Derin Bir Bakış) adlı makalesine göre, bir araştırmacıyla birlikte yeni oluşan bir ekin çemberine giren köpeği, yaklaşık bir saat sonra şiddetli bir şekilde hastalanmış ve kusmuştur. Bölgedeki koyunlar çıldırmış gibi davranmaktadır.

Bir diğer tanık şunları söylüyor: “1996’da meydana gelen Chiselson ekin çemberine yaptığım üçüncü ziyaret sırasında bir çifte rastladım. Çift ekin çemberine girer girmez, normalde çok sakin olan kedileri aniden etkilendi ve çıldırmış gibi çıkış yolu aradı. Ekin çemberinden çıkar çıkmaz tekrar normal haline döndü.”

Öklid geometrisi

Bazı araştırmacılar, belirli ekin çemberlerinde, sıradan bir sahtecinin anlamasının bile pek muhtemel olmadığı derecede karmaşık geometrilerin bulunduğunu söylemektedir. Boston Üniversitesi astronomi bölümünün eski başkanı Gerald S. Hawkins, ekin çemberleri ile öklid geometrisi arasında bağlantılar tespit ettiğini söylemektedir. Crop Circulars sitesindeki bir makalede şöyle deniyor: “Hawkins, ekin çemberlerindeki alanlar arasındaki ilişkilere dayanarak ve öklid geometrisinin ilkeleri kullanarak dört teoremi çözebildiğini görmüştür. Ayrıca, diğer dördünden türettiği genel bir beşinci teorem de keşfetmiştir. Bu teoremin, bir üçgenin kenarlarına dokunan eş-merkezli dairelerle ilgili olduğunu ve üçgenin şekil değiştirmesiyle birlikte özel ekin çemberi geometrileri meydana geldiğini söylemektedir. Hawkins Öklid’in eserlerinde veya başvurduğu herhangi diğer bir kitapta, bu beşinci teoreme dair bir referans bulamadığını söylüyor. Fakat Temmuz 1995’te ekin çemberleri bu beşinci teoremin bilgisini sunmuştur.”

Diyatonik oranlar

En az bir makalede, ekin çemberlerinde diyatonik oranların (müzikte notaların birbirleriyle ilişkilendirilme biçimi) kullanıldığı belirtilmektedir. Makaleye göre “Müzisyenler ilk oktavdaki notları kullanarak müziklerine mesajlar yerleştirmiştir. Örneğin Bach’ın son fügünde B-A-C-H notaları sürekli tekrarlanır. 1998’den beri ekin çemberlerine diyatonik oranlar da dahil olmak üzere çeşitli yollarla notalar ve mesajlar ekleniyor. Bu geometriler, isimlerin ilk harflerini içeren çeşitli listelerle karşılaştırıldığında, kod sadece tek bir listeye uyuyor: Londra Psişik Araştırmalar derneğinin ilk 25 başkanının isimlerinin baş harflerine. Makalede ekin çemberlerinde neden bu insanların tanımlandığıyla ilgili bir açıklama mevcut değildir. CropCircleResearch.com’daki “Music and Harmonics” incelemesinde konu hakkında ekstra bilgiler ve bazı ses örnekleri verilmektedir.

Kutsal geometri

“The Sacred Geometry of Crop Circles” (Ekin Çemberlerindeki Kutsal Geometri” adlı makalede, ekin çemberlerinde kutsal geometri denen şeyin mevcut olduğu ve bunun evreni temsil ettiği ve bu geometrinin saf formlarının ve dinamik denklemlerinin ortak bir yüksek amacı paylaştığı tanımlanıyor:

“öz-düşünüm yoluyla ruhsal bütünlüğün elde edilmesi ve iç benliğin çalışmalarıyla ilgili sezgilerin elde edilmesi. Ekin çemberlerindeki formlar kutsal geometrinin kesin ve değişmez ilkeleriyle incelendiğinde, burada alimane bir bilgeliğin mevcudiyetini sezmemek mümkün değildir. Bu sembollerin özellikle Dünya Ana’nın sembolü olan buğday tarlalarında görülmesi de başlı başına anlamlı. Bu hayat sembolümüzle etkileşim yoluyla insan ırkını birleştirmek için buradalar belki de.”

Işık küreleri, UFO’lar ve bulutumsular

Çeşitli ekin çemberi görgü tanıkları, bu ekin çemberleri oluşurken ve hatta oluştuktan bir süre sonra ekin çemberleri içinde ve etrafında garip ışık küreleri veya bulutları gördüklerini söylemektedir. Linda Moulton Howe bir makalesinde, topraktan çıkmış gibi görünen parlak bir ışık gören bir tanığın ifadelerine yer vermektedir. Söz konusu tanık bu olayı bir arkadaşıyla birlikte, 1994’te ortaya çıkan ve Galaksi olarak adlandırılan büyük bir ekin çemberinin içine girdikten hemen sonra yaşamıştır:

“O kadar parlaktı ki, arkaplandaki tepeleri aydınlatıyordu. Rengi mavimsi beyazdı ve ekin çemberinin kendisi kadar büyüktü; 50-60 metre genişliğinde. Bu parlak ışık bir tür bulut oluşturdu ve ekin çemberi üzerinde dururken sürekli şekil değiştiriyordu. Birkaç saniye sonra ağır ağır yükseldi ve karanlıkta kayboldu. Arkadaşım ve ben şaşkınlık içindeydik!”

EKİN ÇEMBERLERİ

( Crop Circles )

Adından da anlaşıldığı üzere Ekin çemberleri, ekin tarlaları üzerindeki geniş alanların gece esrarengiz bir biçimde şekillendirilmeleriyle oluşan büyük geometrik modellerdir. “Ekin Çemberleri” olarak da bilinen bu şekiller bir gecede birden bire belirmektedirler; kimler ya da hangi güçler tarafından oluşturuldukları çoğu zaman görüntülenememiş olsalarda, araştırmalar ve bulgular çok enteresan sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

Bu gizemli şekiller ilk kez 1980’de, yerel İngiliz gazetesi “Wiltshire Times” tarafından

“Ekin Çemberleri” olarak adlandırılmışlardır. Ekin çemberleri tahıl arazilerinde olduğu gibi farklı ürünlerin yetiştiği, sebze ekili alanlarda, ağaçlık bölgelerde, hatta kar üstünde bile görülebilmektedir. Tahıl tarlalarında, genellikle ekinlerin belirli bir boy ve olgunluğa eriştikleri dönem olan Nisan-Eylül ayları arasında ortaya çıkmaktadırlar. Büyüklükleri şekilden şekile farklılık göstermekle beraber, çapları genelde 5 metre ile 220 metre arasında değişmektedir. Büyük oluşumların uzunluğu 280 metreye kadar varmakta, yaklaşık 10.000 metrekarelik bir alanı kaplayabilmektedirler.

İngiltere de özellikle Stonehenge bölgesi ekin çemberlerinin ana vatanı olarak bilinmektedir. Ama dünyanın birçok ülkesinde de bu tarz oluşumlara rastlanmaktadır. İngiltere, Almanya, Rusya, Kanada bu şekillere sahip başlıca ülkelerden sayılabilir. Bu şekiller ilk ortaya çıkmaya başladıklarında yalnızca basit, simetrik çemberlerden oluşmaktaydılar. Günümüzde ise, matematiksel anlamda kusursuz grafikler olan spiraller gibi pek çok değişik formda ekin çemberleri ortaya çıkmış bulunmaktadır. Şekiller zamanla geometrik açıdan hem karmaşıklaşmış hem de mükemmelleşmiştir; Ekin çemberleri genelde daire biçimindedirler, fakat dikdörtgen, kare, üçgen, yay ve poligon gibi başka biçimlere de rastlanmaktadır.

Ekin çemberlerinin hemen hepsinde, alt kısımdaki ekinler, merkezden dışa doğru uzanan bir sarmala sahiptirler. Çemberlerin kenarları oldukça düzgündür; pergelle çizilmiş izlenimi vermektedirler. Gerçek ekin çemberlerinde ekinler yere yatıkdır ve yerden yaklaşık 1 inç yüksekliktedirler. Ekinler kırılmamışlardır ve genelde büyümeye devam ederler. Bu, ekin çemberlerinin insanlar tarafından yapılmamış olduğunun bir başka kanıtıdır, çünkü normalde ekinlerin bu şekilde insanlar tarafından düzleştirilmesi kopmalarına, kırılmalarına ve hasar görmelerine neden olmaktadır. Bulunan ekin çemberlerinde aşırı dozda radyasyon ve ısıdan dolayı moleküler değişimlerde saptanmıştır. Çemberlerden bazıları bir sepet gibi örülmüştür, buna rağmen bitkilerin her biri şaşırtıcı bir biçimde doğru yerdedir. Bu şekillerden bazılarında ise ekinler belli bir yüksekliğe ulaştıktan sonra spiral biçimini almaktadırlar. Bu özellikleri ekin çemberlerini benzersiz kılmaktadır.

Aslında bildiğimiz bu gizemli oluşumların geçmişi 1670’lı yıllara uzanmaktadır, fakat bunların varlığına ilişkin kanıtlar ancak yakın zamanlarda elde edilmeye başlamıştır. Kayıtlara geçen ilk ekin çemberi 1966 yılında, İngiltere’nin Hertfordshire kasabası sakinleri tarafından bulunmuştur. Bu esrarengiz şekiller 1972 yılına kadar bir daha görülmemişlerdir. Ağustos 1972’de, Güney İngiltere’nin Warminister bölgesinde önce bir UFO gözlemlenmiş, ardından da bir buğday tarlasında esrarengiz şekiller belirmiştir. 1972 yılından beri her yıl daha çok sayıda ekin çemberi ortaya çıkmaktadır. 1976 yılında, Langenburg’lu bir çiftçi olan Edwin Fuhr, tarlası üzerinde uçan kubbe şeklinde araçlar görmüştür. O gece tarlayı araştıran Fuhr, burada dört ekin çemberinin oluştuğunu da fark etmiştir. Bu olaylar sırasında üç gün boyunca UFO’lar gözlemlenmeye devam etmiş ve gün geçtikçe çemberlerin sayısı yediye ulaşmıştır.

Ağustos 1981’de araştırmacı Pat Delgado, basın organlarına, Winchester yakınlarındaki Cheesefoot Head’de bir mısır tarlasında birtakım esrarengiz çemberlerin ortaya çıktığını bildirmiş, olay önce İngiltere’de ardından da tüm dünyada büyük yankı uyandırmış ve dikkatler tekrar ekin çemberleri bilmecesine çevrilmiştir.

1983 yılında şu anda dünyanın en önde gelen ekin çemberleri araştırmacılarından biri olan İngiliz Mühendis Colin Andrews, Ekin Çemberleri Araştırma (CPR)’yi kurmuştur. Andrews ve Delgado, bu oluşumlarla ilgili çok geniş araştırmalar yapmaya başlamışlar, çiftçiler ve diğer tanıklarla görüşüp şekillerin çeşitli açılardan fotoğraflarını çekmiş ve elde ettikleri bulguları değerlendirmişlerdir. 1973 yılından 1997 yılına kadar ortaya çıkan ekin çemberlerinin hepsi CPR arşivlerinde kayıtlı bulunmaktadır.

Delgado ve Andrews, 1987 yılında Wiltshire ve Hampshire kentleri yakınlarında 40’a yakın ekin çemberi daha bulmuşlardır. Bunlar daire, yüzük, eşmerkezli daire biçiminde üçlü ve beşli oluşumlardı. 1987 yılında, ekin çemberleri oluşumları hem sayı bakımından hem de modellerdeki çeşitlilik ve karmaşıklık açısından yeni bir büyüme kazanmıştır. Aynı zamanda bu şekillerin gizemi gitgide artmıştır. Çemberlerin oluştukları tarlalara giren köpekler hastalanmış, turuncu ışıklar yayan gaip uçan cisimler görülmüş, ekin arazileri üzerinde esrarengiz sesler duyulmuştur.

Farklı tipte çemberler

Grafik biçimindeki ilk ekin çemberleri 1990’larda ortaya çıkmıştır. Bunlara en iyi örnek, 1994’te Stonehenge’in bir mil kadar güneyinde ortaya çıkan oluşumdur. Stonehenge üzerinde uçan ve yerde olağandışı herhangi bir görünüme rastlamayan bir pilot, yaklaşık 45 dakika sonra aynı yerden geçerken Stonehenge’in tam güneyinde oldukça geniş ve geometrik açıdan kusursuz, grafik biçiminde devasa bir ekin çemberinin olduğunu fark etmiştir. Bu birdenbire ortaya çıkan yaklaşık 134 metrelik oluşumun insanlar tarafından yapılmasının imkansız olduğu kesindir.

Bu ekin çemberlerinin en dikkat çekicisi, “tüm çemberlerin anası” olarak da bilinen ve 17 Temmuz 1991’de İngiltere’de, Barbury Kalesi yakınlarındaki bir buğday tarlasında ortaya çıkan oluşumdur. Bu oluşumda, merkezi, dairesel bir alan düzleştirilmiş ve iki eşmerkezli daire ile çevrelenmiştir. Bu dairelerin üstüne ikizkenar bir üçgen yerleştirilmiştir; bu üçgenin her bir köşesinde farklı bir dairesel model bulunmaktadır. Bunlardan biri basit bir çember, diğeri 6 kollu bir fırıldak, sonuncusu ise ilginç bir sarmal şeklindedir. Tüm oluşum 190 metre genişliğindedir.

Wiltshire’ın Alton Barnes bölgesindeki Milk Hill’de ortaya çıkan ve “Galaksi” adı verilen ekin çemberi de oldukça ilgi çekicidir. Bu şekil, bir sarmal içine kusursuz bir biçimde yerleştirilmiş 400’den fazla çemberden oluşmaktadır. Oluşum 450 metre uzunluğunda olup içindeki çemberlerin çapları ise 30 cm ila 21 metre arasında değişmektedir. “Oluşumda 400 çember bulunduğu ve bunlardan bazılarının çapının 20 metreyi geçtiği düşünülürse, her 30 saniyede bir tane çember çizilmiş olmalıdır ki bu sadece düzleştirme için harcanacak zamandır. Bu oluşum sınırları zorlamaktadır. Geleneksel açıklamalar bu noktada yetersiz kalmaktadır.”

Hampshire’lı bir araştırmacı olan Karen Douglas ise bu konuyla ilgili şu yorumu yapmaktadır:

“Bu çok heyecanlandırıcı. Herkes, genelde bu oluşumların aldatmaca olduğunu söyleyenler bile, bu seferkinin muhteşem olduğunu düşünüyor. Onu diğerlerinden farklı kılan muhteşem büyüklüğü ve karmaşıklığı. Daha önce de büyük ekin çemberleri gözlemlenmişti fakat hiçbiri yüzlerce çemberden oluşmuyordu. Bu oluşum insanları gerçekten de hayrete düşürdü.”

Ekin çemberlerinin mükemmel geometrik tasarımları insanları, bunların nasıl meydana geldiğini araştırmaya itmiştir. Bu esrarengiz şekillerin oluşumları hakkında sayısız teori üretilmiş olsa da bunların pek azı ikna edicidir. Bazı araştırmacılar, ekin çemberlerinin oluşumunda normal olmayan hava koşullarının etkili olduğunu iddia etmiş, bazıları ise bu şekillerin belli bir alan üzerinde yoğunlaşan alçak ses frekansları tarafından meydana getirildiğini öne sürmüşlerdir.

Bu konudaki teorilerden biri de, UFO Olaylarını örtbas etmeye çalışan istihbarat birimlerinin halkı yanlış yönlendirmek için ortaya attıkları; bu oluşumların insanlar tarafından sahtekârlık amaçlı yapıldıkları teorisidir. Fakat bu oluşumlar o kadar gelişmiş ve komplike tasarımlara sahiplerdir ki, bu birdenbire beliren devasa ve kusursuz şekillerin insan yapımı olabileceğini düşünmek imkansızdır. Bunun kanıtlanması için, bu şekillerin bazıları tekrar yapılmaya alışılmış, fakat küçük bir daire bile düzgün yapılamamıştır. Şekiller zamanla daha da karmaşıklaşmış; DNA spiralini temsil eden şekillerden, oldukça komplike matematiksel figürlere kadar uzanan bir çeşitlilik göstermiştir. Bu yüzden ekin çemberlerinin sahtekârlık ürünü olduğu teorisi de bu şekillerin oluşumunu açıklamakta yetersiz kalmıştır. Bu konuda en çok destek gören görüş, bu şekillerin dünyamızı ziyaret eden dünya dışı zeki varlıklar tarafından yapıldığı görüşüdür.

Ekin çemberlerinin içine giren kişiler, buradayken ya da buradan çıktıktan sonra farklı hisler duyduklarını bildirmişlerdir. Bu kişiler, çemberlerin içindeyken aşırı baş dönmesi ve mide bulantısı yaşadıklarını söylerler. Hatta bazıları bu deneyimin ayaklarını yerden kestiğini söylemektedir. Yeni yüzyıl insanları, ekin çemberlerinin içindeyken kendilerinde iyileştirici güçler hissettiklerini iddia etmektedirler. Bazıları ise ekin çemberlerini bir tür sanat olarak yorumlamakta ve çemberlerin, sanat eserleri gibi derin ve etkileyici anlamlar taşıdıklarına inanmaktadırlar.

Ekin çemberleri sadece insanları değil hayvanları da etkilemektedir; yakın çiftliklerdeki büyükbaş hayvanlar çemberlerin ortaya çıkmasından saatler önce hırçınlaşmaya başlamaktadırlar. Çemberler, aynı zamanda çevrelerindeki elektronik aletlerin bozulmalarına da neden olmaktadır. Çemberlerin üzerinde uçan uçakların içindeki elektronik donanımlar zaman zaman gariplikler göstermektedir.

Çemberler, ortaya çıktıkları alanı tümüyle etkilemektedir; bir çemberin içindeki ve çevresindeki ekinlerin manyetik yapısı ve yaydığı enerji değişmekte, ürünlerin hücre yapıları ciddi mutasyonlara uğramaktadır. Manyetik alanlar yüzünden bölgede pusulalar adeta çıldırmaktadır. Çemberlerin ortaya çıktığı gecenin sabahı araba aküleri bitmekte, Geiger sayaçları bölgede oldukça yüksek oranlarda radyasyon belirlemekte, voltmetreler yüksek seviyede enerji oluşumu tespit etmektedirler. Bu enerji bölgede çok uzun süreler boyunca bile sabit kalmaktadır.

UFO’lar ve Ekin çemberleri

Biz UFO araştırmacılarına göre UFO’lar ile bir gecede ortaya çıkan ekin çemberleri arasında çok önemli bir bağlantı bulunmaktadır. Hatta bu çemberlerin onların elinden çıktığını söylesek dahi ileri gitmiş olmayız. Çünkü ekin çemberleri gizeminin ardında yatan zeki tasarım ve uygulama, onların dünya dışı ziyaretçiler tarafından oluşturulduklarının bir kanıtı olarak rahatlıkla yorumlayabiliriz.

Zaten bu ekin çemberlerinin oluştukları dünya genelindeki pek çok olayda, ekin çemberlerinin belirdikleri bölgede UFO’lar ve esrarengiz ışıklar gözlemlenmiştir. UFO’lar genellikle çemberlerin oluşumundan önce ya da o esnada ortaya çıkmışlardır. Tabi şunu gözden kaçırmamak gerekir ki ekin çemberlerinin artış gösterdiği tüm tarihlerde UFO gözlemlerinde de önemli patlamalar olmuştur.

Ekin çemberleri olaylarının en dikkat çekicilerinden biri Aralık 1975’te, Minnesota’nın Meeker kasabasında meydana gelmiş olanıdır. 27 Aralık sabahı, bir çiftlik sahibi, otlak arazisindeki kar kaplı çimenlerin üzerinin düzleştirilerek bir çember oluştuğunu ve çemberin ortasında da bazı organları yerinden çıkarılmış ölü bir dananın yatmakta olduğunu gözlemlemiştir. Çiftçi, yaklaşık 500 metre kadar uzakta başka çemberlerde bulmuştur. Bölge üzerinde uçuş yapan bir diğer üniversite görevlisi, burada 47 tane eşit büyüklükte, kusursuz çemberin ortaya çıktığını ve bunların birleştiklerinde bir desen oluşturduklarını görmüştür.

Çemberleri inceleyen Minnesota Üniversitesi Profesörü Terrance Mitchell, bölgede çok yüksek oranda manyetik alan tespit etmiştir. Bir diğer ekin çemberleri araştırmacısı olan Linda Moulton Howe bu konuda şunları söylemektedir:

“Birçok uzman bu esrarengiz ‘hasat’ın nedeninin insan DNA’sıyla genetik deneyler yapan uzaylı varlıklar olduğuna inanmaktadır. Bu varlıklar bitkilerden, hayvanlardan ve kaçırdıkları insanlardan aldıkları kromozomları yeni, belki de farklı bir yaşam formu yaratmak için kullanmaktadırlar.”

Linda Moulton Howe’ye göre tüm ekin çemberlerinin, UFO gözlemlerinin ve kaçırılma olaylarının arkasında, insan türünün kozmik özellikleriyle ilgili ortak bir payda bulunmaktadır.

Ekin çemberlerinin ve UFO’ların bir arada ortaya çıktığı pek çok olay vardır. 5 Ağustos 1987’de, Warminister yakınlarındaki Upton Scudamore’da dört çemberden meydana gelen bir oluşum ortaya çıkmış; bazı tanıklar olaydan önce UFO gözlemlediklerini bildirmişlerdir. İki gün sonra, yine Warminister yakınlarındaki Bratton’da 27 metre çapında, çift halkalı bir ekin çemberi ortaya çıkmış ve bunu takiben UFOlar gözlemlenmiştir.

Bu şekil türünün ilk örneğiydi; çemberlerde daha komplike tasarımlara doğru yeni bir adım atılmıştı. Bu olay aslında daha gizemli başka bir olaya yol açacaktı.

Bölgede gezintiye çıkan Wingfield ailesi bu çemberi fark etmişlerdi. Esrarengiz şekli daha yakından incelemek isteyen Wingfield’ler ( George Wingfield ve oğulları önde, Gloria Wingfield arkada ) bulundukları tepeden aşağı inerek çembere doğru yaklaştılar. Tam bu esnada Gloria Winfield onu çok korkutan bir manzarayla karşılaştı: Göz kamaştırıcı mavi bir ışık demeti dönmekte ve onları işaret etmekteydi. Ardından mısır başakları içinde mavi ışıklar yanıp sönmeye başladı; bunlar görünmez bir cismin yansıması gibiydiler. Deneyimli bir doğa bilimcisi olan George Wingfield, olayın şokunu atlattıktan sonra bölgede detaylı incelemelerde bulunmuş ve çemberlerin dünya dışı bir zekânın ürünü olduğu sonucuna varmıştır.

Almanya’da da UFO’lar ilk beş ekin çemberinin ( Damp, Marburg, Heinzenhausen, Grasdorf ve Netze ) oluşumu sırasında da gözlemlenmişlerdir. 1989 Aralığında Avustralya’nın Victoria kentinde 90 adet ekin çemberi ortaya çıkmış; çemberlerin belirmesinden önceki gece bölgede pek çok UFO faaliyeti görülmüştür. Benzer olaylar diğer başlıca ülkelerde de meydana gelmiştir.

Acaba bu garip çemberlerin dünya dışı varlılar tarafından oluşturulduğuna dair başka bilimsel kanıtlar var mı? Buna cevap ise evet olacaktır. Çünkü yakın zamanda ortaya çıkan şekillerden biri, bu soruya iyi bir cevap teşkil etmektedir. Bu oluşum, 1974’te dünyadan uzayın derinliklerine gönderilen bir mesaja ileri zekâ formları tarafından verilen bir yanıttır. İngiltere’nin Hampshire kentindeki Chilbolton Gözlemevi yakınlarında bir tarlada ortaya çıkan şekiller, ekin çemberleri ve UFO’lar arasındaki ilişkiyi anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu oluşumlardan biri bir uzaylının yüzünü andırmaktadır. İkincisi ise, Kasım 1974’te Porto Rico’daki Arecibo Gözlemevi’nden M13 yıldız kümesi istikametine gönderilen mesajın değiştirilmiş bir versiyonudur.

Profesör Frank Drake ve gözlemevindeki diğer araştırmacılar tarafından tasarlanan Arecibo mesajı, 73 sıra ve her sırada 23 bit’ten oluşan basit bir grafikti. Bu rakamlar özel olarak seçilmişlerdi çünkü asal sayıydılar. Asal sayılar mesajın alıcıları tarafından daha kolay fark edilebilir ve grafiği çözümlemelerini kolaylaştırabilirdi. Mesaj, sinyalin 2380 MHz bandındaki iki frekans arasında değiştirilmesi yoluyla gönderilmişti. Mesaj, herhangi bir kültürün dünya ve insan hakkında öğrenmek isteyeceği türden bilgiler vermekteydi: Güneş sisteminin neresinde bulunduğumuzu, neye benzediğimizi gösteren basit grafikler, mesajı göndermekte kullanılan teleskopun bir çizimi ve biyolojik yapımız (DNA ve insan biyokimyasının bazı yapı taşları) hakkında bilgi. Bu mesaj, 300 metre çapındaki Arecibo teleskopuna yeni ve daha düzgün bir yansıtıcı yüzey eklenmesini kutlamak ve bu yeni donanımı denemek amacıyla gönderilmişti.

Hampshire’da bulunan ekin çemberi, Arecibo mesajına oldukça benzeyen bir grafikti. Fakat bazı farklılıklar vardı: Arecibo teleskopunu gösteren grafik, Hampshire’daki modelde yerini kozmik hücrelere sahip bir uzay uydusu grafiğine bırakmıştı. Diyagramda güneş sistemimiz yine 9 gezegenli bir sistemle yer değiştirilmiş ve sonuncu gezegen diğerlerinden daha büyük olarak gösterilmişti. Bu belki de Jüpiter’in uydularını temsil etmekteydi. Son olarak insan figürü, çok daha büyük bir başa sahip insanımsı bir figürle değiştirilmişti.

Biz UFO araştırmacıları olarak tüm bu örnekleri biz insanoğullarını yakın bir karşılaşmaya yönelik çalışmalar olarak görmekteyiz. Bizlere göre tarlalardaki şekiller, UFO gözlemleri ve temasları insanları travmatik bir kültür şokuna uğratmadan ufuklarını genişletmenin nazik ve estetik bir yoludur. Dünyayı UFO’lar içinde ziyaret eden varlıklar bizi yavaş yavaş evrende yalnız olmadığımız gerçeğine alıştırmaktadırlar.

Barbury Kalesi yakınlarındaki dört yüzlü devasa şeklin oluşumunda da UFO’lar ortaya çıkmışlardır. O gece, Beckhampton bölgesindeki ekin çemberlerini seyretmekte olan üç genç, gece yarısından biraz önce, üç esrarengiz ışığın sessizce gökyüzünde süzüldüğünü fark etmişlerdir. Bunu takip eden bir saat içinde, pek çok beyaz ışık ve yeşil, kırmızı ve beyaz ışıklar yayan cisimler görmüşlerdir. Son olarak koyu renkte devasa bir cisim sessizce başlarının üstünden geçişine şahit olmuşlardır.

Bölgedeki diğer ekin çemberi araştırmacıları da o gece söz konusu ışıkları görmüşler ve ışıkların Barbury Kalesi’ne doğru yöneldiklerini rapor etmişlerdir. Tanıkların polislere verdikleri ifadelerine göre; Satürn benzeri bir halkayla çevrelenmiş olan dolunay büyüklüğünde kırmızı bir ışık ekin çemberinin belirdiği mısır tarlasına inmiş, yere değer değmez aniden karanlığa gömülmüştür. Olayın tanıklarından emekli polis memuru Anthony Dodd bir şeyden kesinlikle emindir:

“Bu şekillerin UFO’lar tarafından oluşturulduğu konusunda en ufak bir şüphem bile yok. Zaten, ekin çemberleri ortaya çıktığı zamanlarda UFO gözlemlerinde hep bir artış olmuştur. Bu, ekin çemberlerinin UFO’larla olan bağlantısını gösterir. Buna bir örnek de Bristol’de yaşanmıştır; ekin çemberi ortaya çıkmadan önce birçok tanık bölge üzerinde UFO’lar gözlemlediklerini bildirmiştir.”

Ekin çemberleriyle ilgili bir başka dikkat çekici kanıt da oluşumların çevresinde görülen ve pek defa gizli kamerayla filme alınan esrarengiz, beyaz ışıklar saçan, uçan kürelerdir. Bu cisimleri defalarca gözlemleyen George Wingfield, onları “tahılların hemen üzerinde yavaşça ve nazikçe süzülen çok küçük ve donuk esrarengiz ışıklar” olarak tanımlamaktadır.

Yine bu tarz bir gözlemde, 20 Temmuz 1992’de Almanya’nın Marburg kentinde beliren ekin çemberinin ortaya çıkmasından bir gece önce Vogt ailesi tarafından rapor edilmiştir: “Futbol topu büyüklüğünde, tamamen yuvarlak olmayan ışık küreleri havada büyük bir hızla uçuşuyorlardı.”

Bu tür küçük, beyaz ve parlayan bir disk, 8 Ağustos 1987’de, Pat Delgado ve Colin Andrews’la birlikte yeni oluşmuş bir çemberi incelemek için Westbury yakınlarında bulunan araştırmacı Busty Taylor tarafından da fotoğraflanmıştır. Temmuz 1990’da Steven Alexander, Alton Barnes yakınlarında böyle bir mini UFO’yu ilk kez filme almayı başarmıştır.

Bizce tüm bu olaylar, UFO’lar ile ekin çemberleri arasındaki bağlantıyı açık ve net bir biçimde gözler önüne sermektedir.

UFO’lar bu garip şekilleri nasıl yapıyorlar

Burada emin olduğumuz tek bir şey varsa o da UFO’ların bu tür izleri yere bizzat inerek yapmadıklarıdır. Bazı zamanlarda UFO’ların gözlemlenmediği oluşumlarda mevcuttur. Bu garip şekiller ya görünmez haldeki UFO’lar tarafından çizilmekte yada havadan bir müdahale ile yapılmaktadırlar. Daha da mantıklısı bir tür enerjinin gökten indirilerek yönlendirilmesi sonucu ortaya çıkabilecekleri varsayımıdır. Mesela lazer gibi. Gelişmiş teknolojileri sayesinde atmosfer dışından bile bir ekin arazisi üzerine bu çizimleri yapabilecek durumda olduklarını unutmamak gerekir.

Filozof John Mitchell de ekin çemberleri ve UFO’lar arasındaki bağlantı konusunda şu sonuca varmıştır:

“Bütün araştırmacılar, gökyüzündeki esrarengiz ışıkların, tuhaf seslerin, alışılmadık efektlerin ve insanların ekin çemberleriyle bağlantılı olarak yaşadıkları deneyimlerin UFO olgusuna işaret ettiğini itiraf ederler. Ekin çemberleriyle UFO’lar arasındaki sadece bir bağlantı değildir: her ikisi de aynı olgunun farklı ifadeleridir.”