Son Dakika

Kaçırılma Olayları

UFO’lar ile dünyadışı zeki varlıklar tarafından insanların alıkonulmaları ve bedenlerinde çeşitli deneylerin yapıldığı çiplerin yerleştirildiği bir gerçektir. Tüm raporlara bakıldığında alıkonulma vakalarının % 60 ı gündüz % 40 ı gecedir.

Türkiye dahil dünya’nın bir çok noktasında bu alıkonulma vakaları sıklıkla yaşanmakta ve rapor edilmektedir. Dünyadışı varlıkların insanların vücudlarına yerleştirildikleri mikroçipler şuan bir çok üniversite bünyesindeki özel kliniklerde çok uzman cerrahlarca ve bilim adamlarınca çıkarılıp incelenmektedirler.

Alıkonulanların tarif ettikleri dünyadışı canlıların fiziksel fiziksel yapıları ve dış görünüşleri neredeyse birbirinin aynısı şeklindedir. Griden hafif maviye çalan derileri, büyük başları, büyük siyah çekik gözleri, çelimsiz kol ve bacakları ile neredeyse birbirinin kopyası gibidirler. Bu varlıklar zamanda ve boyutlar arasında seyahat ediyor olabilirler. Belkide bizlere çok yakın bulunan paralel evrenlerde yaşıyor olabilirler. Bu konu hakkında şuan bilim dünyadı bile net ve kesin bilgilere sahip değiller.

Asıl konumuza dönecek olursak alıkonulan insanların vücuduna yerleştirilen bir mikroçipi cerrahi bir operasyonla çıkartan bir doktor o an yaşadıklarını aynen şöyle anlatıyor:

“Hastanın vücudunda çip olup olmadığını incelerken, radyo frekans testlerinin bir kaçında dikkat çekecek değerde yüksek frekans dalgaları tespit ettik. Bu maddeyi (mikroçipi) gauss ölçer ile incelediğimizde 10 mgauss birim frekans yaydığını bunun savaş üslerinin, uzay üslerinin uzay araçlarıyla; uydularla haberleşirken kullanılan frekansların aynısı olduğunu farkettik”.

Bu cerrahi müdahalelerin hepsi kayıt altına alınarak gerçekleştirilmişlerdir. Aynı operasyon o odada bulunan bir çok kamera tarafından da saniye saniye kayıt edilmiştir. Hatta bazılarında üst düzey askeri yetkililerle birlikte üst düzey bilim insanlarıda bu cerrahi oeprasyonlara bizzat şahitlik etmişlerdir.

Operasyona tabi tutulan hastanın güvenliği içinse gerçek adları yerine çoğu zaman sahte isimler yada kod adları kullanılmıştır.

Yetkililer dünyadışı bir varlık grubu tarafından bir çok defa alıkonulan bir hastanın evinde incelemelerde bulunmak istediler. Uzmanlar evin içine girdiklerinde her bir noktasında yüksek enerji alanları tespit ettiler. Bu enerji metal eşyalardan tutunda tahta kaşıklara kadar sirayet etmişti. Hatta öyleki evin çevresindeki ağaçlar ve bitki örtüsüde bu durumdan oldukça etkilenmişti. Hastanın evinin arka bahçesindeki bir avokado ağacı ve toprağı “Bromain” denilen bir madde bulaşmış ve toprak saniyelik olarak yanmıştı.

Evde en yoğun manyetik enerjinin ölçüldüğü yatak odasına giden koridora dışarıdan giren tüm ışıkları kapattıktan sonra koridor sonundaki pencerenin altında bulunan duvara özel ışınlar yansıtarak bakıldığında 4 parmaklı çocuk eline benzer bir iz gözükmekteydi.

Ev sahibin izni ile duvarın o kısmı sökülüp alındı. Bu parça 48 saat sonra labaratuvara soğutularak taşındığı sırada muhafaza ettikleri kutu açıp bakmak istediler. Kutuyu açıp baktıklarında 4 parmaklı izin dahada belirginleştiğini gördüler. Kutunun içerisine düşmüş olan pul gibi parçacıklar tıpkı bir mıknatıs gibi birbirini çekerek bir araya toplandılar.

Bu konuyla ilgili dr Roger Lear şunları söyledi :

Duvara sürülen el izinin iki sebebi olabilir.

1- Dünyadışı varlıklar dünyadan kendilerine hastalık bulaşmaması için vücudlarına özel bir jel veya ilaç sürüyor olabilirler.

2- Üzerlerinde özel bir biyolojik elbise var bu elbisenin üzerinde koruyucu bir jel yada ilaç olabilir. Bu şekilde duvara bulaşmış olabilir. Duvardaki iz her ne ise evin manyetik alanında bir dengede olduğundan sabit duruyordu. Biz onu evden çıkardık ve dengesini bozmuş olabiliriz.

Hastadan özel bir operasyonla çıkarılan çip incelendiğinde şu sonuçlar kayda alınmıştır:

– Hastadan çıkarılan çip meteorik demirden oluşmaktadır. Çipin içinde uzaydan gelen meteorların üzerindeki maddelerle uyuşanlar bile vardır.

– Dr Roger Lear çipin çapının 2 mm olduğunu söylemiştir.

– Çipteki uranyum dünyadaki uranyuma çok benziyor ama bu çipin içindeki uranyumun izotop oranı çok yüksektir.

– Çip 75 bin defa büyültüldüğünde karbon nano tüplerini gördük bunları elimizdeki teknoloji ile üretmek çok zordur ve bu ileri teknoloji işlem çok çok ihityaç duymadığımız sürece üretilmemektedir.

– Çiplerin içindeki nano örgü sistemlerinin bir çoğu bizim için yepyeni tasarımlardı o nedenle bu yapılara yep yeni isimler vermek zorunda kaldık. (kurdela örgüsü, örümcek ağı, karmaşık örümcek ağı gibi)… çünkü böyle görünüyorlar.

– Çipte sodyum kristali vardır ve bunları dünyada bulmak çok zordur.

– Çipin içerisinde aynı zamanda Ovoid şeklinde maddeler gördük tüm bunların tam olarak ne olduklarını henüz bilmiyoruz.

– Bizler teknolojimiz ile maddenin nikel demir oranı testiyle dünyamıza ait olup olmadığını anlayabiliyoruz. Bu çipin içinde 60 dan fazla farklı madde var. Bazılarının ismi (thorium, uranium, ruthenium, iridium, palladium, rhodium)…

– Ve asla tek başına bulunamayan çevresinde farklı elementleri bulunduran bir madde olan “U238” bile vardı çipin içerisinde.

Şuna özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyorum: bu çiplerin içerisinde biyolojik canlı var ve bu canlı metalden ürüyor. Ve maalesef biz bunu henüz yapamıyoruz. Biz bunu yapabiliyor olsaydık şuan demir ve metalden organlar üretiyor olurduk. Bu canlı anladığımız kadarıyla çipin çalışmasında görevli: 2 mm lik bu minicik çipin içinde bölümler odacıklar bile var.

Bu odalardan birinde nanofiber tüpler diğer adıyla enerji kutucukları var o canlı çip için ihtiyaç duyulunca bu enerji kutucuklarını alıp kullanıyor. Çipin üzerinde C, O, Si, Mg, Al, S, P materyalleri kılıf olarak kullanılmıştır.

Bana göre bu nanometalik yapı üretilmiş bir cihaz olabilir. Bu çipler S.E.M ve F.I.B olarak isimlendirdiğimiz insan vücudunun reddetmediği DNA ya zarar vermeyen bir yapıya sahiptirler.

Anladığımız kadarıyla bu zeki varlıklar çipleri yerleştirecek oldukları kişinin DNA ve doku yapısına uygun bir şekilde özel olarak üretiliyorlar.

Kaçırılan insanların neredeyse hemen hepsi gemiye alındıkları süre sonrasında gri varlıklar tarafından burunlarına yerleştirilen yabancı maddelerden söz ediyorlar. Bu olay esnasında tanıkların en net hatırladıkları nokta ise ince uzun tıbbi bir cihazın burun deliklerinden içeri sokulduğu andır. Anlattıklarına göre bu tıbbi cihazın hemen ucunda minik bir metal parça bulunmakta. Cihaz burun deliğinden çıktığında bu garip metal parçacığın artık o cihazın ucunda olmadığı vurgulanıyor.

Hangi amaçla bu cisimlerin yerleştirildiği tam olarak bilinmese de bilim çevrelerince bu minik parçacıkların bir gözlem cihazı olduğu iddia ediliyor. Tanıkların hipnoz sonrasında birde röntgen taramasına tabi tutulmaları sayesinde griler tarafından kaçırılan kişilerin vücuduna yerleştirilen bu minik mikro çiplerin görüntülenip gün ışığına çıkarılmaları da mümkün olmaktadır.

Kaçırılan insanların vücudunda daha çok baş, ve kemikler üzerine yerleştirilen bu yabancı cisimler kişiye acı yada herhangi bir rahatsızlık kesinlikle vermiyor. Kaçırıldığının farkında olmayan kişilerin bir çoğu herhangi bir hastalıktan dolayı röntgen filmi çektirdiği sırada filmlerin incelenmesi sonucunda bu parçacıkların vücutlarında bulunduğunu anlıyorlar. Hiçbir şey hatırlayamayan kişi daha sonraları hiç alışık olmadığı garip bir deneyimi yaşadığını idrak etmeye başlıyor. Kimi şahıslar bu cisimleri ameliyatla vücutlarından çıkarttırıp incelenmesi için bilim adamlarına bu parçacıkları teslim ediyorlar.

Bu güne kadar kaçırılan insanların vücutlarından çıkarılan bu küçük parçacıklar A,B,C,D,E,F,G ve H olarak sekiz ayrı sınıfa ayrılmıştır.

Uzaylı mikroçiplerinin varlığı, ilk kez 1967 yılında, Betty Andreasson adlı Massachusetts’li kadının uzaylılar tarafından kaçırılmasıyla duyulmuştur. Andreasson, dünya dışı varlıklar tarafından kaçırıldığını ve uzaygemisinde yapılan tıbbi incelemeler sırasında burnunun içine küçük, sivri uçlu bir topun yerleştirildiğini açıklamıştır.

Betty Andreasson 1967, dünyadışı varlıklarca kaçırıldığını ve bu varlıklarca burnuna minik bir parcacığın yerleştirildiğini ilk defa açıklayan kişidir.

Eylül 1986’da, saygıdeğer bir bilim gazetesi olan Nature’de, İngiltere Oxford Üniversitesi jinekologlarının bir raporu yayınlanmıştır. Raporda, doğum öncesi rutin kromozom testinden geçen bir kadın hastanın jenital sıvısında esrarengiz bir cismin bulunduğu belirtilmektedir. Tanımlanamayan bir maddeden yapılmış olan ve küçük noktalardan oluşan bu cisim, sadece 10 mikron ölçüsünde olup, şimdiye kadar tespit edilebilmiş tüm mikroçiplerden daha küçüktür.

1995 yılında Amerika’da kaçırıldığını iddia eden ve ismi açıklanmayan bir kişi, kemiklerine yerleştirilmiş olan minik parçacığı fark edince, o garip cismin ameliyatla alınıp test edilmesine karar verdi.

NIDS ( National Institute for Discovery Science ) adlı kuruluşun bu garip parçacık üzerinde yaptığı incelemeler ve analizler sonrasında ele geçen parçacığın kesinlikle vücuda yabancı bir nesne olduğu saptanmış oldu!…

Metalürjik spektrografi, radyografi ve kimya analizlerinden geçirilen bu garip nesne; ( 4, mm uzunluğunda 0, 6 mm çapında ) metalik bir varil olarak tanımlandı.

Unutmadan eklemeliyiz ki her ele geçen her cismin şekli ve boyutu farklılık göstermektedir. Yukarıda anlattığımız olayda ele geçen cismin üzeri kuvars benzeri son derece sağlam bir maddeyle kaplanmıştı. Cismin dış yüzeyi ise demir, fosfor ve kalsiyumun karışımından oluşmaktaydı. Bilim adamaları ve UFO araştırmacıları ellerinde bulunan ve çeşitli analizlere tabi tutukları bu cismin minik bir verici olduğu konusunda ortak bir kanaate varmış bulunmaktalar. Şuan CIA ve diğer gizli birimlerin hatta ciddi UFO araştırmaları yapan bir çok özel araştırma grubunun elinde incelenmekte olan dünya dışı medeniyetlere ait parçacıklar çokça bulunmaktadır. Bu parçacıkların gerçekliliğini ve dünya dışı bir zekanın ürünü olduklarını kanıtlayan diğer önemli bir nokta ise bu ele geçen cisimlerin şuan bile yapısının çözülememiş olmasıdır.

Hatta bazı parçacıklar tüm analizlere rağmen dünyamızda bilinen hiçbir element yada materyalle bağlantısının olmamasıdır. Tanımlanamayan bir teknolojinin ürünü olan bu mikroçip benzeri cisimler şuan bile bilim adamlarınca çözülememiş bir muammadır.

Kaçırılan kişilerin röntgen filmlerinde tespit edilen bu cisimlerin derinin altına nasıl olup da herhangi bir kesik açmadan yerleştirildiği günümüzde bile tam bir sır niteliği taşımaktadır.

Aşağıda dünya dışı varlıklar tarafından kaçırılan birkaç tanıktan ameliyatla çıkarılan mikroçipleri görmekteyiz.

Bilim adamları incelemeye alındıkları her bir mikroçipin aynı zamanda birer verici olduğu düşünülmektedir. Çeşitli boylarda ve biçimde yüzlerce mikroçip şuan gerek gizli servislerin elinde gerekse çok önemli bilim çevrelerinde incelenmektedir.

Tüm bu verileri arka arkaya sırladığımızda karşımıza tek bir gerçek çıkmaktadır. Bu gerçekte yüzyıllardan beri bizleri inceleyen bir takım dünya dışı varlıkların kobayları olarak kullanıldığımız ve üzerimizi adeta bir yorgan gibi örten gök yüzünün hiç de sandığımız gibi boş ve sahipsiz olmadığıdır. Ele geçen ve kişilerin vücutlarında bulunan bu garip teknoloji harikası parçacıklar bizlere “ Evrende yalnız olmadığımız ” gerçeğini kanıtlamamızda yeterli olacaktır.

Bugün başta Amerika olmak üzere dünyanın bir çok ayrı noktasında kaçırıldığını söyleyen insanların sayısı milyonları bulmaktadır. Ve her geçen gün dünya dışı varlıklar tarafından kaçırılan insanlara daha binlercesi eklenmektedir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi kişilerin kendilerince bu olayları aydınlatmaları ve çözmeleri hiçte sanıldığı kadar kolay değildir. Bu işi zorlaştıran en önemli sebepse kaçırılanların büyük bir kısmının yaşadıklarını daha sonraları hemen unutmalarıdır. Elde edilen kaçırılma vakaların bir derlemesini ve ortak noktalarını ele alacak olursak olayların daha çok gece yarısından sonra meydana geldiğini görmekteyiz. Biz bu saatlerde kaçırılma olayını gerçekleştirecek olan dünya dışı varlıkları “Gece yarısı ziyaretçileri” olarak adlandırmaktayız.

Kaçırılmalar sonrasında, yaşananlar unutuluyor ancak varlıklarca gemilere alınan tanıklar, gittikleri ipnoz uzmanlarınca yapılan ipnoz seansları sonrasında her şeyi yeniden hatırlamayı başarıyorlar. Olayları hatırlayan tanıklar hemen sonrasında verdikleri ifadelerde kaçırılma vakalarında saptanan birçok ortaklarının olduğunu fark ediyor.

Nerdeyse birbirleriyle hiç alakaları olmayan insanlar bile tıpa tıp aynı hadiseleri ifade edip rapor ediyorlar. Kaçırılan kişi ipnoz seansına girmeden bedeninde ameliyat izleri, hatta bazen giysilerinde kan lekesi de görse, önceki gece başına gelenlerle ilgili kesinlikle bir şey hatırlayamıyor. Bu yüzden gri varlıklarca yapılan alıkonulma vakaları yıllar sonra ancak gün yüzüne çıkma imkanı bulabiliyor. Griler diyoruz çünkü yaşanan kaçırılma olaylarının neredeyse hepsinde bu varlıklar gözlemleniyor. Bazen de grilere yardım eden bir takım başka varlıklara da rastlanabiliyor.

Bazı kişilerde kısmi hatırlamalar olurken bunlar çeşitli şekiller de ve zamanlarda meydana gelebiliyor. Olay anıyla ilgili anılar rüyalarda küçük vizyonlar şeklinde belirmeye başlıyor. Yada kişi, daha önceleri hiç merakı yokken, zamanla UFO’lar ve dünya dışı varlıklarla ilgili konulara karşı büyük ilgi göstermeye başlıyor. Az önce de belirttiğimiz gibi tam olarak bir hatırlama yada geriye dönüşse uzmanlarca yapılacak ipnoz seansları sonrasında sağlanabiliyor. Kaçırılma vakalarının ilk başlangıcı kişinin bulunduğu noktadan tanımlayamadığı bir ses sonrasında UFO’ya alınmasıyla başlıyor.

Kaçırılma olayları daha çok ya kişiler yatak odalarında uyurken, yada ıssız bir yolda araçlarıyla ilerlerken araçlarının içerisindeyken meydana geliyor. Kişi ilk adım olarak kulağında tarif edemediği küçük bir motor sesi işitiyor ve sesin tüm vücudunu sarmasıyla heyecanlanmaya başlıyor. Kişinin yatak odasında yaşanan olaylarda yatağın hemen ayak ucu kısmında nereden ortaya çıktığı anlaşılamayan iki yada üç, gri varlık beliriyor. Sessiz bir biçimde kaçırılacak olan şahsı izliyorlar. Kişi onları fark edip bağırmak yada kaçmak istediğinde bunu kesinlikle başaramıyor.

Çünkü ilk olarak işittiği sesle birlikte tüm vücudu tam anlamıyla kısmi bir felç durumuna maruz kalıyor. Bu durumu izleyen olaylar serisi kişinin üzerine gönderilen bir ışık huzmesiyle yukarıda bulunan UFO’ya taşınmasıyla devam edip gidiyor. Buna duruma ışınlanma dememiz daha doğru olacaktır.

UFO’larla ilgili bazı özel rüyaların görülmesi de, kaçırılma olayları hakkında elde edilebilecek önemli bir ip ucudur. Kaçırılma olaylarıyla ilgili diğer bir kriter de “ Kayıp Zaman ” dilimleridir. Kişi yada kişiler UFO içinde geçirdikleri birkaç saat yada günlük zaman dilimleriyle ile ilgili hiçbir şey hatırlamıyorlar. Tıpkı hepimizin görüp de sabaha hatırlayamadığımız rüyalarımız gibi.

Aslında kişiler bu olayları isteyerek unutmuyorlar tam tersine varlıklarca bilinçlice unutturuluyorlar. O an içinde yaşanan tüm saniyeler ve saatler hafıza kaybı gibi bir yöntemle gizlenmeye çalışılıyor. Bu geçen uzun süre zarfları içerisinde griler yada diğer dünya dışı varlıklar hiç kimselere sezdirmeden bilimsel projelerini bir an önce bitirmeye çalışıyorlar.

Dünyaca ünlü UFO ve kaçırılma olayları araştırmacısı Budd Hopkins ve yazmış olduğu kitabı Kayıp Zaman – ” MISSING TIME ”

Dünyaca ünlü bir araştırmacı olan Budd Hopkins yaşadığı gündüz vakti yaşadığı bir UFO olayı sonrasında asıl mesleği olan ressamlığı ve heykelciliği bir kenara bırakıp kaçırılma vakaları üzerine sayısız araştırmalarda bulunmuştur. İpnoz ile geri dönüş seansları yapıp kişilerin yaşadıkları sıra dışı deneyimleri teker teker incelemiş ve bu çalışmalardan elde ettiği verileri 1981 yılında yayınladığı “ Missing Time ” ( Kayıp Zaman ) adlı kitabında dünya dışı varlıklarca yapılan kaçırılma olaylarını detaylıca halkın gözleri önüne sermiştir.

KAYIP ZAMAN
Uzay gemilerine alınan bu kişilerin çoğu “kayıp zaman” adını verdiğimiz bir deneyim yaşamaktadırlar. Bu kişiler, kayıp zaman denilen zaman aralıkları boyunca nerede bulunduklarını, neler yaptıklarını kesinlikle hatırlamamaktadırlar. UFO gözlemiyle birlikte ya da ondan bağımsız olarak ortaya çıkan ve 1-2 saat veya daha fazla sürebilen bu kayıp zaman deneyiminden sonra kişi, kendini birdenbire evinden kilometrelerce uzakta başka bir yerde bulabilmekte ve oraya nasıl geldiğini kesinlikle hatırlamamaktadır.

Kaçırılanların bazıları ise bu süre içinde uzaylı varlıklar tarafından ziyaret edilmiş olabileceklerini bildirmektedirler. Unutulan bu kayıp zaman deneyimleri hipnoz yöntemi sayesinde tekrar hatırlanabilmektedir. Yazdığı kitabı ve içerisinde sözünü ettiği bilgilerle daha ilk baskısında dünya gündeminde büyük yankı uyandırmayı başarmıştır.

Dünya gündeminde olaylar yaratan bu kitabın hemen ardından 1987 de yazmış olduğu ikinci kitabı ( Davetsizler: İnanılmaz Copley Woods Ziyareti ) “ Intruder : The Incredible Visitation at Copley Woods ”da da dünya dışı varlıkların biz insanlar üzerinde yaptıkları deneylerden ve melez ırk yaratma çalışmalarından söz etmiştir. Yayınlamış olduğu “ Intruders ” – Davetsizler isimli ilk kitabı 1992 yılında CBS televizyonunda dizi olarak yayınlamış ve büyük ilgi görmüştür.

Yine aynı şekilde Harward Tıp Okulu ve Hastanesi Psikiyatri Bölümünde görev yapan Prof. John Mack “ Psikoloji ve Sosyal Değişim Vakfı ” kurucu başkanıdır. Prof. John Mack 1977’de yazdığı kitaplarla “ Pulitzer ” ödülünü kazanmıştır.

1990’yılında kaçırılma olayları araştırmacısı olan Budd Hopkins ile tanışan Mack bilinmeyen dünya dışı zeki varlıklarla temas halinde olan kişiler üzerinde araştırmalarına başladı. Araştırmaları sonucu Patolojik bir rahatsızlığı bulunmayan bu insanların anlattıklarının olağan üstü gerçekler olduğunu fark etti.

1993’yılında “ Program For Extraodinary Experience Research, Peer ” ( Olağan Üstü Tecrübeleri Araştırma Programı )’nı başlattı. 1994’de “ Abduction : Human Encounters with Aliens ” ( Kaçırılma : Dünya dışı varlıklarla İnsan İlişkileri ) isimli kitabını piyasalara sunmuştur. Kaçırılma olaylarıyla ilgili en büyük otoritelerden biri olan Prof. John Mack yazmış olduğu kitaplar, katıldığı konferanslar ve Tv programlarıyla bu gün bile insanlığı kaçırılma olaylarıyla ilgili bilgilendirmeye devam etmektedir.

Budd Hopkins kaçırılma olaylarının, sayıca UFO gözlemlerinden çok daha fazla olduğunu iddia etmektedir. İnsanların günlük yaşantılarında sahip oldukları kimi huzursuzlukları, kişilik bozukluğu ve hatta fobileri bile, uzun yıllardır süren kaçırılmalarına bağlıyor.

Örnek olarak da kaçırılma vakalarında bir ortak özelliği gösteriyor, bu da kişinin gemiye alınıp yeniden evine geri gönderilmesinin hemen ardından şiddetli burun kanamasıyla uyanması. Burun kanaması o geceki uzaysal bağlantının kanıtı olarak görülüyor. Ardından bu kişilerde kırmızı renge, kırmızı renkli nesnelere karşı tepki ve çekinme doğuyor.

Dünya dışı varlıklara tarafından gemiye alınan ve bazı testlere tabi tutulan canlılar yalnızca insanlar değildir. İnsanların yanı sıra birçok hayvanın da kaçırılıp gemiye alındıklarına hatta bazılarının dünya dışı varlıklarca testlere tabi tutulup, öldürüldüklerine dair elimizde sayısız rapor bulunmaktadır. Bu durumda tam olarak açıklana bilmiş bir hadise değildir. Bu tür hayvan ölümleri için Mutilation terimini kullanıyoruz.

“Mutilation” terimi, anormal bir şekilde, açıklanamayan bir nedenden olan hayvan ölümlerini tarif etmek için kullanılır. Bu anormal ve açıklanamayan vakalar, kesilme, yaralanma, parçalanma, organ ya da kan eksilmesi yada çürümesi gibi durumları içermektedir.

1961’den 1963 yılına kadar Pentagon’a, yerel ve bölgesel polis kuruluşlar tarafından, sistematik bir biçimde organları alınmış sığır cesetleri ve uzaylılar tarafından kaçırıldığını söyleyen insanların ifadeleriyle ilgili birçok raporun geldiği açıklanmıştır. ABD Ordusu’na bildirilen raporlar da kaçırılmalarla ilgili olarak arazilerde bulunan sığır cesetlerinin incelemesi için çağırılan veterinerlerin, sadece hayvanların kanının akıtılmasının değil aynı zamanda tüm iç organların cerrahi yöntemlerle alınmış olduğunu ve bunun yırtıcı hayvanlar ya da sadist kişilerce yapılamayacağını dair ifadelerine yer verilmiştir.

Albay Philip J. Corso bir konuşmasında bu sıra dışı hayvan ölümleriyle ilgili ilk raporun 1967 yılında Colorado’dan gelmesine rağmen bu olaylarla ilgili bir çok raporun 1950’lerin ortalarında Beyaz Saray da zaten bilindiğini ve gizlice incelendiğini açıklamıştır. Albay Philip J. Corso konuşmasının devamında ilk olarak bu olayları bir tür şaka olarak algıladıklarını hatta tüm bunların ayin yapan bazı gizli tarikatların işi olabileceğini düşündük diyerek bazı itiraflar da bulunuyordu.

Önemli bir araştırmacı olan Linda Moulton Howe dünya dışı varlıkların, garip, esrarengiz, açıklanamaz olarak tarif edilen bu tipik cerrahi operasyonlarına dair fotoğraflara 1989 yılında yazmış olduğu “ Uzaylıların Ürünleri ” adlı kitabında oldukça büyük bir yer vermiştir.

Linda Moulton Howe 11 Mart 1989 yılında Arkansas’da, ölü olarak bulunmuş bir sığır cesedinden alınan doku örneklerinin sonuçlarının şu şekilde açıklandığını ifade etmiştir.

1 – Hayvan üzerindeki kesilen bölge ince bir çizgi ile belirlenmiştir.

2 – Belirlenen bu çizgi 300 Fahrenhayt yada daha fazla bir sıcaklığa maruz kalmıştır, dokunun kenarları bu aşırı ısı nedeniyle kararmıştır.

3 – Kesim, çok hızlı bir şekilde ( 2 dakikadan daha kısa bir süre içerisinde ) gerçekleşmiştir. Çünkü yaralanma vakaları 5 dakikadan fazla sürerse hücre kaybı meydana gelmektedir.

Hayvan kaçırılmaları ilgili üst düzey yazışmalar ve raporları görmekteyiz.

İşte yaşanmış bir kaç kaçırılma vakası ve sonrasında yaşananlar

Ocak ayının bir gece yarısı şehre doğru arabalarıyla yol almakta olan Markum çifti, izledikleri güzergâh üzerinde gökyüzünde dolaşmakta olan ikisi de birbirinden daha parlak, küremsi, garip ışıklı cisimler fark ederler. Bay Markum, bu sırada cisimlerle ilgili iki şey çok dikkatini çeker. Cisimlerden birinin havada asılı kaldığı halde hiçbir yöne hareket etmediği, diğerininse tüm sıra dışı manevralarına rağmen hiçbir şekilde ses çıkarmadığıdır.

Bu gözlemleri onlara hiçte yabancı olmadıkları bir durumdur. Çünkü daha önceleri de evlerinin üzeride ve yakınında gezinen bu tarz garip ışıklı nesnelere rastlamışlardır.

Bay ve bayan Markum’un bu ilginç gözlemlerinden kısa bir süre sonra Ocak ayının son günlerine doğru, Kansas ve Missouri’den sıra dışı hayvan ölümleriyle ilgili yerel yetkililere 30 dan fazla rapor gelmiştir. Yetkililer ilk olarak karşılaştıkları bu garip ölümlerle ilgili olarak satanist tarikatları sorumlu tutmuşlardır. Grant şehri Şerifi Archie Yearick ise bu olayların ardında çok daha başka bilinmezliklerin bulunduğunu düşünmektedir. Karşılaştığı olaylarda hiç şekilde satanik öğelere dair tek bir kanıtın dahi bulunamaması Şerif Archie Yearick’i daha da endişelendirmiştir. Çevrede yaşayan çiftlik sahipleri de bu olaylardan dolayı büyük birer şaşkınlık içindedir.

Tam bu sıralarda Lady isimli bir at Kolorado’nun San Luis vadisinde boynundan itibaren derisi yüzülmüş bir vaziyette bulunur. Yapılan incelemelerde Lady isimli at’ın ayak izlerine cesedin bulunduğu yerden 100 fit geride rastlanmıştır. Bu da görevlilere ölmüş olan bu hayvanın bulunduğu çiftlikten buralara kadar kasten getirildiğini göstermektedir.

Bazı çiftlik sahipleri olayın gerçekleştiği gece UFO’ları vadi çevresinde sıkça gözlemlediklerini ifade etmeleri üzerine tüm dünya basını bu garip hayvan ölümleriyle ilgili olarak UFO’ları sorumlu göstermeye başlar. Linda Moulton Howe adlı bir bayan araştırmacının olayların geçtiği çevrede yaptığı bir araştırmada yüzün üzerin görgü tanığının UFO’ları saatlerce gözlemlediğini ortaya çıkarmıştır.

Bu olaylarla ilgili yazılmış tüm raporları tek tek inceleyen Linda Moulton Howe 1983 tarihinde Missourili bir çiftin, dürbünle gümüş renkli giysili 2 küçük insanımsının bir ineği araçlarına doğru havadan süzülerek taşıdıklarını gözlemleyen raporuna rastlamıştır.

Çiftin ifade ettiğine göre varlıkların kafaları büyük ve beyaz renkteydi. Bu iki beyaz kafalı varlığın yanında ise onları izleyen sürüngenimsi tipte, yeşil derili, uzun boylu bir başka varlık bulunmaktaydı. Kertenkeleye benzeyen bu üçüncü varlığın gözleri dikey göz bebekli, büyük ve çekikti.

Yine 1980 yıllarına dair raporda da benzer anlatımlara rastlamıştı. Teksas’lı bir çiftlik sahibi, sabahın erken saatlerinde iki insanımsı 1,20 cm boylarında, koca kafalı, beyaz tenli varlığın küçük bir buzağıyı UFO benzeri bir cisme götürmeye çalıştıklarını ve gözleminden kısa bir süre sonra bu küçük hayvanında parçalanmış bir biçimde ölü olarak bulunduğunu raporuna eklemiştir. Göğüs kafesi hariç buzağının kemik yapısı korunmasına rağmen kas ve diğer tüm iç organları alınmış haldeydi.

1979 yılından 1992 yılına kadar olan birçok hayvan ölümleri raporunu inceleyen Linda Moulton Howe incelediği birçok raporda bu tarz ifadelere sıkça yer verildi. Yalnızca 1992 yılı hariç bu tarz olaylara her yıl sıkça rastlanmıştı.

25 Ocak 1992 yılında Oklahama yakınlarındaki Okemah kasabasında ölü halde bir başka inek bulundu. Hayvanın memesi kan kaybına sebebiyet vermeyecek bir biçimde çok titizce kesilmişti. Kasaba Şerifinin ölmüş hayvan üzerinde yaptığı incelemelerde göğsünden kalbinin de alınmış olduğu görüldü. Yapılan tüm incelemelere rağmen bu olaya da bir açıklık getirilemedi. Ve bu olay da diğer bir çok dosya gibi rafa kaldırıldı.

2 Şubat Cumartesi günü, MUFON Oklahoma araştırmacısı, ocak ayındaki kaçırılmalarla ilgili daha fazla bilgi toplayabilmek için Chuck Pine – Garfield, Kingfisher ve Grant Country Şerifleri’nin ofislerini dolaştı. Grant Country Şerifi Archie Yearick, kendisine o gün Kansas polisinden bulunan öküz cesediyle ilgili telefon geldiğini bildirdi.

MUFON dan gönderilen araştırmacı Chuck Pine gezisini kuzey sınırındaki kaçırılma vakalarının yoğunlaştığı yerlerdeki polis istasyonlarına doğru sürdürdü. Öldürülen hayvanlarının doku örneklerinden birer parça alan Chuck Pine, onları Federal Express’le Kolorado’da ki patolog ve hemalojist Dr. John Altshuler’a gönderdi. Dr. John Altshuler 1989 yılından beri bu tür kaçırılmaları ve ölümleri bilimsel olarak incelemekteydi. Tıbbi incelemeleri sonucunda dokulardaki hücrelerin yüzlerce derecelik aşırı ısıyla değişime uğradıklarını ve böylece kesimlerin gerçekleştiğini tespit etti.

11 Şubat 1992’de El Reno’nun 10 mil uzağındaki Calument, Oklahoma’dan 2 kaçırılma ihbarı daha geldi.

Bu olayın hemen ardından bulunan cesetlerden birinin dilinin kesilmiş, üreme organının kansız bir biçimde alınmış olduğu tespit edildi. Bu vakalarda da diğerleri gibi kan izine asla rastlamadı. 9 Mart’ta yine Okemah’ta bir inek, memesi kansız bir şekilde kesilmiş olarak bulundu. Buna ek olarak ineğin sol tarafında büyük bir delik göze çarpmaktaydı. Kurşun deliğine benzeyen bu deliğin bir çıkışı ya da girdiği bölgeye saplanan bir mermi çekirdeği yoktu. Delik adeta lazerle açılmış gibi gözükmekteydi. Deliğin etrafındaki kararmalarda buranın aşırı ışı ile ustaca açıldığını açıkça göstermekteydi.

Mart’ta, Benton Kasabası şerif vekili Danny Varner, Hiwassc yakınlarındaki bir çiftlikte Bill Cowger’le buluşmaya gitti. 8 yaşındaki yaşlı ölü inek sağ tarafına doğru yerde yatmıştı. İneğin gözleri ve dili alınmış. Arka bacaklar arasındaki 20-30 inçlik bir deri parçası, memeyle birlikte alınmıştı. Fakat kesim sırasında kas dokusuna dokunulmamıştı.

Çavuş Varner’in olay ile ilgili soruşturma raporu ;

“Dil çok keskin bir aletle, ön dişin 6 – 8 inç gerisinden kesilmiştir. İneğin sol gözü alınmış, memesi ve derisi yine çok keskin bir aletle kesilmiştir. Karın kısmında bir hasar yok. Bu işlemler bir cerrah tarafından yapılmış gibi görünüyor. Yerde ineğin mücadele verdiğiyle ilgili bir belirti ya da her hangi bir parmak izine rastlanmadı. İneğin çevresinde hiçbir kan izine rastlanmadı. Aynı tür olaylar Missouri ve Kanada’da da sıkça rastlanmıştır.”

Kaçırılma olayları yalnızca sığır, inek ve atlarla sınırlı değildir. Kedi, köpek, koyun gibi daha bir çok hayvan da aniden ölü olarak bulunmuştur. 1970’lerde, Kanada, Kaliforniya ve Teksas’da bu olaylara çok sık rastlanmıştır. 15 Mayıs 1992’den itibaren, Vancouver ve İngiliz Kolombiyası’nda sayısız kesilmiş halde kedi cesetleri bulunmuştur.

Dünya dışı varlıklarca kaçırılmış bir kişi olan olan Judy Doraty, 1973 yılında kahverengi ve beyaz bir buzağının sarı bir ışık huzmesi içinde göğer doğru yükseldiğini gözlemledi. Daha sonra, kaçırılma sırasında, kendini küçük, yuvarlak beyaz bir odanın içinde bulan Judy, buzağının gözünden, dilinden ve testislerinden alınan dokuların 2 küçük gri tenli büyük gözlü varlıklar tarafından test edildiğini gördü. Bu varlıkların elleri başparmaksız olup 4 uzun parmağı bulunmaktaydı. Sarı gözlü ve dikey gözbebekleriyle kediye ya da yılanı anımsatıyorlardı.

Öldürülen hayvanlarla ilgili olan bu olayları bazı bilim çevreleri çok önemli bir işaret olarak görmemelerine rağmen, diğer birçokları hayvan cesetlerinin fotoğraflarını doğal olmayan olayların ‘bilimsel kanıtı’ olarak ele alırlar. Açıklanmayan bu tür ölümler için sorumlu tutulacak dünyasal bir neden bulunamaması bu durumu daha da açıklanamaz bir hale getirmekteydi.

Bilinen ve açıklanabilir vakalar olmaması hükümetleri ve gizli servisleri komplo teorileri kurgulamaya sevk etmiştir. Sadece hayvan ölümleri değil aynı zamanda kaçırılma vakaları, ekin çemberleri ve siyah helikopter gözlemleri de UFO’larla bağlantılıdır. Bu olaylara yönelik söylenen en bilindik komplo teorisi genelde askeriyenin yeni silahlar ve gizli teknolojiler ürettiğiyle ilgilidir.

Daha önce insanlar üzerinde de yaptıkları gibi, bu tür hayvan ölümleri vakalarını askeriyenin gizlice incelettiğinin açığa çıkması eminiz kimseyi şaşırtmayacaktır.

Bazıları, dünya dışı varlıkların Hava Kuvvetleriyle gizli bir anlaşma yaptığını ve ABD ordusunun uzaylılarca gerçekleştirilen bu hayvan ölümlerini ve insan kaçırılmalarının 30 yıldan fazla bir zamandır bildiğini savunmaktadır. ABD ordusunun bu işteki çıkarı ise, diğer ülkelerden gelecek düşman davranışlarının dünya dışı varlıklarca kendilerine verilecek teknoloji transferiyle ilgilidir.

Bizler, dünya dışındaki bu zeki canlıların, neden binlerce, milyonlarca ışık yılı uzaklıktan gelerek bu hayvan kaçırılmalarını gerçekleştirdiklerini merak ediyoruz. Uzaylılar enzimleri, yaratacakları bir tür karışım ırk için genetik mühendislikte kullanmak adına topluyorlar. Sığır DNA’larını da farklı bir canlı formu oluşturmak için değiştiriyorlar.

2002 yılının mayıs ayının başından beri Arjantin başta olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinde çok sıklıkla mutasyona uğramış hayvan cesetleri bulunmaktadır. Bir çok gözlemde adları ve biçimleri henüz dünya literatüründe dahi yer almayan garip yaratıkların tarifleriyle dolmuştur.

Dünya dışı varlıklarca kaçırılanlar, üzerlerine gelen bir ışık huzmesiyle kısmi felç durumunda gemiye alındıklarında öncelikle kendilerini bekleme salonunu andıran karanlık nemli mekanik bir odada bulurlar. Bir süre geçtikten hemen sonra kendilerini üzerlerinde genetik bir takım testlerin yapılacağı daha aydınlık ve teknik araç ve donanımlarla dolu bir odaya alınırlar.

Bir laboratuarı yada başka bir deyişle bir ameliyathaneyi andıran odalar, duvarlardaki gizli aydınlatma sistemleri ile biraz sisli fakat oldukça aydınlık bir görünümdedirler. Bazen ortam karanlık, serin ve nadiren de kötü kokulu olabilir. Duvarlar ve tavan kavisli , genellikle beyazdır. Zemin ise çoğu zaman koyu bir renge sahiptir. Çeşitli bölüm ve girintilerden oluşan aracın duvarları bilgisayara benzeyen aletlerle çevrilidir. Eşyalar oldukça azdır ve tamamen vücudu destekleyen tarzdadır.

Genetik testlerin yapılacağı odalar genellikle steril, serin, mekanik ve hastane görünümlüdür. Bazı olayı yaşayanlar bulundukları oda ve çevresinde başka işlerle meşgul bazı varlıkları da gözlemlemişlerdir. Değişik form ve görünüşlere sahip varlıkların üzerlerinde parlak üniformalar giydikleri de çoğu olayda rapor edilmiştir. Bazen araç içinde genetik testleri yapan griler dediğimiz varlık tipinin dışında sürüngenimsi varlıklara da sıkça rastlanılmaktadır. Bu sürüngene benzeyenlerin genellikle mekanik işlerle ilgilendiği görülmüştür. Ancak kaçırılma vakalarının % 90 oranında griler dediğimiz 1.30 – 1.50 boylarındaki ufak insanımsı varlıklar baş rolü almaktadır.

Griler sivri çeneli, geniş ve büyük bir kafaya sahip, siyah badem biçimli içinde göz akı olmayan gözlere, sahip ellerinde 4 adet parmakları bulunan, zayıf yapılı, ince uzun bacaklı, vücutlarında kıl tüy gibi yapıya sahip olamayan varlıklardır. Basit görünümlü burun delikleri vardır. Her hangi bir duygu yansıtmayan ağızları ince bir çizgi halindedir. Üreme organlarına pek rastlanmamakla beraber daha çok klonlama yani kopyalama tekniği ile çoğaldıkları izlenimi vermektedirler. Çünkü canlı ve ölü olarak ele geçen varlıkların hepsi birbirinin kopyası gibi görüntü sergilemektedir. Varlıklar kaçırdıkları yada temas kurdukları kimselere kendilerinin Zeta Reticuli yıldız sisteminden geldiklerini söylemekteler.

Griler adını verdiğimiz bu varlıkların en dikkat çekici özellikleri yine gözleridir. Gözlerinin insanı etkileyen bir gücü vardır. Kaçırılan kişiler bu gözlere baktıklarında, sanki içlerini görüyorlarmış gibi gelir ve de kendini kaybetme hissi yaşadıklarının belirtiyorlar. Telepatik olarak irtibat ve iletişim sağlıyorlar. Üzerlerine tek tip dalgıç kıyafetine benzeyen parlak üniformalar giyiyorlar. Giysilerinin üzerinde başlarını örten bir başlık olduğu da sıklıkla gözlemlenmiştir.

Genetik testler neler?

Tanıkların ifadelerine dayanılarak hazırlanan kaçırılma raporlarında UFO’lar tarafından kaçırılan insanlar üzerinde 2 tip test ve deney uygulandığı ortaya çıkmıştır.

1 – Fiziksel testler ve deneyler

2 – Gözlemsel ve yakından inceleme şeklinde yapılan testler ve deneyler

Gemiye alınan kişiler üzerlerinde testler yapılacak laboratuar benzeri odaya alındıklarında saatlerce çıplak halde süren incelemelere maruz kalmaktadırlar. Odada bulunan grilerce önce gözleri vasıtasıyla bakarak bir tür röntgen misali kişi içsel incelemeye tabi tutulan kişiler adeta beyinlerinin dahi okunduğunu hissetmişlerdir. Ön inceleme bittikten hemen sonra varlıklar gemiye aldıkları kişiyi tıbbi olarak incelemeye başlarlar. Bu işlem öncelikle doku deri tırnak ve benzeri parça alımları ile ivme kazanır.Yapılan incelemeler ilerledikçe kullanılan aletler vücudun her parçasını incelemek için özel olarak tasarlanmıştır ve bunlarla burun, sinüsler, gözler, kulaklar, kollar, bacaklar, ayaklar, karın, jenital organlar ve bazen de göğüs bölgesi incelenir.

Bazı durumlarda kaçırılan kişinin beynine ameliyat yapıldığı ve sinir sistemine müdahale edildiği belirtilir. Bunların yanında uzaylıların en çok önem verdikleri kısım insanların üreme organlarıdır.

Kullandıkları aletlerle karın bölgesinden yada jenital organlardan girerek erkeklerden sperm, kadınlardan yumurta örnekleri alırlar. Bu işleme maruz kalanlar uzaylılar tarafından hamile bırakıldıklarının, daha sonra bu ceninlerin vücutlarından alındığını iddia ederler. Ayrıca bu kişiler, vücutlarından alınan ceninlerin geminin çeşitli bölümlerinde bir takım işlemlere maruz bırakıldığının ve daha sonra bunlarla uzaylı-insan karışımı melez bir ırk yaratıldığına şahit olduklarını belirtirler. Gemi içerisinde bu yöntemle büyütülmüş çocuk, genç ve yetişkin kişiler bulunur ve uzaylılar bu insanların bizim özelliklerimizi taşıdığı açıkça bellidir.

Yapılan çalışmalar detaylı analiz edilip gözlemlendiğinde bu deney ve testlerin daha çok yarı bizlerden yarı onlardan melez bir ırk yaratma çabası içinde oldukları açıkça anlaşılmaktadır. Ancak yıllardır süre gelen bu deneylerin incelemelerin bitmemiş olması yalnız çoğalma ve melez bir ırk yaratma çabası içinde olmadıklarının da bir göstergesidir. Kaçırıldığını açıklayan ve hipnozla bu gerçeği anımsayıp unuttuğu bazı anları hatırlayan kimseler bazı varlıklardan edinilen bilgiler ışığında bu testlerin insan DNA’sındaki duygu kodlarının deşifre edilmesi şeklinde olduğunu belirtmektedir.

Kaçırılmanın fiziksel ve ruhsal etkileri

Kaçırılan kişiler üzerinde yapılan inceleme ve testler kişiler üzerinde hem fiziki hem de ruhsal açıdan önemli etkiler bırakmaktadır. Tıbbi testlere tabii tutulan bu insanlar, vücutlarında ortaya çıkan kesik, çürük ve yara izlerinin gemide yaşadıkları işlemler sonucu ortaya çıktığından şüpheleri olmadığını söylüyorlar. Ayrıca bir çok kadın tanık, kaçırılmadan önce hamile olduklarını, gemide uygulanan işlemlerden sonra hamileliklerinin sona erdiğini belirtiyorlar. Bu deneyimleri yaşayan bir çok kişi, sonraki günlük hayatlarında evlerinde ve işyerlerinde kullandıkları bir takım elektrikli aletlere dokunduklarında bu aletlerin düzgün çalışmamaya başladığını görmüş.

Bu tarz olaylar sonrasında sıklıkla rastlanan bir durum da, uzaylıların bir takım izleme aygıtlarını bu insanların vücuduna yerleştirmeleri. Bu aygıtlar özellikle kafatasının içine yada burun gibi bölgelere yerleştiriliyor. Böylece temas kurdukları bu insanların gerek fiziksel gelişimini gerekse şuursal aktivitelerini 24 saat izleyebiliyorlar. Bu aygıtlar deri altına yerleştirilen küçük nodüllere benziyorlar. Bir çok kaçırılma ve alıkonulma vakasında bu türden izleme aygıtlarına (İmplant – Mikroçip) rastlanılmıştır. Olayı yaşayan kişilerin kişisel istekleri doğrultusunda bu deri altına yerleştirilmiş parçacıklar bu konuda uzaman bilim adamları ile irtibata geçip bu mikroçipleri çıkarttırıp elektromisroskobik ortamda analizlerden geçirtmişlerdir.

Bu olayların anımsanması veya aynı olayların bir benzerinin tekrardan yaşanması sonrasında insanların hayatlarının çoğu zaman olumsuz yönde tamamen değiştiği kesin olarak bilinmektedir.

Kişiler üzerinde yaşanan bu büsbütün değişiklikler 4 ana şekilde gözlemleniyor.

1- Dünyadışı varlıklarca kaçırılan kişilerin maruz kaldıkları tıbbi işlemler, kendi rızaları dışında kaçırılmaları, paralize edilmeleri ve tanımadıkları varlıklar tarafından kobay olarak kullanılmaları bu insanların ruhsal yapılarını sarsmaktadır.

2- Kaçırılan kişiler yaşanan bu olaylar sonrasında, bütün hayatları boyunca yalnızlık ve çevresine yabancılık hissediyorlar. Çevrelerindeki insanlarla uyum sağlayamıyor ve kendilerini onlardan dışlanmış, hissediyorlar.

3- Bu insanlar daha önceden inandıkları bilgilerin ve inançların bir anda inanılmaz derecelerde değiştiğini görünce bir çeşit düşünsel şok yaşıyorlar. Hayatları boyunca evrende yalnız oldukları düşüncesi ile yetişmiş olan bu kişiler, bizden daha ileri teknolojilere ve zekaya sahip uygarlıkların varlığını kabullenmekte güçlük çekiyorlar.

4- Gemiye alındıktan sonra insanların maruz kaldıkları incelemeler, yaşamları boyunca karşılaşacakları tıbbi rahatsızlıklarda doğurabilmekte. Bu rahatsızlıklar, vücutlarında ameliyat edilen bölgelerde oluşan ağrılar, baş ağrıları, tende yanık izleri deri dökülmeleri, ürolojik – jenital sorunlar, sinüslerde rahatsızlıklar, cinsel işlev bozukluklarının yanı sıra hastanelerden, iğneden korkma, kapalı yerde kalamama yalnız ve karanlıkta uyuyamama gibi psikolojik rahatsızlıklar olarak ta ortaya çıkabiliyorlar.

Dünya dışı varlıkların varlığına dair en önemli kanıtlardan biriside UFO’lar ve onları yöneten zeki varlıkların yapmış oldukları kaçırılma vakalarıdır. Adından da anlaşılacağı üzere bu olay dünya dışı varlıklar tarafından organize edilen UFO’larla gerçekleştirilen kaçırılma yada alıkonulma vakalarıdır.

Dünyanın neredeyse her noktasında yaşanan bu garip kaçırılmalar zinciri UFO olgusunun ve onun ardında yatan zekanın kesin birer kanıtıdır. Her yıl dünyanın bir çok ayrı bölgesinden UFO gözlemleri ve ihbarları gelirken daha da önemli oranda kaçırılma vakalarıyla ilgili raporlarda ele geçmektedir.

Günümüzde bu vakalarla ilgili büyük bir patlama yaşanmaktadır. Milyonlarca insan tam olarak süresini bilemedikleri kaçırılma olaylarına maruz kaldıklarını ve hatta olayı yaşayan tanıkların % 95 kadarı bulundukları noktadan UFO’ya alındıklarını ve gemi içerisinde bulunan bir grup dünya dışı varlık tarafından tıbbi testlere tabi tutulduklarını açıkça ifade etmektedirler. Şuan bile dünya üzerinde kaçırıldığının henüz farkında olmayan milyonlarca insan bulunmaktadır.

Belki de bizler bile farkında olmadan dünya dışı varlıklarca yıllardır kaçırılıyor ve tıbbi bir takım testlere tabi tutuluyor olabiliriz. Tüm bu yaşananları anlamak sanıldığı kadar kolay olmasa da elde edilmiş binlerce sayfalık raporların göz önünde bulunması ve bunlardan elde edebildiğimiz ortak noktalar belki bizlere de benzer bir deneyimin olup olmadığını anlamamızda az da olsa yardımcı olabilir.