Son Dakika

Kayıp Uygarlık Stonehenge

Tarih: İ Ö yaklaşık 2950-1600
Yer: Güney İngiltere

Stonehenge’i nasıl yapmışlardı? Buna en kolay verilecek cevap, “çok güç” olacaksa da, gerçek cevap, “düşündüğümüzden çok daha kolay”dır. Stonehenge, ünlü olduğu kadar benzersizdir ve bize ipucu veren de işte bu benzersizliğidir.

İngiltere’deki diğer taş daireler -ki bunlar yüzlercedir ve bazılarının çapları da daha büyüktür- doğal durumlarında bırakılmıştır. Yalnızca Stonehenge’dekiler kenarları düzeltilip dört köşe haline sokulmuşlardır. Dik taşların üzerinde yer alan yatay taşlar ise bir kapı üzerindeki lento gibi sanki kalaslarmışçasına zıvanalarla tutturulmuştur.

Birbirine bitişik taşlar da yine bir ağaç ustası tekniğiyle kanallar ve yuvalarla birleştirilmiştir. Bu gerçekleri ta ilk baştan beri biliyoruz: 11. yüzyıldan kalma en eski Stonehenge kayıtlarında burasının “kapılar gibi” yapıldığından söz edilir.

İngiltere’nin Wittshire iline bağlı Salisbury kentinin 13 km kuzeyinde yer alan Stonehenge hakkındaki bütün yorumlar, özellikle 1950 sonrası yürütülen yöresel kazılara dayanır.

Taşları nakletmek

Stonehenge’in yapımının ilk gereği, doğru olan taşları bulmaktı. Kullanılan pek çok türden en çok sayıda olanı, 240 kilometre ilerideki Batı Galler’den getirilen “mavitaşlar”dır. Yaklaşık bir tabut boyutlarında olan taşlar, dört tonu bulmaktadır.

Bu yüzden bunları karadan çekmek ya da şişirilen tulumlar üzerinde denizden geçirip Stonehenge’e yakın nehirlerden birinden içeri sokmak pek güç olmayacaktı. Ama bu o kadar da kolay değildi: 2000 yılında tam boyutlarında bir mavitaşı Stonehenge’e taşımak için bir ekip, gönüllü bulmakta çok zorlanmıştır. Ve taş bir kere tekneye yüklendikten sonra da kayıp suya düşmüştür. Denemenin devam edebilmesi için, taşın denizin dibinden çıkarılması gerekmiştir.

Stonehenge’deki daha büyük “sarsen” taşları daha ağırdır ama bunlar daha yakından, 30 kilometre ileriden getirilmiştir. İnşaatçıların en büyük sıkıntısı, yeterli boyda büyük taş bulmak olmuş olmalıdır. Stonehenge’de bunların 79’una ihtiyaç duyulmuştur. Daha eski megalit dairelerde ve Avebury’deki caddelerde bunlardan yüzlercesini çok önce kullanmışlardı. Stonehenge’deki “sarsen”lerin boylarının çok küçük bir kısmı destek almak için yere gömülüdür ve Stonehenge’in planlandığı nihai şekli almadığına inanılmaktadır.

Tanesi 40 tondan fazla olan “sarsen”leri nakletmek birinci işti. 1994’te arkeolog Julian Richards ve mühendis Mark Whitby’nin benzer bir taşla yaptıkları deneyler bunun nasıl yapılmış olacağını göstermiştir. Taş, kütüklerden bir beşik üzerine yatırılıp iplerle çekilecekti. Beşiğin kütükler üzerinde yuvarlanmış olacağı düşünülmüştü ama mühendis 1994’te daha iyi bir yöntem buldu: Beşiği iyice yağlanmış kalaslar üzerinde kaydırmak. 130 gönüllünün çektiği taş bir kere hareket ettikten sonra gayet iyi ilerlemeye başladı.

Güvenlik için deneyde çağdaş ipler kullanılmışsa da, tarihöncesi zamanlarda ağaçların iç kabuklarından yeterli derecede sağlam ipler yapıldığı bilinmekteydi. Taşın hafif bir yokuşta günde bir kilometre ve düz ya da yokuş aşağı yerlerde günde on kilometre çekilebileceği ortaya çıktı.

Neolitik insanların kızaklar yapmak için meşe ağaçlarını yarabildiklerini de biliyoruz. “Sarsen”lerin bulunduğu Marlborough Downs ile Stonehenge arasında Pewsey Vadisi vardır: Taşlar vadinin kuzey duvarının dik yamacından indirilecek, ıslak vadiden geçirilecek ve Stonehenge’in inşa edildiği öteki tepeye çıkarılacaktı.

Taşların yontulması ve yerleştirilmesi

“Sarsen”ler aynı taşı çekiç gibi kullanarak biçimlendirilebilirler. “Sarsen” çok sert olduğu ve kolaylıkla iri parçalar halinde kopmadığı için bu, güç bir iştir. Stonehenge’de pek çok taş, çekiçler ve keskiler bulunmuş, bunların daha sonra taşları yerlerinde sabitleştirmek için kullanıldıkları anlaşılmıştır.

Taşları dik bir duruma getirme de 1994’te bir deneyle sınanmıştır. Taşın ucu, hazırlanmış bir çukura yerleştirilmiş, sonra üzerinde daha küçük bir taş kaydırarak dengesini bozup çukura girmesi sağlanmıştır.

Fakat tüm bu açıkalama ve deneylere karşılık asıl sorulması gereken soru şudur :

“Neolitik teknoloji bunu yapabilirdi ama Neolitik zihinler ve zekâlar acaba bunu düşünüp uygulayacak teknik bilgiye sahiplermiydi” ?

Dünyaca tanınan bir arkeolojik kalıntı olan Stonehenge, Güney İngiltere’deki rüzgarlı Salisbury düzlüklerinde yer alır. Üç metreden daha yüksek, dikine duran taşlardan oluşan ve uzaktan bakıldığında gri taşlardan yapılmış dev bir yüzüğe benzeyen Stonehenge göz alabildiğince uzanan arazideki doğal olmayan tek büyük yapıdır.

Bu sıra dışı yapı günümüzün majisyenleri, gizem grupları Stonehenge´de her yıl törenler yapmak amacıyla sürekli ziyaret edilmektedir. Bazılarına göre Stonehenge, evrenin merkezini simgeliyorken, bir diğer grupta ise, bu inanılmaz yapının dünya dışı zeki canlılar tarafından yapıldığına inanılmaktadır.

Stonehenge, taştan yatay üst eşikleri bulunan daire şekilli bir yapıdır. Bazıları düşmüş, bazıları eğilmiş, bazıları ise toprağa gömülüdür. Çevresi bir set ve bir de hendekle çevrili olan Stonehenge’e bir anayolla ulaşılabilir. Tahminlere göre Stonehenge 112 büyük ve sayısız küçük taştan yapılmıştır. Bunlar teker teker birbirinin üzerinde yerleştirilmiştir.

Peki ama neden binlerce yıl öncesinin zor ve ölümcül koşullarında yaşayan o insanlar neden zamanlarını ve güçlerini bu işe harcadılar? Üstelik verilen bu önem, sonraki bin yıllarda da sürdürülmüş, yapı geliştirilmiştir.

Gizemciler ve hatta bilim dünyası için sırrı kesin olarak çözülememiş on yer vardır;

1. Paskalya Adası´nın heykelleri,
2. Mayaların başkenti Teotiukan,
3. Peru´daki Nazca Düzlüğü,
4. İndüs Vadisi´ndeki bilinmeyen kalıntılar,
5. Korsika´nın garip heykelleri,
6. Zimbabwe´deki bilinmeyen kent,
7. Karaibler´de Bermuda Bölgesi,
8. Angkor Vat Tapınağı,
9. Mısır Piramitleri
10. Stonehenge.

Diğerlerine göre Stonehenge´in farkı, ne olduğunun tam olarak net bir biçimde anlaşılamamasıdır. Yani Stonehenge, bir kent kalıntısı, bir heykel veya tehlikeli bir yer değildir, Stonehenge her şeydir. Bir saray olabilir, bir tapınak veya gözlem evi, ya da belki dünya dışı zeka tarafından bilinmeyen bir amaçla yapılmış bir yapıdır. İlk bakışta belli bir plana göre yapıldığı düşünülemez ama prehistorik çağdan kalan yığma taş örneklerine de benzemez çünkü onlara göre düzenli ve sistemlidir.

Dikkatle bakıldığında örneğin, dikey taşları kapatan yatay taşların belli bir eğimle birleştirilip bir dairenin özellikle oluşturulduğu fark edilir. Dikey taşların merkezleri Yunan kilise mimarisinde olduğu gibi, şişkin yapılarak bir perspektif yaratılmıştır. Aralarındaki boşlukların bir amacı vardır, binlerce yıllık erozyonun etkileri göz önüne alınarak, orijinal yapı düşünülürse bu boşlukların kesinliği daha iyi anlaşılır.

Kısacası Stonehenge´in kendi içerisinde sakladığı çok özel bir mantığı vardır. Peki ama nasıl bir nedenden dolayı inşa edilmiştir? Ve asıl soru bu taş yapı kimler tarafından inşa edilmiştir ?

Çağdaş uzmanlar Stonehenge´in tarihini üç aşamada değerlendiriyorlar;

“Stonehenge I” yaklaşık MÖ 2750´den kalmadır ve en gizemli dönemi simgeler; örneğin taşların çevresinde ne olduğu anlaşılamayan, içinde taş veya tahta izi bulunmayan Aubrey Çukurları adı verilen 56 tane çukur vardır; dairenin merkezinden bakıldığından yaz aylarında doğan güneşle aynı hizada olan ünlü Heel Taşı ve bazı hatlar kuzeydoğuya yönlendirilmiştir ve yarım kalan başka kalıntılar vardır ama kazılar henüz tamamlanmamıştır çünkü Stonehenge´in merkezinde ve batı kısmında hiç kazı yapılmayan yerler vardır.

“Stonehenge II” MÖ 2000´e aittir; burada daha iyi bir mimari ve mühendislik tekniği görülür, Stonehenge II´ün taşları farklıdır ve 300 km.´lik bir yoldan getirilmiştir. Her biri 4 ton ağırlığında olan bu taşların nasıl taşındığı bir diğer olağanüstü olaydır, taşların yolun yarısını tekne ve sallar aracılığı ile su üzerinde aştığı sanılıyor. 82 mavi taş ancak güneybatı Galler´deki Prescelly Dağları´ndan çıkmaktadır. Aynı mavi taşlardan yapılan taş baltalar, İngiltere´nin birçok yerinde bulunmuş ve bu taşın kutsal olarak tanımlandığı belirlenmiştir.

Mavi taşlı, “Stonehenge III”ün batı yanı yarım kalmıştır, bu kadar emekle taşınıp getirilen taşların yapımının neden birden ortada bırakıldığı hala bilinmiyor, belki de daha kapsamlı bir yapı tasarlanmış ama gerçekleştirilememiştir
.
Stonehenge III, tahminen MÖ 1750´lere aittir; mavi taşlar sökülmüş yerlerine Sarsen denen taşlar konmuştur. Ama ardından mavi taşlar yeniden getirilip, sarsenlerin ortasına dairevi biçimde dikilmiştir. Sarsenlerin her biri 50 tondur; bunların taşınması da ayrı bir mucize olabilir. Sarsenler, 40 km. uzaklıktaki Marlborough Downs´dan getirilmiş, ana kayalardan kesilmeleri için çatlaklardan yararlanılmış. Çatlaklara tahta kamalar sokularak ıslatılmış, sonra bu kamalar şişince taşı parçalamışlar.

Prof. R.J. Atkinson, böyle tek bir taşın taşınabilmesi için 1500 insanın birkaç hafta çalışması gerektiğini ve bütün iş için 6 yılın gerektiğini belirtiyor. Sarsen “Yabancı” anlamına gelen bir sözcük, Taşların getirilip şekillendirilmesi için bugünkü metotlarla on taş ustasının, 2,5 yıl çalışması gerekiyor, cilalama ve üst eşiklerin yapılması ise çok daha uzun bir zamana bağlı. kaldırılıp dikilmesi konumlarının ayarlanması ciddi bir mühendislik yeteneğini gösterir, bugünkü hesaplara göre bir tek sütünün kaldırılabilmesi için yaklaşık 1000 adama gereksinme olduğu tahmin edilmektedir.

Dairenin stabil dengesi, her bir sütunun dengesine bağlıdır ama bir diğer gizem zemindedir. Stonehenge´in yapıldığı alan kuzeybatıya eğimlidir, bir tarafla öteki taraf arasında zeminde 213 cm. fark vardır, zemin böyleyken yapılan ve binlerce yıldır ayakta duran Stonehenge´in ciddi bir mühendislik eseri olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu çalışmalar usta işçiler gerektiriyor, amacını çok iyi bilen usta bir mimarın yönetiminde çalışan binlerce insan… Kimdi bu insanlar?

İlk yapıcıların MÖ 2500-3000´lerde yaşayan “Yel değirmeni Kültürü” insanları oldukları sanılıyor; onları Demir Çağı´nın Orta Avrupalı olduğu sanılan “İbrik İnsanları” izlemiş, bu ismi yaptıkları çömlekler yüzünden almışlar ve ölülerin tek tek gömüldükleri ilk mezarları yapmışlar. Stonehenge III´ün ise, sanatkar olarak tanınan “Wessex İnsanları” tarafından yapıldığı sanılıyor.

Ay Tanrısı Gerçeği…

Teknik özelliklerin yanı sıra yapının amacıyla ilgili bir diğer ipucu mistiktir. Stonehenge II, dönemiyle ilgili olarak, yörede bulunan yemek artıkları, çakmaktaşı gibi kalıntılar bize burada dönemsel bir yaşamın olduğunu ve Stonehenge´in kutsal bir yer olarak ziyaret edildiğini de göstermekte. Ama son otuz yılın geçerli inancı, Stonehenge´in bir gözlemevi olduğudur, hatta ilginç bir tanımla prehistorik bir bilgisayardır.

1740´da “İngiliz Drüidlere Verilen Tapınak; Stonehenge” adlı kitabı yazan William Stukeley, yapının doğrudan güneş ışığını gösterdiğini yazmıştı. Daha fantastik bir yaklaşım ise, Stonehenge´in evrenin merkezini gösterdiği şeklindeydi; 1901´de Sir Norman Lockyer, 1963´de Boston Üniversitesi astronomlarından Gerald Hawkins, Stonehenge´in astronomik bulguları gösterdiğini eserlerinde belirttiler.

Astronominin en büyük isimlerinden Sir Fred Hoyle, Hawkins´le beraber, hasat ve festival dönemlerini gösteren bir takvim olduğunu ileri sürdü; ayrıca Stonehenge´in özel yapısıyla Ay´ın hareketleri de izlenebiliyordu. Ay, aylık klasik hareketlerinin dışında, 18-61 yıllık değişken bir periyodda ek bir hareket de yapar, Stonehenge´i yapanlar bunu da biliyorlardı. Altı sıra halindeki 40 delik, Ay´ın tüm hareketlerini göstermektedir. Bu anlamda Stonehenge, okuma yazma bilmeyen insanlara gök hareketlerini açıkça ama simgesel olarak anlatmaktadır. Hawkins, Aubrey denen 56 deliğin aynı zamanda da Ay ve Güneş tutulumlarını da gösterdiğini belirtiyor, burası önemlidir; Hawkins´in iddiasını 1954´de “MÖ 2000´de Tutulmalar” adlı kitabında Van Der Bergh kanıtladı; Diodorus´un sözünü ettiği Ay Tanrısı´nın geldiği 19 yıllık süre işte buydu; Stonehenge eseri üzerindeki kış ayının doğma süresi de 19 yıldı; daha doğrusu 18.6 yıldı.

Stonehenge rahipleri, ayı izlemek ve Ay tutulumunu önceden bilmek için bu süreyi kullanmışlardı ama hata yapmamak için bu süreye kesin bağlı kalmadılar; üçlü aralık devresi denen sistemi kullandılar yani 19+19+19, toplam olarak 56´yı (Aubrey Çukurları´da 56 adettir.) ve Hawkins´in hesapları Stonehenge Ay olgusunun 56 yılda bir aynen tekrarlandığını kesin olarak gösteriyor.

Sonuç olarak, Diodorus, Stonehenge´in bir astronomi merkezi olduğunu söylerken doğru söylüyordu. Astronomik yaklaşımlar daha çok Stonehenge I´de vardır, sonraki yapımlarda bu yaklaşım daha azdır; Stonehenge III, daha mistik ve simgeseldir. Astronomik sonuç olarak tüm bu yaklaşımlar geçerlidir ve bilim platformunda destek bulmaktadır fakat yeterli değildir çünkü bir diğer bilimsel kesime göre ise Stonehenge´in çok daha başka amaçları vardır ama bunlar hala bilinmemektedir. Eğer Diodorus´a tam olarak inanırsak, Stonehenge bir gözlemevidir ama sadece Güneş´in ve Ay´ın hareketlerini gözlemek için yapılmış olamaz; çok daha farklı amaçları da olmalıdır; yıldızları gözlemek gibi…

Ama ne için? Daha da önemlisi, Stonehenge rahipleri bunları nereden biliyorlardı? Onlara kim öğretmenlik etti? 5000 yıl öncesinde, hangi zeka böyle karmaşık ve simgesel bir yapıyı düşünebildi? Rüzgarlı Salisbury Ovası´nda, Stonehenge´in önünde yere oturup bu garip yapıya bakarken aklımda tek bir düşünce vardı; geçmişimizi bilmiyorduk ve acaba Stonehenge´in dışında daha neleri bilmiyorduk? En kötüsü de neleri yanlış biliyor ve inanıyorduk?