Son Dakika

Nasa Ve Ufolar

NASA’nın elinde uzay uçuşlarındaki UFO gözlemlerini ve Ay’daki uzaylı varlığını belgeleyen pek çok fotoğraf ve doküman bulunmaktadır. NASA’da çalışmış ve görev almış bir çok bilim adamı ve astronot da dünya kamuoyuna yaptıkları itiraflarla bu gerçeği doğrulamıştır.

Ağustos 1967’de Lunar Orbiter-5, Ay’ın Mars Humorum bölgesinde Vitallo kraterinin içinden yukarı doğru tırmanan arkasından da kazmış olduğu toprakları püskürten mekanik bir maden makinesi fotoğraflanmıştır.

Ocak 1969’da Apollo 5 Ayın arka yüzünün fotoğraflarını çekmiştir. Fotoğraflarda maden makineleri tarafından bir kenarı düzeltilmiş büyük bir krater görülüyordu. Aynı kraterin karşı kıyısında başka devasa makineler göze çarpmaktaydı. Bu devasa makineler tahminen 1600 m boyunda 68 m genişliğindeydiler.

Diğer düzenlenmiş Ay misyonlarında ise sayısız UFO’lar, mekanik araçlar görüntülenmiş, yüzey üzerinde binalara, sıra dışı mühendislik ürünü yapılara rastlanmış, ve halktan büyük bir özenle gizlense de dünya dışı canlılara ait bir çok görüntüler elde edilmiştir.

Amerikalı önemli bir astronom olan George H. Leonard yazmış olduğu kitabında “Ay’da başka biri var” (Somebody Else is on the Moon) isimli kitabında Amerika uzay kuruluşu olan NASA’nın Ay’daki yabancılar hakkındaki bilgileri dünyadan gizlediğini söylemiştir. Aynı nedenlerle Apollo astronotları da bu konudaki haberlerin yayılmasını engellemek için şifreli bir dille konuşuyorlardı.

Leonard’a göre, milyarlarca dolar harcanarak gerçekleştirilen Ay’a gidiş programlarının asıl amacı ne uzay yarışını kazanmak ne de bilimsel araştırmalar yapmaktı.

Amerika ve Sovyetler Birliği kendi aralarındaki gizli bir iş birliği ile, bu yabancıların Ay’da ne yaptıklarını öğrenmek için var güçleriyle çalışıyorlardı.

NASA’nın Ay’a gitmekte bir görünür birde görünmez gizli bir maksadı olduğunu bildiren NASA’nın eski direktörlerinden James Fletcher, konuyla ilgili olarak şu şekilde konuşmuştur.

“Her NASA projesinin ardında Dünya dışı Zekanın kesinliğinin araştırılması bulunmaktadır”.

İşte NASA’nın Ay’la ilgili yapmış olduğu önemli ve çok gizli projelerinden biriside Rus-Amerikan ortak çalışması olan Apollo 20 misyonudur. Bu projenin amacı Apollo 11 ve sonrasındaki Apollo 19’a kadar olan tüm misyonların Ay yüzeyindeki Izsak D, Delporte kraterinin güneybatısında bulunan devasa büyüklükteki bir uzay aracının enkazının bulunması ve incelenmesiydi.

16 Ağustos 1976 yılında tüm dünyadan saklanarak, Apollo 20 misyonu iptal edildi denilerek tüm dünyadan gizlenen ve çok bir gizli şekilde yürütülen bu projede, USA, Leona Snyder, (eski Bell Laboratuarından CSP), Alexei Leonov (Sovyet kozmonot) ve eski “Apollo – Soyouz” astronotlarından William Rutledge (eski Bell Laboratuarları CDR) görev almıştır.

Apollo 20 Misyonu, Apollo 11 ve özellikle Apollo 15 misyonlarındaki görüntülerde çok daha net bir biçimde görüntülenmiş olan puro biçimli devasa bir cismin enkazına ulaşılması biçiminde gerçekleştirildi.

Görüntülerde Izsak D, Delporte kraterinin güneybatısında puro biçimli, ucu hafifçe sivri bir sıra dışı bir nesne bir tür tünelden yukarı doğru çıkarmışçasına hafifçe eğimli bir halde görülüyordu.

Bu sıra dışı nesnenin konumu ; Izsak D. Delporte kraterinin güneybatı kısmında Enlem 10 ° Güney – Boylam 117.5 ° doğudur. Ve Ay’ın karanlık kısmında yer almaktadır. Cisimle ilgili detaylı bilgiler ve görüntüler NASA ve gezegen bilimleri araştırma enstitüsünün (LPI, Houston) web sitesinde mevcuttur.

http://www.lpi.usra.edu/resources/apollo/frame/?AS15-P-9625

http://www.lpi.usra.edu/resources/apollo/frame/?AS15-P-9630

Astronotlar kendilerine verilen bilgiler doğrultusunda Ay’a inip cismin bulunduğu noktaya ulaşmışlar ve gördükleri manzara karşısında hem çok korkmuş hem de şaşkınlıklarını gizleyememişlerdir. Çünkü karşılarında devasa büyüklükte ve yükseklikte puro biçimli bir ana gemi ile üçgenimsi bir uzay aracı enkazı ve hemen araca yakın bir bölgenin az ilerisinde koca bir şehir kalıntısı yer almaktaydı.

Karşılarında duran tahmini hesaplara ve yıpranma paylarına bakılarak en az 1.5 milyar yıllık bir geçmişe sahip gibi görünüyordu. Devasa aracın içine giren astronotlar oldukça ilginç bir çok şeyle karşılaştılar.

William Rutledge aracın sadece kokpit kısmına girebildiklerini ve orada gördüklerini şöyle anlatıyor:

“Aracın içine girdiğimiz de ağır bir koku hakimdi. Rutubetli bir hava. Aracın motor kısmını yosun benzeri garip bir bitki örtüsü kaplamıştı. Etrafta tüpler içinde sarımsı bir takım sıvılar bulunan üçgenimsi taşlar bulunuyordu. Ayrıca bazı tüplerin içinde de küçük boyları 10 cm’i bulan organımsı nesneler göze çarpmaktaydı. Etrafımızda tüplerden oluşan bir ağ dışında bir tür kaligrafiyle yazılmış bir çok yazı bulunmaktaydı. Çevrede bulunan bazı güneş sistemi motifleri aracın çok uzak bir galaksiden geldiğini gösterir gibiydi. Tahminimizce bu ana gemi bir tür devasa laboratuardı”.

Ama astronotları asıl şaşırtan şey iki adet insanımsı, Japonları anımsatan dünya dışı varlığa ait bedenlerdi. Bulunan bedenlerden birisi oldukça parçalanmış, diğeri ise jelimsi bir tabaka ile kaplanmış, bir şekilde mumyalaşmış ve bütün halindeydi. Varlığın bedeni gayet iyi korunmuş bir halde sapa sağlam karşılarında durmaktaydı.

Aracın içinde görüntüler alıp kısa bir inceleme yapan astronotlar yanlarında yeterli tıbbi teçhizatları olmadığından ele geçen 1.65 cm boyundaki varlıkları inceleyemeden yanlarına alarak dünyaya getirmişlerdir.

Ele geçen mumyalanmış haldeki, hiç bozulmamış dişi varlığa astronotlarca “Mona Lisa” kod ismi verilmiştir.

Mona Lisa kod isimli varlığın fiziksel özellikleri şöyledir.

– İnsanımsı bir varlık

– Cinsiyeti : Kadın

– 1.65 cm boyunda

– Siyah saçlı

– 6 Parmaklı

– 65 – 68 kilo civarı bir ağırlığa sahip

– Çekik gözlü ( Uzak doğuluları andırıyor)

– Genital bölgesi ve göğüsleri mevcut

– Vücudunun bir kısmında renkli dövmeler mevcut.

Varlık araç içinde bulunduğunda elleri ayakları düzgün bir biçimde yanına hizalanmış. Göz kapakları ve dudakları bir kablo benzeri malzeme ile sabitlenmişti. Başı kayış benzeri bir malzeme ile bağlanmıştı bulunduğu yere. Cildi Jelimsi bir madde ile kaplanmış ve adeta dondurulmuştu ve oldukça mükemmel bir şekilde korunmuştu onca uzun yıllara rağmen. Varlık adeta donmuş ve ölmemiş gibi sağlam ve diri gözüküyordu. Ağız ve burun bir tür sıvı ile doldurulmuş ve tıkanmıştır.

Ele geçen diğer parçalanmış varlık ise biraz daha farklı özelliklere sahipti. Oda Mona Lisa gibi sabitlenmiş ancak çokça parçalanmıştı.

Ten rengi mavi ve gri tonlarında pastel bir renge sahipti. Vücudunda yazı yada dövme bulunmamaktaydı. Üzerinde ince bir kıyafet kalıntısı görülmekteydi. Gözleri yukarıya doğru çekikti. Onunda başının etrafında bir tür kayış benzeri nesne mevcuttu.

ABD hükümetinin UFO’lar ve dünya dışı yaşama olan bakış açısını hepimiz biliyoruz. Bazı tarihlerde UFO’larla ilgili ufak bir kısım bilgi ve belge kamuoyuna açıklanmış fakat önemli bir çoğunluğu da saklanarak halkın bilgisinden büyük bir özenle gizlenmiştir. Hatta bu olaylar büyük bir hassasiyetle sistemli bir biçimde incelenmiş ve dünya basınından su’dan bahanelerle saklanmıştır.

NASA yaptığı onca uzay projesi içersinde sayısız defalar UFOları gerek başka gezegenlerin atmosferi içersinde gerekse, uzay boşluğunda hem gözlemlemiş hem de görüntüleyip yakından inceleme imkanı bulmuştur. Gözlemlenen ve görüntülenen UFOlar dışında NASA astronotları Ay ve Mars misyonları sırasında “Olağanüstü mühendislik eseri yapılar, yüzeyde bulunan değişik yaşam formları, teknolojik araç gereçler, bitki örtüleri, ve onlara refakat eden dünya dışı zeki varlıkları yakından gözlemlemiş görüntülemişlerdir. Ama tüm bunlara rağmen elde edilen görüntüler dünya kamuoyundan saklanıp, sansürlenerek yine basına açık bir biçimde verilmemiştir.

Ay ve Mars’da elde edilen bir çok canlı, cansız materyal de incelenmek üzere Houston’da da bulunan NASA üssüne getirilmiştir. Ele geçen onca dünya dışı yaşama dair kanıtı sanki hiç yokmuş gibi gösterip evrende yalnız olduğumuzu bizlere zorla empoze etmeye çalışmışlardır aldıkları gizlilik emri gereğince. Daha düne kadar Mars gezegeninin atmosferini bile fotoğraflarda kırmızıya boyayıp burada atmosfer yok, yaşam olma olasılığı imkansız denecek kadar az diyerek dünya kamuoyuna aktarmışlardır. Daha sonraları basına sızan orijinal görsel belgelerde ve gizli yazışmalarda Mars gezegeninin hiç de anlatıldığı gibi atmosfersiz yaşama olanak tanımayan bir yapısı olmadığı anlaşılmış, ve basına NASA tarafından verilen görüntülerin bin bir türlü sansürle üzerinde oynamalar yapılıp değiştirilerek haber geçildiği ortaya çıkmıştır.

Bu sistematik sansürün ve ört bas’ın tarihçesi ilk olarak 1954 yıllarına dayanmaktadır. ABD’nin yürüttüğü “Uluslararası Uçan daireler Sansürü” aslında UFO’loji tarihinde çok önemli bir olayla başlamıştır.

Bu olay “Dünya dışı”ndan gelen zeki bir grup varlığın, 1954 yılında Edwards Hava Üssü’nde zamanın ABD, Başkanı ve yanındakilerle yapmış oldukları 2 gün süren çok gizli görüşmedir. İşte dünya çapındaki ilk sansür bu olayın yaşanması ile hayata geçirilmiştir. Çünkü zamanın başkanı (Eisenhower) dünya insanlığının henüz böyle bir karşılaşmaya hazır olmadığını bahane ederek bu konunun halka duyurulmamasına karar vermiştir.

O zamana kadar dergilerde, gazetelerde, rahatlıkla birinci sayfada haber olan UFO olayları bıçakla kesilircesine ortadan kalkıvermiştir.

Ardından buna bağlı olarak ABD, bünyesindeki bir çok istihbarat birimi ve bilim merkezide bu sansür olayına dahil edilmiştir.

CIA gibi büyük istihbarat servislerinin paralelinde olan ve ört basa tabi tutulan merkezlerin başında “National Aeronautics and Space Administration” (Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Araştırmaları Merkezi) NASA geliyordu. ABD´nin ulusal uzay örgütü olan bu kuruluş uzayla ilgili olaylarda öncelikli söz sahibi olmasına karşılık aldığı emir doğrultusunda dünya kamuoyuna hiçbir şekilde UFO’lar ve dünya dışı zeki varlıklar konusunda ser verip sır vermemeye çalışıyordu.

NASA’nın uzun süren tüm ört bas çabalarına rağmen asıl problem giderilememekte ve her gün yeni tanıklar ortaya çıkıp konuşmaktaydılar. Bu bilgi ve belge sızıntısı halen günümüzde de içerdeki yetkililerince tüm baskılara ve gizliliğe rağmen sürdürülmektedir.

NASA dış görünüş itibari ile sivil bir kuruluş olmasına rağmen hükümet tarafından kontrol ve finanse edilen bir kurumdur. NASA yöneticileri ve astronotlar genellikle ordu kökenli olduklarından ağız sıkılığı ve disiplin esastır. Bu yüzden NASA yetkilileri UFO’lar ve dünya dışı yaşam konusunda yemin ettirilerek göreve getirilmektedirler.

Bu çok özel yemin, yasa gözüyle görülüp (Janap – 146) koduyla anılmaktadır. Federal kurallara göre bu kod 1211 no’lu kuralın 14. bölümünde yer almakta. Bu yasayı çiğneyen kişiler çok ağır cezalara maruz kalmaktadır.

Bu cezalardan sadece bir kaçı 10.000 $’dan başlayan para cezaları, 10 yıl kesinleşmiş hapis, resmi baskı ve taciz, güvensiz yerlere sürgündür. UFO’lar hakkında yapılacak çok detaylı ve büyük ifşalar ise savaş mahkemeleri gibi büyük yargı mercilerinde yargılanmaktadır. Rütbe tenzili, onur lekelenmesi, emeklilik v sağlık haklarından mahrumiyet verilecek cezalar içinde sayılabilir.

Bilindiği gibi UFO’lar, sadece gezegenimiz içerisinde gözlenen bir olgu olmayıp, bir çok defalar da uzay denilen boşlukta da sıklıkla karşımıza çıkmaktalar. Uzay çalışmaları sırasında astronotlarımız tarafından bu garip cisimler yörüngemiz dışındaki bir çok noktada görüntülenmiş ve fotoğraflanmıştır. Bu gözlemlerin en yakını ve en önemlilerinden bir tanesi olan Apollo uçuşları ve sonrasında yaşanan olaylar zinciridir. Bu olaylar ABD’ye ait olarak çalışan NASA astronotlarından Apollo ekiplerinin birebir yaşadıkları UFO olaylarıdır. Yaşanan bu olaylar ve gözlemler sırasında astronotlar dünyamıza dünya dışındaki varlıklarla ilgili bir çok kanıtları da beraberlerinde getirmişlerdir. Söz konusu olan bu kanıtlar dışında bir çok NASA içinden ve dışından bir çok bilim adamı da Ay çalışmaları konusunda çok önemli açıklamalarda bulunmuşlardır.

NASA’nın bilim yazarlarından Otto Binder, astronotların UFO gözlemleri sırasında konuşmamaları konusunda önceden uyarılmış olduklarını, bu bakımdan Apollo ile “Yer Kontrol Merkezi” arasındaki konuşmalar yer yer sansür edildiğini resmen açıklamıştır… Ancak bu uyarılara rağmen, astronotlar zaman zaman UFO gözlemleri sırasında heyecanlarını gizleyememiş ve telsiz konuşmalarında açıklama yapmaktan kendilerini alıkoyamamışlardır.

NASA’nın Saga operatörlerinden Joseph Goodavege, Apollo astronotlarıyla NASA arasında Ay uçuşları arasında yapılan telsiz konuşmalarını inceledikten sonra konuşmalar sırasında zaman zaman kullanılan “Bogey” sözcüğünü UFO karşılığı olarak kullanıldığını açıklamıştır. NASA ve ABD hükümeti, her ne kadar bir takım örtbas kampanyalarına giriştiği bilinse de, bu konuda başarılı olamamıştır. Ay ve dünya dışı varlıklarla ilgili kanıtlar (video görüntüleri, fotoğraflar, belgeler, telsiz konuşmaları, üst düzey yetkililerin ve bilim adamlarının itirafları, olayları bizzat yaşayan astronotların açıklamaları) tüm dünya basınına kadar ulaşmıştır.

Böyle evrensel bir konunun tüm örtbas ve karalama çabalarına rağmen, şu ana kadar gizlenememiş olması, bu konunun küçümsenemeyecek kadar büyük gerçekleri içinde barındırdığının en güzel örneğidir. NASA eski direktörlerinden James Fletcher, NASA’nın Ay çalışmaları sırasında bir görünür, bir de gizli amacı olduğunu, şu sözleriyle belirtmiştir:

“Her NASA projesinin altında, dünya dışı zekânın kesinliğinin araştırılması bulunmaktadır.” Şimdi Apollo uçuşları sırasında yaşanan gizemli olaylara ve gözlemlere kısa bir göz atalım.

APOLLO – 7

Uçuş Tarihi : 11 Ekim 1968

Dönüş Tarihi : 12 Ekim 1968

Ay İniş Bölgesi : İniş yapılmadı.

Astronotlar : Walter M. Schirra Jr., Donn F. Eisele, R. Walter Cunningham.

Apollo – 7 ile ilgili ilk bilgi 12 Ekim 1968’de, saat 22:15’de tamamen bir şans eseri ele geçirilmiştir. Bu tarihte, “İsviçre Telgraf Merkezi”nden “Ne olduğu saptanamayan uçan cisimleri inceleme grubu” direktörü M. Francis Schafer’e bir telgraf iletilmiştir. Ele geçen telgraf metninde aynen şunlar kayıtlıydı:

“Apollo – 7, Avustralya üzerinde uçtuğu sırada astronot Cunningham bir gün Apollo – 7’nin yanından uçarak geçen meçhul cisimlerin varlığını merkeze bildirip talimat istemişti.”

Yapılan araştırmalar bu haberi; “İsviçre Telgraf Merkezi”nin Cape Kennedy’de bulunan İngiliz Haber Merkezi “Ruters”den aldığı anlaşıldı. Haber, İsviçre’ye aynı gün saat 20:00’de teleksle bildirilmişti. Bu metnin, orjinali hâlâ İsviçre Haber alma Merkezi’nde “44” no’lu dosya içerisinde saklanmaktadır.

APOLLO – 8

Uçuş Tarihi : 21 Aralık 1968

Dönüş Tarihi : 27 Aralık 1968

Ay İniş Bölgesi : İniş yapılmadı.

Astronotlar : Frank Borman, James A. Lovell Jr., William A. Anderson.

Apollo – 8’in bu uçuşu sırasında tarihe geçen bir olay yaşandı. 25 Aralık 1968… Apollo – 8 mürettebatının dünyadan ayrılışının 5. günü. Apollo – 8 ile “Houston Uzay Merkezi” arasındaki konuşma dünya televizyonlarından canlı olarak yayınlanmaktaydı. Astronotların konuşmaları, canlı yayından dünya kamuoyuna aktarılıyordu. Tam o sırada, bağlantı bir anda kesilivermişti. Ortada hiçbir neden yoktu. Houston Uzay Merkezi’ndeki bütün görevlileri büyük bir heyecan sarmıştı. Aynı heyecanı, televizyonlarının başındaki milyonlarca izleyici de yaşamıştı. Aradan 10 dakika geçmesine rağmen, kesintinin sebebi bir türlü anlaşılamıyordu. Zaman ilerledikçe, insanların heyecanları daha da artmaktaydı. İzleyiciler, astronotların başlarına bir felaket gelmiş olabileceğinden korkmaya başlamışlardı. Houston Uzay Merkezi’nden sürekli şu anons yapılıyordu:

– “Houston, Apollo – 8’i arıyor … Houston, Apollo – 8’i arıyor… Apollo – 8 yanıt ver…”

Sonunda Apollo – 8 astronotlarından James A. Lovell Jr.’in sesi duyuldu…

– Lovell : “ Merkez… Burası Apollo – 8 … Uçan daireler… Kaç tane mi? Bilmiyorum… Belki 5… Çok heyecanlıyım …”

– Houston : “ Kahrolsun, Lovell neler söylüyorsun!..”

Tam bu anda canlı yayın tekrar kesiliyor. Halk, merkez ile Apollo – 8 arasındaki diğer konuşmaları dinleyemiyor. Daha doğrusu, halkın dinlemesine izin verilmiyor. Dünya basını, bu olayın üzerine giderek ABD’li yetkililerinden ayrıntılı bir açıklama istemişlerdir. Ne yazık ki, Amerikalı yetkililerden hiçbir açıklama yapılmadı.

Fakat, dünya kamuoyu canlı yayın sırasında duyduğu bu konuşmaları asla unutmamıştır. Apollo – 8 ile ilgili çok önemli bir konu daha vardır. Apollo – 8 dünyaya döndüğünde yaklaşık 1500 fotoğraf getirmişti. Bu resimlerden büyük bir bölümü yine ABD’li yetkililerce saklanmış ve sadece 380 tane Ay görüntüsü, resmî makamlar tarafından basına verilmişti.

APOLLO – 9

Uçuş Tarihi : 03 Mart 1969

Dönüş Tarihi : 13 Mart 1969

Ay İniş Bölgesi : İniş yapılmadı

Astronotlar : James Mc. Divitt , David Scott ve Russel Schweickart

Daha henüz Apollo – 8 in etkisi halkın üzerinden silinmeden bu kez de Apollo – 9 uzaya gönderildi. Bu üçüncü uçuştu… Russel Schweichart, Apollo uçuşlarının ilk uzay yürüyüşünü gerçekleştirdi. Fakat bu kez Houston daha dikkatliydi ve kesinlikle UFO’lar la ilgili bir bilginin kamuoyuna sızmamasına çok fazla özen gösterdi. Bu sebeple Apollo – 9 hakkında çok az bir bilgi ele geçirilmiştir. Apollo uçuşları arasında en az belgenin ele geçirildiği olay olarak tarihe geçmiştir.

APOLLO – 10

Uçuş Tarihi : 18 Mart 1969

Dönüş Tarihi : 26 Mayıs 1969

Ay İniş Bölgesi : İniş yapılmadı

Astronotlar : Thomas P.Staffor, John W. Young , Eugene A. Cernan

Apollo – 10 uzay uçuşu sırasında UFO’ların Apollo ya eşlik ettikleri dünya üzerindeki birçok yer gözlem istasyonu tarafından da saptanmıştır. Ayrıca Apollo – 10 un UFO gözlemlerini kanıtlayan bir de video filmi vardır.

Bu filmde dikkat edilmesi gereken astronotların ayın yüzeyini çekerken bir UFO’nun görüntüye görüntülemeleri değil astronotların UFO’ları kamerayla açıkça izlemesidir. Bu film daha sonra NASA’dan ayrılan astronotlar tarafından basına sızdırılmıştır.

APOLLO – 11

Uçuş Tarihi : 16 Temmuz 1969

Dönüş Tarihi : 24 Temmuz 1969

Ay İniş Bölgesi : Durgunluk denizi

Astronotlar : Neil Armstrong , Michael Collins , Edwin Aldrin

Bu Ay’a ilk adım atışında tarihidir… İlk defa insan oğlu bir başka gezegene inmişti. Yıl 1969 yılıydı… Apollo Yörünge kumanda pilotu Michael Collins Ay yörüngesinde kaldı. Neil Armstrong ve Edwin Aldrin ise Ay’ı incelemek üzere gezegene indiler. UFO’lar yine oradaydı. Apollo -11 daha henüz dünyadan ayrılalı 1 gün olmuştu ki mürettebat , araç ile Ay arasında olağandışı bir obje görmüşlerdi bile. İlk olarak bu aracı yardımcı roketlerden birisi sanıp Houston’dan bilgi istediler. Ancak Houston yardımcı roketin 9000 km ötede olduğunu teyit edince cismi daha yakından etüt etmeye başladılar. Cisim bakış açısına göre değişim gösteriyordu sürekli. Astronotlar bu durum karşısında iyice şaşkına dönmüşlerdi. Daha sonra astronotların bu obje ile ilgili bant’ın bir bölümü basına sızdırıldı.

İşte astronotların kendi aralarında ki bu garip cisimle ilgili konuşmaları :

– Aldrin : “ Gördüğümüz ilk olağan dışı şeydi sanırım… Ay’ın oldukça yakınında bulunan bir şeydi.”

– Collins : “ Bu cismi nasıl görmüştük ki ?… Öylesine pencereden dışarı bakarken mi ilk kez görmüştük?…”

– Aldrin : “ Evet…Önce S-IVB olup olmadığından emin değildik. Yer’e sorduk ve S-IVB’nin 9000 km ötede olduğunu öğrendik. O sırada yüksek randımanla ilgili bir sorunumuz vardı değil mi?…”

– Collins : “ Bir şey vardı… Bir şeyin tosladığını hissettik. Yada belki bana öyle gelmişti.”

– Aldrin : “ Sonra geçip giden bu parlak objeyi gördük. Tek gözlü dürbünle objeye baktığımızda sanki birazcık L biçimindeymiş gibi görünüyordu.”

– Armstrong : “ Açık bir davul gibi… Ama nasıl bir biçime sahip olduğunu tam olarak söylemek oldukça zor.”

– Aldrin : “ Sonunda Ay iniş modülü’ne geçerek cismi objektifle izlemeye koyuldum. Cisim silindir şeklinde belirmişti.”

– Armstrong : “ Ya da aslında iki halka gibi…”

– Aldrin : “ Evet…”

– Armstrong : “ İki halka… İki birleşik halka…”

– Collins : “ Hayır , bana göre ; içi boş bir silindire benziyordu , İki birleşik halkaya değil. Bazen de açık duran bir kitap şeklini alıyordu. Gerçekten de çok garipti.”

Bu yaşadıkları daha ilk olağan dışı olaydı ama son değildi…Onları bekleyen daha başka olaylarda vardı…

Apollo – 11 uzay aracı Ay’a yaklaşırken , astronotlar garip radyo parazitleri duymaya başladılar… Son derce ilginç parazitlerdi bunlar. İşin ilginç tarafı ise tren düdüğüne benzeyen bu parazitlerin dünyadan da dinlenmesiydi. Parazitler haberleşme bağlantısını da karıştırıyordu. Şaşkına dönen “Yer kontrol” dan bir yetkili , astronotlara “ Orada sizinle birlikte başkalarının da olamadığına emin misiniz? ”diye bir soru sormaktan kendini alamamıştı.“Yer Kontrol” yetkilileri, Astronotları UFO’lar hakkında konuşmamaları hakkında uyarmıştı fakat bu kez kendileri bazı şeyleri ağızlarından kaçırıyorlardı!…Bu sesler ve parazitler Apollo – 11’in tüm yolculuğu boyunca devam etti.

Tarih 19 Temmuz 1969…

Astronotlar Ay’ın çevresinde dönüyorlardı… O tarihi inişe bir gün kalmıştı… Aldrin Ay’ın fotoğraflarını çekiyordu…Birden ufukta kimliği belirsiz iki adet disk biçiminde ışıklı uçan cisimler ortaya çıktı… Diğeri öbüründen biraz daha büyüktü… Cisimler çeşitli manevralar yapıp değişik konumlarda uçuyorlardı. Bu manevra yetenekleri astronotları çılgına çevirmişti… Yaşadıkları bu olayı Neil Armstrong şöyle dile getiriyordu:

– Neil Armstrong : “Gerçekten böyle bir şeyi beklemiyordum…Ama onları gözlerimle gördüm…”

Astronotlar içinde bu olaya en az şaşıran ise Aldrin olmuştu.Çünkü bu onun ilk UFO gözlemi değildi. Yaklaşık 3 yıl önce Gemini – 12 ile Dünya’nın etrafında dönerken , Dünya dışı dört uzay gemisi görmüştü…

Bu kez gördüğü cisimleri filme almayı başarmıştı. Astronotlar daha sonra bu UFO filmini kamuoyuna açıkladılar. Ve bu yaşanılan olaydan sonra tarihi iniş bir gün sonra gerçekleşti.

Apollo- 11’in Uçuşuyla ilgili cevaplanmayan bir takım sorular…

1- Birçok UFO fotoğrafı basına verilirken niçin hiç açıklama yapılmadı?…

2- Apollo – 11’in “Ay’a İniş Programı”nda Armstron ve Aldrin’in Ay yüzeyine indikten 10 saat süre ile kesinlikle kapıları açmamaları ve Ay İniş Modülü’nde her an kalkışa hazır olarak beklemeleri tembih edilmişti. Neden!?…

3- Bir başka yanıt bekleyen soru ise niçin Houston ile Ay İniş Modülü arasındaki konuşmalar sıksık kesilmiş ve sansüre uğramıştır?…

4- Ay’a inişten sonra ki yapılan ilginç gözlemler hakkında niçin hiçbir açıklama yapılmayıp olay örtbas edilmeye çalışılmıştır?…

5- Ay yüzeyinde UFO’lardan başka neler gözlemlendi ve neler yaşandı?…

6- Neden UFO’larla ilgili konuşmalar sansüre uğruyordu?…

7- İşte sansüre uğrayan ama daha sonra deşifre edilen bir konuşma metni

– Astronot : “ Neydi o?… Ne biçim şeydi?… Anlamak isterdim …”

– Houston : “ … ( konuşma kesiliyor ) ”

– Astronot : “ Bebekler… Kocamandı beyim… Kocaman…”

– Houston : “ Ne?… Ne oluyor yukarıda? Size ne oluyor Tanrı aşkına?…”

– Astronot : “ Evet… Evet , oradaydılar… Bazı ziyaretçiler vardı. Size söyleyeyim. Orada başka uçan daireler de var. Bir hat şeklinde sıralanmışlar. Kraterin kenarında bekliyorlar.”

Bu konuşma metni ilk kez 8 Ağustos 1969 tarihinde ünlü “ Life Dergisi ”nde yayınlandı.Bunun yanında bazı gizli UFO fotoğraflarını da halka yaydığı içinde bir süre kapatılma cezası almıştı… Daha sonra 11 Ağustos 1969’da Kanada’daki “Minuit Gazetesi” büyük başlıklarla , Amerikalı Astronotların Ay’da canlılar gördüklerini yazıyordu.

8- Rossetta Taşı , Apollo astronotları tarafından Ay’da bırakılmış ; Makyaj kutusu büyüklüğünde olan silindir biçimli bir kutudur. Kutu % 100 oranında silikondan imal edilmiş içinde ise 74 ülke’nin kendi devlet başkanlarının dilinden mesajlar bulunmaktaydı. Ayrıca NASA’nın tüm yetkililerinin isim listesi ,Senatörlerin adları Başkan Kennedy , John ve Nixon’un kısa birer barış konuşması dahi bu kutuda yer almaktaydı. Dünyamızda ki yaşam türleri ve kurallar hakkında bile açıklamalar bu kutuya sığdırılmıştı. Peki ama Rosetta Taşı niçin hazırlamıştı?… Ve ne amaçla Ay’a götürülmüştü?… Bu mesajlar kimler için bırakılmak istenmişti acaba?…

Houston ve NASA bir şeyleri saklamak isterken her defasında kendi yaptığı plansız hareketlerle ister istemez kendi kendini deşifre etmeyi bir şekilde başarıyordu. Rosetta Taşı’nın Ay’a götürülmesi bile açıkça biz dünya dışında yaşayan varlıkların olduğunu biliyoruz demekle eşdeğerdi. Ve UFO’ların varlığını açıklamaya yetiyordu.

APOLLO – 12

Uçuş Tarihi : 14 Kasım 1969

Dönüş Tarihi : 24 Kasım 1969

Ay İniş Bölgesi : Fırtınalar Okyanusu

Astronotlar : Charles Conrad Jr.,Richard F.Gordon Jr., Alan L.Bean

Diğer Apollo Uçuşlarında da olduğu gibi olaylar Apollo – 12’nin uçuşu sırasında da devam edecekti…

Apollo – 12 nin yolculuğu tüyler ürperten bir olayla başladı… Kalkıştan bir dakikadan az bir süre geçmişti ki , Apollo – 12 ye yıldırım düştü… Dünyadan 2,5 km uzakta yaşanan bu olay nedeniyle astronotların hayatından şüphe edilmeye başlanmıştı. Çünkü araç içindeki hiçbir cihaz çalışmıyordu.Yaşam destek üniteleri kısa devre yapmış vaziyetteydi ve onarılması imkansız bir durum içindeydiler. Araç uzayda tüm cihazları devre dışı kalmış vaziyette boşlukta sürükleniyordu. Astronotlar soğukkanlı bir şekilde kurtulmayı umut ediyorlardı. Ama onlar için yapabilecek hiçbir şey yoktu. Fakat hiç beklenmedik bir şey oldu o anda…

Üç dakika içerisinde her şey bir anda hiçbir şey olmamış gibi düzeli verdi… Sanki az önce böyle bir şey hiç olamamış gibi tüm sistemler sihirli bir değnek dokunmuşçasına eski hallerine kavuşuverdi.

Tüm Dünya ve Astronotlar yarı korkmuş yarı şaşırmış bir halde bu olayı izlemekteydi. Ancak bu konuyla ilgili gizem perdesi halen bile aralanmış değil!… Ani değişikliğin sebebi anlaşılamadığı gibi yıldırımında kaynağı da belirlenemedi…Çünkü Hava Bürosu tarafından rapor edilen en yakın yıldırımın 30 km’ den daha uzakta bulunduğu görülüyordu. Peki ama Apollo – 12 ye ne olmuştu? Apollo – 12 Ay’a doğru ilerlerken Avrupa’nın çeşitli yerlerinde görev yapan gözlemevleri , aracın civarında 2 adet parlak , yanıp sönen tanımlanamayan cisimler gördüklerini ard arda rapor etmeye başladılar.Ertesi gün; bir raporda astronotlardan geldi…

“Yer Kontrol”e ulaşan mesajda astronotlar şunları söylüyorlardı:

– Apollo – 12 : “ Sürekli aynı yerde kalan ve takla atıyormuş gibi görünen bir obje ile birlikteyiz. Dünden beri bizimle beraber. Sanki bize eşlik ediyor… ‘Roll Açımız ( Uzay aracının dikey eksene oranla kendi etrafında dönüş hareketi ) 35 kadar olduğunda , çoğunlukla merkezi lumbozdan gözüküyor… Beklide bu size bir ip ucu verebilir…”

Yer kontrole göre bu obje yardımcı roketten başkası değildi! Fakat seyahatlerinin sonunda bile obje onlara eşlik etmeye devam ediyordu. Ancak bu durum anlaşılınca bunun yardımcı roketle bir alakası olamadığını anladılar. Ayrıca objenin bir değil iki tane olduğu da bu kez daha net anlaşılıyordu!…

Peki ama bu cisimler kimlerdi yada kimlere aitti?… Şimdi Yer Kontrol ile Astronotlar arasındaki bu konuşmalara kulak verelim:

– Apollo – 12 : “Tamam. Öyleyse , O ne olabilirdi , merak ediyorum?…”

– Houston : “Tamam… Çizim masasının başına döneceğiz.”

– Apollo – 12 : “ Objenin çok parlak ve takla atan bir şey olduğu aşikar. Saniyede 1,5 devirlik taklalar atıyor yada en azından , bu oranda yanıp sönüyor. Hangi yıldıza yaklaşmakta olduğunu Dick size söyleyecek. Şu anda haritasıyla meşgul…”

– Houston : “ Roger. Bekliyoruz 12 , Houston.”

– Apollo – 12 : “ Buyurun.”

– Houston : “Buradaki duruma bakarsak , o adaptör panoları hakkında diyebiliriz ki , ayrıldıkları zaman saniyede 30 cm’ den daha büyük bir hızla yol almadıklarını kabul ediyoruz. Adaptör panolarınız şu anda muhtemelen , sizden 450 km uzaklıkta olacaktır.”

Tam bu sırada Houston’daki “Yer Kontrol”ün yorumunu kesen Conrad, objelerden birinin, az önce yüksek bir hızla uçup gittiğini bildirdi!… Konuşmaları kelimesi kelimesine aktarmaya devam edelim:

– Apollo – 12 : “Bu doğru olabilirdi, fakat şu işe bak ki, başımızı çevirdiğimizde bu adaptör panolarından birini yüksek bir hızla bölgeyi terk ederken gördüm! Ve bana sanki saniyede 30 cm’ den daha hızlıymış gibi geldi…”

– Houston : “Pekala. Bölgeyi nasıl terk ettikleri ya da yörüngelerinin ne olabileceği hakkında gerçekte herhangi bir fikrimiz bulunmadığına göre bunun ne olduğunu söylemek biraz zor…”

– Apollo – 12 : “Tamam… Yine de iyi niyetli olduğunu farz edeceğiz, tamam mı?…”

– Houston : “Eğer herhangi bir gürültü yaparsa, muhtemelen aracın donanımındaki rüzgardır!…”

Apollo, Ay’a yaklaşırken yer kontrol merkezi çalışanları bile işlerin daha da gizemli ve açıklanamaz bir hale geldiğini gördüler. Nereden geldiği anlaşılamayan bir takım sesler duymaya başlamışlardı. “Yer kontrol istasyonu”ndaki bir yetkili: “Astronotlar şu an, yabancı biri ile konuşuyor olmalılar…” demekten kendini alamıyordu. Bu sesler, “bipler” ve “ıslıklara” benzeyen bir takım sinyaller şeklinde idi. Bu sesleri astronotlarda işitmekte idi. İşte kendi aralarındaki konuşma kayıtlarından bir bölüm:

– Bean : “Fonda epeyce gürültü işitiyor musun?”

– Conrad : “Statik cinsinden ya da öyle şeyler mi?”

– Bean : “Sürekli bir ıslık sesi işitiyorum…”

– Conrad : “Benim işittiğimde bu. Tamam.”

Ay’ın çevresinde dönmekte olan yörünge, kumanda modelinin içindeki astronot Dick Gordon, 10 – 15 dakika sonra “yer kontrol”e şu raporu veriyordu:

– Gordon : “Hey Houston, fondaki bu, arkası kesilmeyen bip sesini işitiyor musun?…”

– Houston : “Evet… Son 45 dakikadır işitmekteyiz.”

– Gordon : “Doğru… Biz de öyle… Nedir bu?…”

“Yer kontrol ”bu seslerin nedenini hiçbir zaman açıklayamadı. Daha sonraları 10 gün süren bu zorlu yolculuğun sonunda astronotların dünyaya dönüşü sırasında 24 Kasım, saat: 11.47’de Hindistan üzerinden geçerken, 3 astronot ve altlarında dünyanın görüntüsü önünde dış hatlarıyla açıkça pırıl pırıl parıldayan kırmızı bir UFO gördüklerini rapor ettiler.

– Apollo – 12 : “Dünyanın tam merkezinde şimdi gerçekten parlak bir cismin ışıldadığını görüyoruz… Dick, dürbünle bakıyor… Gerçekten parlak…”

– Houston : “Roger… Anla… Şimdi Hindistan’ın doğu kıyısının tam yanına rastlaması gereken, ayak ucu noktanızdan mı geliyor gibi görünüyor?”

– Apollo – 12 : “Evet… Şimdi baktığımız yerin hemen hemen tam merkezinden çıkıyormuş gibi görünüyor… Burma’dan ya da Hindistan’ın doğusundan diyebilirim.”

– Houston : “Burası hemen hemen ayak ucunuz.”

– Apollo – 12 : “Bunun ne olduğunu tasavvur edemiyorum.”

– Houston : “Bizde olasılıkları kontrol ediyoruz.”

– Apollo – 12 : “Yerinden kıpırdamayan bir ışık ve büyüklük olarak çakan şimşeklerin büyüklüğünde… En azından Venüs kadar büyük…”

– Houston : “Roger… Anla…”

– Apollo – 12 : “ Dünyanın tam merkezinde olup olmadığını söylemek zor… Tam merkeze oldukça yakın… Belki de birazcık sağımıza yakın…”

Apollo – 12’nin kapsülü denize inişe doğru geçerken, astronotlar hâlâ hayretler içinde UFO gözlemlerine devam etmekteydiler. Obje, birkaç dakika sonra kayboldu… Apollo mürettebatının başından geçen bu olay, dünya basınının sansasyonel ayrıntılarıyla haftalarca meşgul ettiler. Gazeteler, şu manşetle duyuruyorlardı:

“TÜM AY YOLCULUĞU BOYUNCA KİMLİĞİ TANIMLANAMAYAN UÇAN BİR CİSİM, APOLLO’YA EŞLİK ETTİ.”

Apollo uzay aracı komutanlarından Charles Conrad Jr. ise; olayın gerçekliliğinin asla tartışılamayacağını belirtti. Yine bütün bu açıklamalara karşılık NASA, dünya kamuoyuna karşı susmayı ve inkâr yolunu seçti.

APOLLO – 13

Uçuş Tarihi : 11 Nisan 1970

Dönüş Tarihi : 17 Nisan 1970

Ay İniş Bölgesi : İniş yapılmadı.

Astronotlar : James A .Lowell Jr., Johnh I. Swigert Jr., Fred W.Haise jr.

Apollo – 13 Dünya’yı 11 Nisan 1970 tarihinde terk etti. Üç Astronot yolculuklarına yeni başlamışlardı. Fakat 13 Nisan 1970 tarihinde şiddetli bir çarpışma meydana geldi. Uzay aracı alarm vermekteydi… Astronotlar hızla olaya müdahale etmeye başladılar. Panik içindeydiler…

– Apollo – 13 : “ Hey! … Burada başımız dertte!….”

– Houston : “ Burası Houston… Lütfen tekrarlayın…”

– Apollo – 13 : “ Houston başımız dertte!…”

Aracın elektrik gücünü sağlayan aygıtlardan biri olan “Bus B” devreden çıktığı gibi diğer aygıt olan “Bus A” da elektrik üretimini yitirmek üzereydi. Yer Kontrol uzay aracına sinyal bile yollayamıyordu bu durum içerisinde.

– Lowell : “ Houston… Houston… Apollo – 13 ü hala duyuyor musunuz?… Burası Apollo – 13 … Houston yanıt ver…”

– Houston : “ Sizi duyuyoruz. Burada sizin için bazı çareler bulmaya çalışıyoruz…”

Yer Kontrol , “Bus A” ile “Bus B” yi besleyen üç yakıt ünitesini incelemekteydi. Bus B tamamen devre dışı kalmıştı. Çünkü 1 ve 3 nolu üniteler hiç güç gelmiyordu artık. Geriye sadece Bus A ve 2 nolu ünite kalmıştı. Yer Kontrol bu duruma bir çözüm bulamıyordu. Astronotlarsa elektriği “Yörünge kumanda modülü”ndeki elektrik pillerinden almaktaydılar son şansları olarak. Araç olduğu yerde sürekli dönüyordu. İticileri kullanan Lowell aracı bir türlü düzeltemiyordu. 16 ayrı itici de elektrikle çalışıyordu ve bunların yarısı da gücü kesilmiş olan Bus B ye ona ait ünitelere bağlıydı!…

Az sonra çok daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını fark edeceklerdi. Uzay aracında büyük bir gaz kaçağı vardı!… Ve uzaya hızla oksijen sızıyordu… Yer kontrol den gelen bir emirle elektrik pillerinin kullanımına son verildi , arkasından da teker teker “Ay İniş Modülü”ne geçtiler ve “Ay İniş Modülü”nün motorlarını kullanarak aracın rotasını değiştirdiler. Ertesi gün ve daha ertesi gün bir kez daha rotalarını değiştirerek Dünya’ya dönmeyi başardılar… Ancak daha sonra müthiş bir iddia ortaya çıktı!…

ABD’deki “Universarium Foundation” isimli kuruluş kendilerine Ay’da bulunan bir Dünya dışı varlık tarafından bir bildirinin ulaştırıldığını açıkladı. Bu mesajı önce aralarında Başkan Richard Nixon ve NASA yöneticisi Dr. Thomas O . Paine’nin de bulunduğu , ABD’nin üst düzey yönetici ve bilim adamlarına yolladılar. Daha sonra da tüm Dünya basınına dağıttılar. Ay’da yaşadığı iddia edilen ve adının “Leonidas” olduğunu bildirdikleri uzaylıdan aldıkları mesaj Apollo – 13 ile ilgiliydi …

AY’DA YAŞAYAN DÜNYADIŞI VARLIĞIN BİZLERE GÖNDERDİĞİ APOLLO – 13 İLE İLGİLİ MESAJ’INDA ÖZETLE ŞUNLAR YER ALMAKTAYDI!…

– Leonidas : “ İçinde yaşadığımız Ay’ın içine kraterlerden harp başlıklı bir mermi atılacağını komutanımız bildirdiği zaman, Apollo – 13’e eşlik etmekte olan 6 aracımız derhal oradan uzaklaştılar. Bunların yerine derhal tam donanımlı 21 parçalık tam bir konvoy harekete geçirildi. İşte bu sıra Apollo tamamen kendi başına kalmıştı. Bundan kısa bir süre sonra sizin uçuş kontrol merkezinin meteor diye isimlendirdiği büyükçe bir kozmik toz parçası Apollo’ya çarptı. Bu oldukça büyük bir parça olduğu için, aracınızı bir anda güçsüz bir hale getirmeye yetmişti. Bu kazadan sonra , artık harp başlıklı merminin kraterden içeri bırakılamayacağına kanaat getirince , derhal bizimkiler harekete geçerek , Dünya aracının yolculuğunun kalan kısmının tamamlanmasını sağlamaya başladılar. Dünya atmosferine gireceği sırada ısınıp yanmasını önlemek için de , hızını mümkün olduğu kadar azaltmaya çalıştık. Bütün bu işlerin Apollo aracı içindekilerle Yer Kontrol Merkezi’nin işbirliğiyle başarıldığı sanılır.”

Buradan anlaşıldığı üzere bizim kötü niyetimize karşılık yine biz İnsan oğullarına yardıma koşmaktan yine çekinmemişlerdir kozmik kardeşlerimiz.Yaptıkları göz önünde tutulursa yardımları olmasaydı Apollo – 13 ve diğer Astronotlarımız şuanda yaşamıyor olabilirlerdi. Leonidas’ın Dünya’ya ilettiği mesajda; tüm Rus ve Amerikan uzay araçlarının ay yolculuklarında, bu araçların önlerindeki kozmik tozları UFO’ların süpürdüklerinden de söz ediliyordu… Eğer bunlar doğruysa Ay’a giden hemen hemen tüm astronot ve kozmonot ların niçin sürekli UFO’larca izlendikleri ortaya çıkmaktadır.

APOLLO – 14

Uçuş Tarihi : 31 Ocak 1971

Dönüş Tarihi : 9 Şubat 1971

Ay İniş Bölgesi : Fra Mauro Tepeleri

Astronotlar : Alan B. Shepard Jr., Stuart A.Roosa , Edgar D.Mitchell

Apollo – 13 ün başından geçenlerden sonra; Dünya üzerinde birçok kimse dünya dışı varlıklara karşı sempati beslemeye başlamıştır.Buna karşılık olarak da Rus ve Amerikan hükümetlerinin düşmanca hareketlerine karşı tepkilerini ifade etmişlerdir. Diğer yandan da Apollo uçuşlarına artık bir son verilmesine karşı istekler oluşmuştur kamuoyunda.

Sonunda Apollo uçuşlarını en fazla dört uçuştan sonra bitirme kararına varıldı yetkililerce halktan gelen tepkiler üzerine. Çünkü kontrol edemeyecekleri olaylarla karşı karşıya kalmaya başlamışlardı.

Hem Tanrı’nın hem de Dünya dışı varlıkların gönlünün alınması için bir şeylerin yapılması gerektiğini düşünenlerin sayısı bu olaylar sırasında hızla artmaktaydı. Bu nedenle Apollo – 14 mürettebatı, Ay yolculuğu sırasında bir İncil’i de beraberinde götürecekti.

Bu Dünya dışı varlıkların gönlünü nasıl alacak bilinmez ama o zamanlar bu düşünce uygulamaya geçirilmişti. Ama asıl burada dikkati çeken husus ise bu İncil’in alışılmış türden bir İncil olamadığıydı. İngilizce’yle yazılmış ve ayrıca Yaratılış bölümü’nün 16 farklı dilden özetini kapsayan bir mikrofilm şeklindeydi… Bu mikrofilm küçük bir kapsül içinde astronot Mitchell tarafından Ay yüzeyine bırakılmıştır daha sonraları. Kimin için bu İncil’in oraya bırakıldığı yine bir sır niteliği taşımaktadır. Bizler bunun kimler için bırakıldığını çok iyi bilmekteyiz!…

Apollo – 14 görevini tamamlayıp Dünya’ya döndüğü sırada yine bir birinden ilginç UFO fotoğrafını da beraberinde getirmişti. Bunlar içinde ele geçen en önemli kanıtlardan biriside kendi konuşma bantlarının yanlarında bulunmasıydı. Konuşma bandının kısa bir özetinde şu konuşmalar dikkati çekmekteydi. İşte ele geçen konuşma bandındaki konuşmaların kısa bir özeti:

– Rossa : “Hey!… İşte orada Annbell. (Ay da gözlemlenen garip araçlarla ilgili kullanılan bir şife) Tıpkı dün son geçişimiz de gördüğümüz gibi…”

– Shepard : “Resmini çek. Houston bize inanmayacak kraterin içine doğru inen şu izlere bak. Raf gibi düz çıkıntının üzerinde…”

– Mitchell : “Raf gibi düz çıkıntının tam üzerinde. Bir milden daha yüksek olmalı. Baksana , kraterin karanlık kenarından gelen ışığı görüyor musun?… Annbell ‘in tam aşağısın da.”

– Rossa : “Bu kaçırılacak cinsten bir poz değil. Haydi kameralar bizi mahcup etmeyin…”

İşte bu ve buna benzer pek çok fotoğraf NASA tarafından bizzat büyük bir özenle halktan saklanmış ve basına bile sızdırılamamıştır ele geçenler dışında.

APOLLO – 15

Uçuş Tarihi : 26 Temmuz 1971

Dönüş Tarihi : 7 Ağustos 1971

Ay İniş Bölgesi : Apennine Dağları

Astronotlar : David R.Scot , Alfred M.Worden , James B.Irwin

Ay’daki gizemli olaylar dizisi, Apollo – 15 in yolculukları sırasında da hiç hız kesmeden devam etmişti… Yine bu olayda da en önemli kanıtlarda Yer Kontrol ve Apollo ekibi arasında yapılan konuşma kayıtlarıdır. NASA’nın tüm çabalarına rağmen bu kayıtlarda bir şekilde başka dinleme istasyonları tarafından ele geçirilmiştir. İşte 1 Ağustos 1971 tarihli konuşma bandından bir kısa bölüm daha.

– D.R. Scott : “ Ok başı gerçekten doğudan batıya uzanıyor…”

– Houston : “ Roger kaydediyoruz.”

– J.B Irwin : “ Yokuş aşağı inerken görüyoruz ki burada izler mevcut.”

– Houston : “ İzleri böylece takip edin, olur mu?”

– J.B Irwin : “ Biz tam…( konuşma kesiliyor ) Bunun oldukça iyi bir yol olduğunu biliyoruz. 320’yi kerteriz ediyor, menzili 413 için ayarlıyoruz… Şu çizgileri , Hadley Dağı üzerindeki şu tabakayı açıklayamıyorum…”

– D.R Scott : “ Ben de… Gerçekten görülmeye değer…”

– J.B Irwin : “ Ne kadar güzel görünüyorlar…”

– D.R Scott : “ Düzen denilen şey ancak bu kadar olur!”

– J.B Irwin : “ Şimdiye kadar gördüğüm en düzenli yapı.”

– D.R Scott : “ …( konuşma kesiliyor ) …genişliği öylesine kusursuz.”

– J.B Irwin : “Bundan önce gördüğümüz hiçbir şey , izlerin tepesinden dibine kadar böylesine kusursuz bir kalınlık göstermiyordu.”

– D.R Scott : “ Orada…Aşağıda… Çok sağlam görünüşlü bir duvar görüyorum. Son derce güzel bir duvar.”

– J.B Irwin : “ Grafit gibi…”

– D.R Scott : “ Tamam… Neden bu yapıyı bir hendek olarak

tanımlamıyorsun? İstasyonun bu konuya dikkatini çekmek iyi olmaz mıydı?”

– Houston : “ Tamam… Çocuklar size bu yapının yerden yüksekliğini

soruyoruz. Eğer …. ( konuşma kesiliyor )

– J.B Irwin : “ Hey şu beyaz renkli dağa bak…diğerlerinin yanında

uç kısmında , tıpkı bir boya lekesi varmış gibi gözüküyor.”

– D.R Scott : “ Evet…Koyu gri bir dağ. Fakat gerçekten tepesindeki küçük gri ve beyaz değişikliğe , beş köşeli bir yıldız gibi görünüyor. Beş köşeli yıldız 15 cm çapında ve 10 ya da 12,5 cm yüksekliğinde ölçümlendi. Uç kısmında açı şeklinde , 5 ya da 7,5 cm…( konuşma kesiliyor )… bir ışık ile ortadaki gri taşların bulunduğu yerden. Gerçekten bir çıkıntı teşkil ediyor. Çok şaşırtıcı!…”

Ay’da Ezan sesi mi, yoksa dünyadışı bir dil mi?

Ay’a giden astronotlardan birinin ay’da ezan sesi duyduğu hepimiz işitmişizdir… Acaba bu iddia gerçekten bu doğrumuydu? Gerçekten astronotlardan biri ezan sesi işitmişmiydi ay yüzeyinde? Yoksa bu tesadüfen işittiği bilmediği uzaysal bir uygarlığın dilimiydi? Şimdi bu konuyu biraz inceleyelim. İddia edilen olay Apollo – 15 astronotlarından Alfred M.Worden tarafından duyulan sözcüklerce il olarak ortaya atılmıştır. İşte bu olayın başlangıcı ve gelişimi…

Apollo – 15 astronotları Ay’a indikten kısa bir süre sonra Saat :11:15 sularında birden bire telsizin sesi kesiliverdi… Apollo’nun Houston’la tüm ilişkisi artık kopmuştu… Telsiz konuşma işlemini yürütmekle görevli olan Alfred M.Worden’in dikkatini dinleme cihazında uzun bir ıslık sesi haline dönüşen bir hışırtı çekti. Alıcısı kökenini tanımlayamadığı bir sinyali yakalamak üzereydi. Sonra boğuk sesli mırıltılar ve bilinmeyen bir dilden bazı cümleler duymaya başladı. Daha sonra yer yer kesilen , kalından inceye doğru değişen keskin haykırışlar izleyen bir ses tonuyla ,tek bir cümle arka arkaya tekrar edilmeye başlandı.

Neyse ki Alfred M.Worden’in işittiği bu tüyler ürperten sesler,ay iniş modülü’nün manyetik bantlarına da kaydedilebilmiş ve Alfred M.Worden da bu duyduğu sesleri NASA’ya iletmeyi başarmıştır. Gizli bir hoparlör ağı ile Apollo mürettebatı bu sesleri Houston’a aktarmıştı.Bu esrarengiz sözcüklerin dinlenmesinden sonra da üst düzey yetkililerce gizli bir toplantıya geçildi. Bu toplantı sayesinde sözcüklerin bulunduğu bu bandın basına sızdırılması engellenmiş oldu.

Haber ilk defa 3 Ağustos 1971’de sabah saat : 08:00 de “France Inter Radyo” dan duyurulmuştu. Fakat bu programda konuşmacılardan biri olan gazeteci Lucien B.de daha sonraları suskunluğa girenler arasında yerini aldı.Duyulan sözcüklerden ancak tek bir cümle basına yansıya bildi. Tabi bu cümlenin ne kadarının da doğru olduğu ve çarpıtılmadığı tartışma konusudur. İşte basına sızdırılan sözcük şuydu:

“ Mara Rabbi Allardi Dini Endavour Esa Couns Alim ”

Bu ilginç sözcüğün ne anlama geldiği konusunda çeşitli görüşler ortaya atılmaya başlandı. Kimi , İbranice’ye , kimi ise Arapça’ya benzetti. Yinede kesin bir sonuca ulaşılamadı. Basına yansımayan diğer sözcüklerse daha halen bir sır niteliğini korumaktadır.

Sözcük eğer İbranice olsa

Mar : Bay

Mara : Acı, sert

Rabbi : Öğretici, Eğitici.

Dini : Kanun , hüküm anlamıyla karşımıza gelmekte. Cümle içinde geçen diğer kelimelere ise bir karşılık bulunamamıştır.

Sözcük Arapça olarak denendiğinde ise sözcüğün aslında “Rabbi – el – ardz – dini – endahu – eza – kun – alim” olarak ifade edilmiş olabileceğini ileri sürenler de olmuştur.

Cümleyi Arapça’ya benzetenlerse bazı sözcüklerin açılımını şu şekilde yapmışlardır:

Rabbi el ardz : Yerin Rabbi

Din : Yasa

Eza : Eziyet

Kun : Ol

Alim : Bilen

Görüldüğü gibi halen bile bu cümlenin ne anlama geldiği kesin olarak anlaşılabilmiş değildir.Büyük bir kısım bilim adamı bu cümlenin her iki dile de ait olmadığını düşünmektedirler. Bu da bize bu dilin bilinen Dünya dilleriyle bir alakası olamadığını göstermektedir. Çünkü cümlelerin bile tam bir karşılığı tespit edilebilmiş değildir. Ama asıl önemli olansa cümlenin anlamı değil bu dili kimlerin konuştuğu meselesidir.

Bizce bu NASA ve benzeri üst düzey mercilerce biliniyor ama yinede bu konu hakkında bir açıklama gelmiyor Dünya kamuoyuna.Beklide basına sızdırılan bu cümleler tam olarak doğru bir şekilde aktarılamadığı için bizlerde bir anlam veremiyor olabiliriz

APOLLO – 16

Uçuş Tarihi : 16 Nisan 1972

Dönüş Tarihi : 27 Nisan 1972

Ay İniş Bölgesi : Descartes Dağları

Astronotlar : John W.Young , Thomas K. Mattingly , Charles M.Duke Jr.

Apollo uçuşlarının sonlarına yaklaşılmaktaydı… Ancak Ay’ın üzerindeki gizem perdesi aralanacağına tam tersine daha da yoğunlaşıyordu:

– Houston : “ Gizemli bir şeyden söz ettin…”

– Charles M. Duke Jr. : “ Tamam Gordy , ‘Pitch’ hareketi yaptığımızda , Ay İniş Modülü’nün çevresinde gördüğümüz bir şeyden söz etmek istiyorum. 9 yada 12 m kadar dışarıya doğru kayıyorduk ki , uçarak geçen bir sürü beyaz objeler belirdi. Sanki sevk edilmekte ya da fırlatılmaktaydılar. Ancak bundan emin değilim.”

– Houston : “ Bunu kaydediyoruz Charles…”

Yukarıda ki konuşma kayıtları Apollo – 16 mürettebatı’nın sansüre uğramamış olan konuşma kayıtları’nın sadece ufak bir kısmını oluşturmaktadır.

Ay’da insan eli kemiği

İlk defa 1956 yılında Ohoi Devlet Üniversitesi ve Dünya’nın bir çok ayrı bölgesindeki sayısız gözlemevi, Ay’dan radyo sinyallerine benzer frekanslar aldıklarını bildirmişlerdi. Hatta daha da önceleri radyonun ilk defa kullanılmaya başlandığı günlerde dünyaca ünlü bilim adamlarından Tesla ve Marconi, Ay yüzeyinde ışıklı yapıya sahip geometrik şekillerin bulunduğunu tespit etmiş ve açıklamışlardı dünya kamuoyuna. Yani buradan da anlaşıldığı üzere ay da yaşanan gariplikler hiç de yeni oluşmuş rastlantılar değildir.

Ama bu tüm yaşanan olaylar içerisinde en can alıcı olan ve tüm dünyayı ilgilendiren olaysa son Apollo uçuşu sonrasın da Ay’dan getirilen insan eli kemiğidir…

APOLLO – 17

Uçuş Tarihi : 7 Aralık 1972

Dönüş Tarihi : 19 Aralık 1972

Ay İniş Bölgesi : Taurus – Littrow Vadisi

Astronotlar : Eugene A. Cernan, Ronald E.Evans, Harrison H.Schmitt.

Apollo – 17’nin yaptığı 12 günlük Ay seyahati UFO literatürü için ele alınabilecek en verimli serilerden birini oluşturmuştur. Apollo – 16 astronotlarının ay’da gözlemlediği UFO’lara benzer daha bir çok UFO gözlemi yapan Apollo – 17 astronotlarının raporları karşısında, açık sözlü oluşuyla tanınan NASA yetkililerinden Faruk El Baz, Apollo – 17 Dünya’ya döndükten kısa bir süre şu açıklamayı yapmıştı:

– El Baz : “ Açıklayamadığım ya da ne olabilecekleri hakkında bir bilgim olmayan şeylerden biri de, o çok büyük ışık parıltılarıdır. Bunlar kuşkusuz kuyruklu yıldız ya da doğal bir olgu olamayıp bayağı heybetli şeylerdir. Bir kez Apollo – 16’da Ken Mattingly tarafından ve iki kez de Apollo – 17’de Ronald Evans ile Harrison Schmitt tarafından Ay’ın batı kesiminde görülmüşlerdi.”

Apollo – 17 Astronotları’nın kendi aralarında konuştukları UFO’larla ilgili sansürsüz konuşma kayıtları:

– Harrison H. Schmitt : “ Orada esrarengiz bir blok daha var. Hemen bu çıkıntının kuzeyinde. Kare tabanlı bir piramit değil, ikiz kenar üçgen tabanlı ve Shorty’ deki kadar olmasa da yine de çok güzel gözüküyor.”

– Eugene A. Cernan : “ Parlıyor. Tamam… Beni işimle baş başa bırak… Burada izler var. Onları izleyebileceğimi düşünüyorum.”

– Harrison H. Schmitt : “ Su an da yuvarlanmış kaya izlerinden bir tanesinde bulunuyorum. Şimdi ne diyorsun?”

– Eugene A. Cernan : “ Ben de onu görmek için oraya geleceğim. Bulunduğun yerden yuvarlanan bir kaya bloğunun geçtiğini bir düşün. Böyle bir şeyi aklıma bile getirmek istemiyorum…”

– Eugene A. Cernan : “ Hey!… Bu üstümüzden uçan cisimler de neyin nesi?… Bu nedir?… Hey burada bir şey hasara uğradı… Burada ne patladı?… Bu nedir?…”

– Harrison H. Schmitt : “ Ooo… Antenlerin… Harici anten bölümünde bir patlama… Orada ne parçalandı öyle?…”

– Eugene A. Cernan : “ Ay aracında… Bir şey yanmış gibi…”

– Harrison H. Schmitt : “ Hayır. Bir tanesi. Rover harici anteni….”

– Eugene A. Cernan : “ Tanrım… Parçalandı…”

– Harrison H. Schmitt : “ Evet, patladı. Hemen az önce de bir şey üzerimizden uçarak geçti…Hala…”

– Eugene A. Cernan : “ Tanrım!…Bir tarafından isabet aldık zannediyordum Hala başımızın üzerinde uçuyor. Zannediyorum ki doğrudan doğruya Ay’a düşen bir meteorun gözlemcisi olduk. Üzerimizden uçan cisimlerde neyin nesi ?”

– Harrison H. Schmitt : “ Bilmiyorum…”

– Eugene A. Cernan : “ Böylesine bir şeyi şimdiye kadar daha hiç görmemiştim…”

Ay’a son bir anı paketi daha bırakılıyor…

Apollo – 17’nin Ay’daki çalışmaları sona erdiği süre içerisinde ay’a son bir anı paketi daha bırakıldı. Bırakılan paketin içinde ise şu not yer almaktaydı:

“İsteriz ki, barışın ruhu, bütün insanlığa parıltısını yaysın.”

Bırakılan anı paketi üzerinde Apollo – 17 mürettebatının imzalarının yanı sıra Başkan Nixon’un imzası da yer almaktaydı. Bu küçük anı paketinin de Rosetta taşı gibi kimler için bırakıldığını tahmin etmek zor değil. Yazılan notların yada mesajların ne kadar anlaşılacağı yada ne kadar kabul göreceği bilinmez ama burada unutulmaması gereken noktanın şu olduğu açıkça görülmektedir. Mavi gezegenimizin en yakın komşusu olan Ay’ın hiç de sanıldığı gibi boş olmadığının anlaşılmasıdır.

İnsanlı Ay yolculukları, Uzay Yarışının bir parçası olarak ilk olarak 1969 – 1974 arasında Apollo Projesi kapsamında ABD tarafından gerçekleştirilmiştir.

Dünya, Güneş Sistemi’nin yaşamın şimdilik bildiği tek gezegen. Milyonlarca yıl önce bir kaya gezegeni idi. Dünya’ya çarpan büyük bir göktaşı ile oluştuğu tahmin edilen bir doğal uydusu var. Bu doğal uydunun adı ise “Ay”dır. Bu doğal uydu insanlık tarihi boyunca insanları ilgilendiren bir konu olmuştur.

Ay ile ilgili ilk yazı Eski Yunan yazarı Lukianos M.S. 2 yüzyılda yazmıştır.

1705 yılında Daniel Defoe Birleştirici ya da Dünya’dan Ay’a İletişim (İngilizce: Consolidoter or Transactions From The World to the Moon) adlı kitabı yazmıştır. Yazar Daniel Defoe bu kitabında Ay gidişi kaleme almıştır.

İnsanlığın uzaya açılması tarih öncesinden beri vardı 1865’te “Dünya’dan Ay’a” adlı kitabında Jules Verne 900 ayak uzunluğundaki bir toptan fırlatılan bir füzenin 4 gün sonra Ay’a ulaşacağını yazar. Ama hesaplanmayan bir göktaşına çarpan füzenin yönü aniden yönü değişir.

Sinemanın ilk yıllarında ise 1918 yılında Georges Méliès olağanüstü sinema hileleriyle süslenmiş “Aya Seyahat” isimli (1902) filmi çekmiştir.

1. Dünya Savaşı Dönemi

Savaş İtilaf Devletlerle imzalanan çeşitli anlaşmalarla bitmişti. Bu durum yeni bir savaşın daha çıkmayacağı şeklinde yorumlanıyordu. Avrupa ise hiç görülmedik bir sanayi gelişmesi yaşanıyordu. En önemli ve hızlı gelişen sanayi dalı ise uzay sanayisiydi.

1960’ların başlarında özellikle Vostok projeleriyle unutulmaz ilklere imza atan SSCB o dönemde Uzay Yarışının lideri olarak görülmektedir. Bu durum karşısında ABD, Sovyetler Birliği’ni geçmek adına büyük bir atak olan Ay’a insan göndermeyi seçmiştir. Özellikle John F. Kennedy ABD başkanlık koltuğuna kamuoyuna Ay’a inme vaatleriyle oturmuştur.

Ay’a insan indirmede kararlı olan ABD karşısında Sovyetler Birliği’nin de bu yönde bazı projeleri vardır; ama ekonomik olarak zayıflamaya başlaması ve uzay teknolojisinin beyni Sergey Korolyov’un erken ölümü SSCB’yi bu yarıştan yavaş yavaş çekilmeye zorlamıştır. 9 yıl gibi kısa bir sürede projeyi gerçekleştiren ABD, Ay’a tek bir seferle yetinmemiştir ve Apollo Projesi adı altında birçok iniş gerçekleştirmiştir.

Ay’a Yolculuk

Apollo 11: İlk insanlı Ay yolculuğu, 16 Temmuz 1969’daki fırlatılışla tarihe geçen Apollo 11 dir. Neil Armstrong, Edwin Aldrin, Michael Collins isimli Ay astronotlarını taşıyan araç 20 Temmuz 1969 tarihinde ay yörüngesine girmiştir. Ay örümceği adlı modülün Ay’ın Sessizlik Denizi (Sea Of Tranquillity’dir) bölgesine yaptığı inişin hemen ardından Neil Armstrong Ay yüzeyinde yürümüştür. 15 dakika sonra onu Edwin Aldrin izlemiştir. Ay üzerinde toplam 21 saat 36 dakika kalmışlardır.

Apollo 12: Apollo 12 ekibi Charles Conrad, Richard Gordon ve Alan Bean, 14 Aralık 1969 tarihinde Ay görevi için fırlatılmışlar, Intrepid adlı ay modülü ile yüzeye inen ekip Ay üzerinde incelemelerde bulunmuştur.

Apollo 14: 31 Ocak 1971 tarihli bu yolculuğun ekibi, Alan Shepard, Stuart Roosa ve Edgar Mitchell’den oluşuyordu. Antares isimli modülle beraber yüzeye inen ekip araştırmalarda bulunmuştur.

Apollo 15: 26 Temmuz 1971 tarihli bu yolculuğun ekibi, David Scott, Alfred Worden ve James Irwin’den oluşuyordu. Falcon isimli modülle beraber yüzeye inen ekip, Ay arabasını ilk kez kullanmıştır.

Apollo 16: 16 Nisan 1972 tarihli bu yolculuğun ekibi, John Young, Thomas Mattingly ve Charles Duke’den oluşuyordu. Orion isimli modülle beraber ekip yüzeye inmiştir.

Apollo 17: 7 Aralık 1972 tarihli bu yolculuğun ekip, Eugene Cernan, Ronald Evans ve Harrison Schmitt’den oluşuyordu. Schmitt bir jeologdu. Challenger adlı modülle yüzeye inip araştırmalar yapıldı.

Apollo Uçuşları

Apollo Projesi, NASA tarafından gerçekleştirilen insanlı Ay yolculuğu projesi. Gemini Projesi’nden sonraki proje olmakla birlikte Uzay Yarışı ve Soğuk Savaş, Apollo Projesi aşamasına gelinmesinde etkili olmuştur. Proje, Apollo uzay araçları ve Saturn V ile 1961 ile 1975 yılları arasına uygulandı. Apollo Projesi, adını Yunan tanrısı Apollon’dan almıştır.

Apollo uzay gemileri 3 kişilik bir kabin, bir füze ve özitmeli bir kapsülden oluşuyordu. Füze, fırlatma ve manevra amaçlı; kapsül, uzay gemisi ile Ay yüzeyi arasındaki ilişkiyi sağlayabilme amaçlıydı.

(Önce uzay gemisi fırlatılarak Ay yörüngesine yerleştirilir, sonra 3 astronottan ikisi kapsüle geçerek Ay yüzeyine bu kapsülün geri itmeli fren sistemi sayesinde Ay’a iner. Görevleri bitince de yörüngede bekleyen uzay gemisine geri dönerler).

NASA, Ay’a insanlı gemi göndermeden önce insansız Orbiter, Ranger ve Surveyor araçlarını gönderdi. Bunlar yardımı ile Ay’ın yüzeyinde Apollo’nun inişi için uygun yer arandı. Ay yüzeyine inmeden önce Apollo Projesi’nde görev alanların insan yaşamına gelecek zararı en aza indirgemek amacıyla planladığı bir dizi uçuş sırasında 4 ayrı plan düşünülmüştü:

Doğrudan Yükseliş: Bu plana göre uzay gemisi doğrudan Ay’a fırlatılacaktı ve tüm uzay aracının yapacağı tek iş Ay’a önce inip sonra kalkmak olacaktı. Bu işlem için dönemin en güçlü roketi Nova roketinden daha güçlü bir rokete gereksinim vardı.

Dünya Yörüngesinde Buluşma: Bu plan; biri uzay gemisini, öteki de yakıtı barındıran iki Saturn V roketinin fırlatma işlemini gerektiriyordu. Uzay gemisi Dünya yörüngesine yerleşecek ve yeterli yakıtla doldurularak Ay’a gidip gelecekti. Yeniden tüm uzay aracı Ay yüzeyine oturacaktı.

Ay Yüzeyinde Buluşma: Bu plan ise, biri itici yakıtı taşıyan ve Ay’a iniş yapacak olan insansız araç ile onu bir süre sonra izleyecek olan insanlı iki uzay gemisinden oluşuyordu. İtici yakıt, insanlı araç Dünya’ya dönmeden insansız araçtan insanlı araca aktarılacaktı.

Ay Yörüngesinde Buluşma: Bu plan seçilen plan olmuştur. Plana göre uzay aracı Komuta Modülü, Hizmet Modülü ve Ay Örümceği’nden oluşuyordu. Komuta Modülü ve Hizmet Modülü üç astronotun 5 günlük Ay yolculuğu için gerekli yaşamsal sistemleri ve araç atmosfere geri dönerken gerekecek olan ısı kalkanını barındırıyordu. Ay Örümceği, ana parçadan Ay yörüngesinde ayrılacak ve iki astronotu Ay yüzeyine iniş için taşıyacaktı. En sonda da Komuta Modülü ile Hizmet Modülü dönecekti. Atmosfere girerken Hizmet Modülü de terk edilecek ve böylelikle Dünya’ya geri dönen tek parça Komuta Modülü olacaktı.

Tüm planları birbiriyle karşılaştırdığımızda Ay Yörüngesinde Buluşma planı uzay aracının yalnızca ufak bir bölümünün Ay’a inişi nedeniyle geri dönüş yolculuğu için fırlatılması gereken kütleyi en aza indiriyordu. Geri fırlatılacak kütle, iniş motoru ve iniş vitesinin de Ay yüzeyinde bırakılmasıyla daha da aza indirgenmiştir.

Projenin uygulanışı boyunca elde edilen birçok başarıya karşın 2 büyük başarısızlık yaşandı. İlki Apollo 1’in fırlatılış provası sırasında 3 astronotun (Virgil Grissom, Edward Higgins White ve Roger Chaffee) ölümü, ikincisi ise Apollo 13’ün patlama geçirmesiydi. Bu felaket proje mühendislerinin, uçuş denetçilerinin ve ekip üyelerinin çabaları sayesinde astronotlara bir şey olmadan atlatıldı.

İlk önemli adım 21 Aralık 1968’de fırlatılan Apollo 8’in Ay’ın yörüngesine oturtulması ve Ay çevresinde 10 kez dönmesiyle atıldı.

3 Mart 1969’da Apollo 9 ile Ay’a inmede kullanılacak Ay Örümceği denendi. Apollo’nun ana gövdesinden bir tünelle Ay Örümceği’ne geçilerek ilk kez araç dışına çıkmadan bir araçtan diğerine aktarma yapıldı.

Apollo 11 Projesi ile Ay’a ayak basan ikinci insan olan Buzz Aldrin uydunun yüzeyinde Amerika Birleşik Devletleri bayrağını selamlamıştır. Apollo Projesi’nin en büyük başarısını Apollo 11 gerçekleştirdi. 16 Temmuz 1969’da Cape Kennedy uzay üssünden fırlatılan Apollo 11’in içindeki astronotlardan Neil Armstrong ve Edwin Aldrin 20 Temmuz’da Eagle adlı Ay Örümceği’ne geçtiler ve 21 Temmuz’da sabahın erken saatlerinde Ay’a ayak bastılar.

14 Kasım 1969’da fırlatılan Apollo 12 ile 19 Kasım’da Ay’a 2. kez insan indirme başarısı sağlandı. Apollo 13 Ay yolundayken bir patlama geçirdi ve aracın büyük bölümü parçalandı. Astronotlar güçlükle Dünya’ya geri dönebildiler ve böylece bir felaket atlatılmış oldu. Apollo 15 astronotları uzay aracı ile birlikte götürülen Ay Taşıtı ile Ay yüzeyinde dolaşarak geniş ölçüde örnek topladılar. Apollo 16, yaklaşık 100 kg ağırlığında bir Ay taşı getirdi. Apollo 17 ise 1972 yılının aralığında son Ay seferini gerçekleştirdi.

Apollo Seferlerinin Bitişi

1972 tarihli Apollo 17 Ay’a yapılan son yolculuk olarak dünya kamuoyuna duyurulmuşsa da yapılan bir dizi çok gizli Apollo projesi Ay’da rastlanan dünya dışı zekaya ait verilerin yakından incelenmesi üzerine düzenlenmiş ve hayata geçirilmiştir. Ay’a yapılan bu seferler sırasında yaşanan bazı gizemli ve hala açıklanmayan olaylar sonrasında bu projeler bir daha yapılamamak üzere aniden durdurulmuştur.

Apollo 17’nin yolculuğundan sonra Ay’a bir daha insanlı yolculuk yapılmaması da kamuoyundaki merakı daha bir körüklemiştir. Yolculukların bir anda kesilmesi ise değişik inanışlar doğurmuştur. “Ay’da uzaylıların tesislerine mi rastlandı” ya da “uzaylılar insanlığın Ay’dan uzak durmasını mı söyledi” gibi tartışmaların ardından bunlara inanan kitleler hiç de yadsınamayacak boyutlara varmıştır.

Ay’a yapılan bu yolculuklardan sonra insanlı seferlerin başka gezegenlere yapılma fikri doğmuştur; ama yolculuk zamanlarının çok uzun ve projelerin aşırı masraflı olması bu düşünceleri şimdilik bastırmıştır. Gelecekte uzay teknolojisinin ilerlemesiyle bu tür yolculuklar da mümkün olabilecektir.

MARS PROJELERİ

Mars keşif araçlarının üç tipinden birincisi ve en eskisi, “flyby” tabir edilen, uzaklaşan açık bir yörüngede hareket ederken, gezegene mümkün olduğunca yaklaştırılan ve bu fırsatı kullanarak mümkün olduğunca veri toplayan uzay aracıdır. Bu veriler (fotoğraf, manyetik alan, parçacık yoğunluğu, kozmik ışın şiddeti,..) radyoyla Dünya’ya iletilir, uzay aracı ise uzay boşluğuna doğru yolculuğuna devam eder.

Keşif araçlarının ikinci tipi, “orbiter” denen, gezegenin yörüngesine oturtulan araçlar. Bunlar gezegenin çevresinde defalarca dönerek çok daha kapsamlı veri toplar, harita çıkarırlar.

Üçüncü tip ise “lander” ve “rover” (gezgin) tabir edilen, gezegenin katı yüzeyine iniş yapan, yüzeyden fotoğraf çeken, havayı ve toprağı analiz edecek araçları olan araçlar. “Lander”lar indikleri yerde kalırken, gezginler motorları sayesinde çevrede dolaşabiliyorlar.

Bir bütün olarak bakıldığında, Mars seferlerinin başarı oranı yaklaşık yarı yarıya. En iyi şartlarda beş altı ay, çoğunlukla on bir ay süren uzun yolda, haşin uzay ortamında, her türlü arıza çıkabiliyor. Bunları düzeltmek ise ancak Dünya’dan yollanan komutlarla mümkün. Önceden akla gelmedik bir sorun çıktıysa, milyonlarca dolarlık yatırımın üstüne bir bardak soğuk su içiyorsunuz.

1960’lar Mars Projeleri

Mars’ı insansız araçlarla keşfetmenin ilk denemeleri Sovyetler Birliği’nde başladı. 1960’da Korabl 4 ve 5 araçları hazırlandı, ama yerden havalanma sırasındaki bir arızayla tahrip oldular. 1962’de Korabl-11 aracı Dünya yörüngesine yerleşebildi, ama yörüngede parçalandı. Tam o sırada Küba krizi devam ediyordu. ABD’nin Alaska’daki balistik füze uyarı sistemi bu parçaları tespit edince bir an için Sovyetler’in nükleer saldırıya geçtiği düşünüldü.

Korabl-11’in hemen ardından, 1 Kasım 1962’de havalanan Mars-1 aracı daha başarılı oldu. Mars’ı yakın geçişle tarama amacıyla yola koyuldu ve uzay ortamı hakkında düzenli olarak değerli veriler gönderdi. Ancak 23 Mart 1963’de, Dünya’dan yüz milyon kilometre uzaktayken anteni bozuldu ve Mars-1 ile iletişim kesildi. Yoluna devam eden araç, 19 Haziran’da Mars gezegeninin 193.000 kilometre yakınından geçti, ardından Güneş etrafında yörüngeye oturdu.

Amerika’nın ilk Mars denemesi olan Mariner-3, aracın roketten ayrılması sırasında çıkan bir arıza yüzünden başarısız oldu. Üç hafta sonra, 28 Kasım 1964’de ikizi Mariner-4 başarıyla yola çıktı, yedi buçuk aylık bir yolculuktan sonra 14 Temmuz 1965’de Mars’a ulaştı. Gönderilen fotoğraflar ve diğer veriler sayesinde Mars’ın atmosferinin çok ince ve havanın çok soğuk olduğu, dolayısıyla bildiğimiz gibi bir hayat barındırma ihtimalinin çok düşük olduğu tahmin edildi. Mariner-4, geçişten sonra Güneş yörüngesine girdi ve beklenenden çok uzun bir süre çalışmaya devam ederek üç yıl boyunca Güneş rüzgarı hakkında veriler sağladı.

Yine 1964’de, Sovyetler Birliği Zond programı kapsamında iki araç gönderdi, fakat araçların biri kalkış sırasında roketin arızalanması sebebiyle tahrip oldu. Diğeri yola çıkmayı başardı ama bir manevra sırasında araçla iletişim koptu. 1969’da hazırlanan iki yeni Sovyet aracı yine roket arızası sebebiyle kalkış sırasında tahrip oldu.

ABD’nin 1969’da birer ay arayla gönderdiği Mariner-6 ve Mariner-7 araçları Mars’a başarıyla ulaştılar. Biri ekvator, diğeri güney kutup bölgesinden geçti. Atmosferi ve yüzeyi uzaktan algılama sistemleriyle analiz ettiler ve ayrıca Dünya’ya iki yüz fotoğraf gönderdiler. Bu fotoğraflar sayesinde, Mars yüzeyinde gözlenen biçimlerin 1800′lerde ve 1900′lerin başında sanıldığı gibi kadim Marslı bir topluluk tarafından inşa edilmiş yapay kanallar olmadığı, sistemli bir örtbas kampanyasıyla kamuoyuna açıklandı.

1970’ler de Mars Projeleri

1971’de ABD, Mars yörüngesine yerleştirme amacıyla Mariner-8 ve Mariner-9 araçlarını hazırladı. Mariner-8, 8 Mayıs’daki kalkış sırasındaki bir arıza ile tahrip oldu, ama 30 Mayıs’da gönderilen Mariner-9 Mars’a başarıyla ulaştı ve Mars yörüngesine oturan ilk araç oldu.

Mariner-9 Mars’a ulaştığında bütün gezegen dev bir toz fırtınası ile örtüldüğü görüldü. Bu fırtına tam bir ay sürdü, bu süre içinde fotoğraf çekimine başlanmadı. Fırtınadan sonra çekilen fotoğraflar Mars’ın devasa volkanlar, 4800 kilometre uzunlukta bir vadi, ve eski nehir yatağı gibi görünen yapılar barındırdığını gösterdi. Mariner-9 bir yıl boyunca yedi binden fazla fotoğraf çekerek Mars’ın bütün yüzeyinin haritasının çıkarılmasını sağladı.

Aynı ay içinde Sovyetler Birliği hem yörüngeye oturacak hem de yüzeye inebilecek şekilde tasarlanan Mars-2 ve Mars-3 araçlarını gönderdi. Her iki araç da Mars yörüngesine ulaşabildi, bol miktarda veri ve toplam 60 kadar görüntü sağladılar. Mars-2 yüzeye inerken bilgisayar arızasından dolayı atmosfere yanlış girerek parçalandı. Mars-3 ise Mars yüzeyine başarıyla inen ilk uzay aracı oldu. Fakat iletişimi sadece on beş saniye sürdürebildiği için işe yarar veriler gönderemedi.

Sovyetler Birliği Mars programını devam ettirdi ve 1973’de dört araç daha yolladı. Mars-4 ve Mars-5 çifti yörünge araçları olarak, Mars-6 ve Mars-7 çifti ise geçiş (flyby) ve iniş aracı olarak tasarlanmışlardı. Mars-4, bir entegre devrenin arızalanması yüzünden fren roketlerini zamanında çalıştıramadı ve Mars’ı geçip gitti. Yine de bazı resimler çekebildi ve Mars’ın gece tarafında iyonosferin varlığını tespit etti.

Mars-5 başarıyla eliptik bir yörüngeye oturdu ve kısa bir süre güney bölgelerini fotoğrafladı, ancak dokuz gün sonra bozuldu. Mars-6 Mars yüzeyine inmeyi başardıysa da, dört dakikanın ardından iletişim koptu. Mars-7 aracı, entegre devrelerdeki bir hata yüzünden iniş sondasını çok erken bıraktı, sonda gezegenin yanından geçip gitti.

ABD sonraki hamlesini 1975’de Viking-1 ve Viking-2 araçlarıyla yaptı. Bu araçların her biri bir yörünge aracı ve bir yere iniş aracından oluşuyordu. Her iki iniş aracı da başarıyla Mars yüzeyinde farklı noktalara yerleşti.

Yer araçları Mars yüzeyinde fotoğraf çekmenin yanı sıra, özel otomatik deney düzenekleri ile toprağı analiz ederek hayat belirtisi aradılar. İniş noktalarında bir çok mikroorganizma tespit edilmesine rağmen bunlar halka açıklanmadı. Araştırmacılar Güneş’in morötesi ışınları ile toprağın aşırı kuruluğu ve oksitleyici kimyası yüzünden Mars’ın tamamen cansız olduğunu açıkladılar.

Viking keşif gezisinin yer inişten itibaren 90 gün sürmesi planlanmıştı. Hem yörünge araçları hem de yer araçları bu sürenin çok ötesine geçtiler. Viking-1 yörünge aracı dört yıl, Viking-2 yörünge aracı ise iki yıl işlevini sürdürdü. Nükleer güç kaynaklı yer araçları ise, Viking-1 altı yıl ve Viking-2 dört yıl olmak üzere, uzun zaman yüzeyden veri ve fotoğraf göndermeye devam ettiler.

1990’lar da Mars Projeleri

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle uzay yarışı yavaşladı. Yetmişlerde Mars’ın elverişli konumda olduğu neredeyse her dönemde süper güçler keşif gezileri düzenlerken, seksenler durgun geçti. Bu dönemdeki tek Mars seferi Sovyetler Birliği’nin 1988’de gönderdiği Phobos-1 ve Phobos-2 araçları oldu. Bu sefer de başarısız oldu; birincisi Mars yolunda kayboldu, ikincisi ise inişe geçme hazırlığındayken araçla iletişim kesildi.

ABD 1992’de, Viking seferlerinden on yedi yıl sonra, Mars Observer (Gözlemci) isimli yeni bir yörünge aracı geliştirdi. Jeoloji, jeofizik ve iklim gözlemleri yapmak üzere tasarlanan araç Mars’a ulaştı, ama yörüngeye girmeden az önce araçla temas kesildiği için sefer başarısız oldu.

Dört yıl sonra NASA yeni bir uydu olan Mars Global Surveyor aracını hazırladı. 1996 Kasım ayında yola çıkan araç başarıyla Mars yörüngesine yerleşti. Dairesel bir yörüngeye yerleşmesi Mart 1999’u buldu, ve o tarihten 2006’ya kadar çok ayrıntılı resimler göndermeye devam etti. Sonunda bilgisayar hatasından kaynaklanan bir sebeple bataryası bozulup işlemez olduğunda, projede planlananın dört katı kadar bir süre işler halde kalmıştı.

Mars Global Surveyor o zamana kadarki Mars seferlerinin hepsinden daha fazla bilgi topladı. Lazer altimetresi ile Mars’ın çok ayrıntılı topografyasının çıkarılmasını sağladı. Güney kutbunda büyük bir karbondioksit buzu kütlesi tespit etti. Aracın küçük hızlanmalarından yerçekimi farklılıkları ölçülerek gezegenin iç yapısını tahmin etmek mümkün oldu. Radyo sinyalleriyle atmosferin dikey yönde sıcaklık ve basınç profilleri çıkarıldı. Manyetik ölçümler, Mars’ın Dünya gibi bir iç manyetik alan yaratmadığını, ama kabukta yer yer manyetik bölgeler olduğunu gösterdi.

Surveyor’ın Mars iklimi gözlemleri, Mars’da hava durumunun yıl içinde son derece düzenli olduğunu da gösterdi.

Surveyor ile çekilen delta biçimi oluşumlar ve yamaçlardaki akış yataklarının yüksek çözünürlüklü fotoğraflarına bakarak araştırmacılar Mars’ın yüzeyinin altında su bulunduğunu ve bu suyun ara sıra yüzeye çıkarak yamaç aşağı aktığını, sonra buharlaştığını tahmin ediyor.

Pathfinder aracı, Global Surveyor’dan sadece bir ay sonra yola çıktı. Bu seferde ilk olarak hareketli bir aracı yüzeye indirmek denenecekti. İniş yöntemi öncekilerden çok farklıydı: Paraşütle aracın hızı kesildi, ve dev hava yastıkları düşüşün darbesini emdi, ve hem sabit yer aracı (lander) hem de hareketli araç (rover) salimen Mars yüzeyine ulaştı.

Pathfinder araçları planlanandan çok daha uzun bir süre, yaklaşık üç ay kadar çalışır durumda kaldılar. Araçların amacı uzun dönemli veri toplamak değil, bir robot sistemini emniyetle Mars’a ulaştırabilmekti. Buna rağmen binlerce fotoğraf, kimyasal analiz verisi, rüzgar ölçümü ve diğer veriler gönderdiler. Bu veriler, Mars’ın bir zamanlar sıvı su ve yoğun bir atmosferi bulunan ılık ve nemli bir gezegen olduğuna dair belirtiler taşıyor.

Sonraki birkaç yıldaki denemeler hüsranla sonuçlandı. Rusya’nın hazırladığı Mars-96 aracı fırlatma roketinin tam olarak yanmadığı için Dünya’ya geri düştü. Japonya uzay ajansı JAXA’nın ilk Mars denemesi olan Nozomi 1998’de fırlatıldı, ama elektrik sistemindeki arıza sonucu yörüngeye oturamadı.

Yine 1998 yılının sonunda NASA’nın gönderdiği Mars Climate Orbiter yörüngeye oturma aşamasında yanlış bir yol izleyerek atmosfere girdi ve parçalandı. Arızanın sebebinin bir programlama hatası olduğu ortaya çıktı: Yörüngeye girişi yöneten programda metrik ölçü birimleri yerine emperyal (pound, ayak, inç) birimler kullanılmıştı.

Keza, 1999 başında yola çıkan Mars Polar Lander ile gezegene iniş yaptıktan sonra iletişim kesildi. Mars Climate Orbiter başarısızlığının üzerinden sadece iki buçuk ay geçmişken gelen bu yeni arıza NASA’ya prestij kaybettirdi.

2000’ler – Pathfinder ve Curiocity

Fakat bu aksaklıklar uzun sürmedi ve 21. yüzyıl seferlerinin çoğu başarılı oldu. İsmini Arthur C. Clarke’ın romanından alan 2001 Mars Odyssey aracı yörüngeye yerleşti ve halen çalışıyor. Mars’ın iklimi, jeolojisi, mineral yapısı, yüzey sıcaklığı, ve gömülü buz tabakaları hakkında veriler topluyor. Aynı zamanda, gezegenin çeşitli yerlerindeki gezgin araçların sinyallerini Dünya’ya aktaran bir istasyon görevi görüyor.

Avrupa Mars’a ilk seferini 2003’de gönderilen Mars Express ile başlattı. Bu seferde bir uydu aracı ile bir sabit yer aracı (lander) beraber gönderildi. İngiliz yapımı yer aracı Beagle Mars yüzeyinde biyoloji ve jeokimya deneyleri yapmak için tasarlanmıştı, ancak iniş başarısız oldu ve Beagle ile iletişim kesildi. Ancak Express’in uydu kısmı halen Mars yörüngesinde iklim, yeraltı yapıları, mineraloji hakkında veriler toplamakta.

ABD’nin ikiz Mars gezginleri Spirit ve Opportunity 2003’de fırlatıldılar ve 2004 başında 21 gün arayla Mars yüzeyine ulaştılar. Pathfinder ile kendini ispatlayan paraşüt ve hava yastığı sistemi burada yine başarıyla kullanıldı.

Üç kuşak Mars gezgini bir arada. Önde Pathfinder seferindeki Sojourner aracının yedeği, solda Spirit ve Opportunity’nin kardeşi olan test aracı, sağdaki Curiosity’nin eşi olan test aracı.

Spririt ve Opportunity gezginleri Mars arazisinin yanı sıra, kaya ve toprak yüzeylerinin de çok sayıda mikroskopik fotoğrafını çektiler. Taşıdıkları dört değişik spektrometre Mars toprağının kimyası ve mineral yapısına dair çok ayrıntılı bilgiler sağladı. İlk kez kullanılan zımparalama araçları ile kayaların yüzeyi kazınıp iç yapıları görüntülendi.

İki aracın da sadece üç ay çalışması planlanmıştı, ama bu süreyi çok aştılar. Opportunity sekizbuçuk yıldır çalışmakta, şimdilik 35 kilometre yol yapmış durumda, analizler yapmaya ve Dünya’ya veri göndermeye devam ediyor.

Spirit ise daha şanssız çıktı. 1 Mayıs 2009’da yumuşak toprağa takıldı. NASA sekiz ay boyunca durumu analiz etti, aracı kurtarmak için gerekli manevraları simülasyonlarla test ederek belirledi. Ancak uzaktan komutlar başarılı olamadı ve Spirit çakılı kaldı. 26 Ocak 2010’da NASA kurtarma çabalarını bıraktı ve Spirit olduğu yerde bilimsel veri toplamaya devam etti. Ancak 22 Mart 2010’a Spirit ile bütün iletişim kesildi ve iki aylık çabaya rağmen tekrar bağlantı kurmak mümkün olmadı.

ABD aracı Mars Reconnaissance Orbiter 2006 Mart ayında yörüngeye oturdu. Orbiter çok hassas kamerası sayesinde Mars yüzeyinde bir metre büyüklüğündeki ayrıntıları bile görebiliyor. Bu görüntüler hem bilimsel veri olarak, hem de sonraki iniş seferlerinin emniyetini sağlamak için kullanılıyor. Ayrıca atmosferi, toprak yapısını ve yer altını inceleyecek uzaktan algılama cihazları taşıyor.

Orbiter’in başka bir görevi de diğer araçlar ve Dünya arasında iletişim sağlamak. İleriki yıllarda gönderilecek araçların oluşturacağı “gezegenler arası İnternet”in ilk bağlantısını oluşturuyor.

NASA’nın sonraki aracı, sabit yer istasyonu Phoenix 25 Mayıs 2008’de Mars kutup bölgesine indi. Birçok bilimsel analiz aracı taşımakla beraber, seferin asıl amacı toprağı kazıp yer altında buz halinde su olup olmadığını araştırmaktı. Nitekim, toprağın hemen altında, 5-18 santimetre arasında değişen derinliklerde, bir buz tabakası bulundu.

Phoenix üç ay sürmesi planlanan görevini başarıyla tamamladı. Daha sonra, Mars kışının başlaması, ve fırtınalar yüzünden üstünün tozla kaplanması yüzünden yeterli güneş enerjisi alamadı. Araçla temas kesildi. Üstelik, Orbiter’dan alınan fotoğraflar Phoenix’in bulunduğu bölgenin kalın bir kuru buz (karbondioksit buzu) ile kaplandığını gösterdi. Ağır buzun kırılgan güneş panellerini tahrip ettiği anlaşılınca iletişim kurma çabaları kesildi.

Mars’ta şansını tekrar denemek isteyen Rusya 2011 Kasım’ında Fobos-Grunt aracını fırlattı. Bu seferde daha önce yapılmamış bir şey amaçlanmıştı, Mars toprağından bir numuneyi Dünya’ya geri getirmek. Çin’in geliştirdiği Yinghuo-1 aracı da Mars yörüngesine oturtulmak üzere Fobos-Grunt ile beraber yola çıktı. Fobos-Grunt roketlerindeki bazı arızalar yüzünden Mars’a gidiş için gerekli ivme sağlanamadı, araç kısa bir süre Dünya yörüngesinde kaldıktan sonra Dünya’ya geri düşerek tahrip oldu.

Son olarak (ama kesinlikle sonuncu değil), 26 Kasım 2011’de gönderilen Mars Bilim Laboratuarı ve beraberindeki Curiosity gezgini, 5 Ağustos 2012’de Mars’a başarılı bir iniş yaptı. Gönderdiği fotoğraflar ve yüzeyden elde ettiği numuneler içinde Mars’ta yaşama dair bir çok iz ve kanıt elde etmiş oldu. Fakat yine Nasa bu bilgilerin ve verilerin sadece % 10 gibi ufak bir kısmını kamuoyu ile paylaşmayı seçti. Halen elde edilen görüntülerin büyük bir çoğunluğu halkla ve bilim dünyası ile paylaşılmış değil.