Son Dakika

Ufo Kazaları

Yakın bir tarihe kadar UFO gözlem raporları özellikle A.B.D’den ve Büyük Britanya’dan gelirdi. Ufolojistlerin ve diğer ilgili kişilerin bildiği üzere bir dünya dolusu bilgi Komünizmin gizlilik perdesi ardında gizleniyordu.

Rus askeri birimleri , KGB ve Rus Hükümeti buna UFO aktiviteleri de dahil olma üzere her çeşit bilgi üzerinde sıkı bir gizlilik uygularlar.

Glasnost sayesinde bunlar değişti. Bu gün , UFO araştırmacıları ve bilim adamları İnternet üzerinden yada MUFON gibi organizasyonlar sayesinde bilgi alışverişi yaptıklarında eski Sovyet Cumhuriyetlerinden de bilgiler gelmektedir.

Ne iyidir ki Ruslar , UFO muammasına her zaman daha ciddi yaklaşmışlardır. Amerika’da en azından yakın zamana kadar bir çok kişi sıra dışı bir olaya şahit olduğunda ortaya çıkıp gördüklerini anlatmaya korkuyordu. Bu “Küçük Yeşil Adamlar“ mantığı Rus raporlarında bulunmaz. Bu nedenle mükemmel bir Uçan Daire kazası raporu bulma şansına sahip olduk.

Ufolojist Nikoly Subbotin ile Emil Backurin’in çalışmaları “Shaitan Mazar” yani Şeytanın Mezarı diye adlandırılan bir bölgedeki inanılmaz kazayı karşımıza çıkarıyor. Shaitan Mazar , Kırgızistan’ın Çin sınırı yakınlarındaki Tien Shan dağlarında bulunuyor. Shaitan Mazar olayı 28 Ağustos 1991’de 17.00 civarlarında başladı. Aşağı yukarı 600 metre uzunluğunda ve 110 metre çapında devasal boyutlarda büyük bir cisim Caspian Denizi üzerinde ortaya çıkmış, Mangyshlak yarımadası radar izleme istasyonundaki ekranlarda da görülmüştü.

Radar hesaplamalarının gösterdiği üzere cisim, 21.000 feet yükseklikte, saatte 6.300 mil hızla hareket ediyordu. Radar istasyonu operatörleri hemen “ dost mu düşman mı?” çağrısını yayınladı. Hiçbir cevap alınamadı. Düz ilerlemeye devam eden araç artık “ işgalci “ olarak kabul edilmişti. Kapustin yakınlarındaki Uzay Araştırmaları Merkeziyle bağlantı kurularak çevrede olabilecek test uçuşları hakkında bilgi istendi. Görevli memurun cevabı hiçbir test uçuşu olmadığı yönündeydi. Üstelik cisim , onların radar ekranlarında da görünmüştü. Mangyshlak operatörleri askeri alarm durumu açıkladılar.

Alarm sonucu ordu derhal harekete geçti. O esnada rutin uçuşlarını yapmakta olan iki MIG 29 savaş uçağı görevlerini bırakarak bölgeye yöneldi. Ayrıca iki tane daha MIG 29 yarımadadan harekete geçti. Pilotlara aracı yere inmeye zorlama emri verildi ve eğer araç söyleneni yapmazsa onu vurup düşüreceklerdi. Ordu uçuş kumandanları uçaklara cisme müdahale edecekleri koordinatları verdiler. Bilinmeyen cisim ile Aral Denizi üzerinde karşılaşacakları bildirildi.

Hızlarını artıran MIG 29 ‘lar cismi radarlarında gördüler. Görüş alanına girip dev, uzun, metalik gri renkli cismi gördüklerinde şoke oldular.

Uçuş lideri “ dost mu düşman mı? “çağrısını yaptı ve bilinmeyen aracın MIG’leri , iniş yapılacak yere kadar takip etmelerini emretti. Araçtan her hangi bir yanıt gelmedi. Ayrıca UFO, etrafını sarmakta olan MIG’lerle ilgilenmiyormuş gibi görünüyordu. MIG’ler UFO ile aralarında 800 metre mesafe bırakarak pozisyon aldılar.

Araca yaklaştıklarında aracın ön kısmında iki pencere deliği açıldığını ve bunlarda Rus pilotların hiç birinin bilmediği bir dilde yazılar oluşturan yeşil semboller ortaya çıktı. MIG jetleri araçla aynı hızla seyrettikleri halde bölge Savunma karargahına telsizle araştırmalarının durumunu bildirdiler.

Ne şekilde hareket edileceği hakkında bir karar almak amacıyla acil bir toplantı düzenlendi. Aracın vurulmasını emretmelimiydiler? Bu hareket, aracı gökyüzünde havaya uçurur ve nereden geldiği ve görevi hakkında ellerine geçebilecek paha biçilemez değerdeki bilgiyi minimuma indirirdi.

Yüksek rütbeli subaylar uçuş yönüne uyarı ateşi açarak aracı güvenli bir iniş yapmak üzere MIG’leri takip etmeye zorlama kararı aldılar. Uçaklar hemen 800 metreden 500 metre yakınlığa geçtiler. Silahlarını ateşlemeye hazırlardı. Pilotlar elleri tetikte beklerken kontrollerinin cevap vermediğini gördüler. Elektrik sistemlerinin hiç biri çalışmıyordu. Kokpit kontrolleri tamamen devre dışı kaldı ve motorlar da teklemeye başladı. Cisim MIG’lerden uzaklaşmaya başlamıştı. Uçaklar artık tamamen işlevsiz kalmışlardı. Durumlarını telsizle karargaha bildirdiler ve uçaklarını geriye, üsse döndürme ve UFO’yu avlama görevini bırakmaları emrini aldılar.

Yerdeki radarlar objeyi takibi sürdürürlerken araç Aral Denizine doğru zig zaglar çizerek ilerlemeye devam etti. Araç yeniden sivil hava sahasına girerken aracın hızı hakkındaki matematik hesaplamalarıda saatte 42.000 mili gösteriyordu. Cisim MIG’lerden ayrıldığında uçakların kontrolleri normale döndüler ve güvenli bir iniş yapabildiler.

Mangyshlak hava kontrolörleri Hava Kuvvetlerini sivil personele cismin tahmini uçuş rotasını bildirdi. Onlara ne olduğu anlaşılamayan bir cismin bölgelerine doğru ilerlediği ve diğer uçaklarla çarpışma tehlikesi yarattığı söylendi.

UFO , ortaya çıkışından yaklaşık 45 dakika sonra bir anda radar ekranlarından çıkarak ortadan kayboldu. 45 dakikadır başlarından geçen sarsıcı olaylardan sonra hava sahalarına girip jetlerini etkisiz hale getiren ne olduğu belirsiz cismin gitmesi askeri personelde bir rahatlık yarattı. Bu dev UFO olayının sonu oldu… Yada gerçekten öylemiydi?

Her ne kadar 28 Ağustos 1991’deki sıradışı olaylar sayısız görüşme ve tartışmaya yol açmışsa da artık UFO’nun yarattığı tehlike geçmişti.

Devasa araç neden sivil hava sahasına girmişti? Kökeni neresiydi? Görevi ne idi ? Bu sorular ay boyunca soruldu ve cevaplar sadece tahminlere e varsayımlara dayanıyordu. UFO araştırması artık dramatik bir aşamaya gelmişti. Eylül ayı sonunda Shaitan Mazar Dağlarına düşen büyük bir obje hakkındaki söylentiler yayılmaya başladı.

Karakol köyünün sakinleri dev büyüklükte bir cismin doğularındaki Sary Dzhaz nehri yakınlarında Şeytan Mezarı diye adlandırdıkları taşlık geçide düştüğüne şahit olmuşlardı. Bu tür söylentiler o kadar yaygınlaştı ki sonunda bu garip aracı bulmak üzere dağlık bölgede, sık ormanların arasından geçerek ulaşılabilen bu yere bir araştırma ekibi gönderildi.

Acaba köylülerin hikayeleri doğrumuydu? Araştırma ekibi bu soruyu yanıtlandırmaya artık hazırdı. Cesur erkeklerden oluşan araştırma gurubu arasında tecrübeli dağcılar, dağların ve ormanların tehlikelerini bilen yöre sakinleri ve Rus UFO araştırma gurubu SAKKUFON mensupları bulunuyordu.

Bu araştırma gurubunun lideri olan araştırmacı Anton Bogahov daha önce de bu tür araştırmalara liderlik etmişti. Gurubun bu garip aracı bulacaklarına ve pek çok soruyu cevaplandırabileceklerine olan inancı tamdı ve moralleri oldukça yüksekti. Gerçekten başarılı olabilecekler miydi? Yoksa tek bulacakları bir meteor , hatta sadece küçük bir gök taşı parçası mı olacaktı ? Moğol soyundan gelen yerliler onları tehlikeli ve karla kaplı Tien Shan dağlarından geçirip kazanın olduğu yere götürebilirlerdi.

Görgü tanıklarının söylediği ve söylentilerde bahsedilen yönde ilerleyen gurup iki hafta dağlarda yolculuk etti. Kazayla ilgili herhangi bir belirti bulamadılar. Kazanın Sary Dhaz nehrinin diğer tarafında olmuş olabileceğine karar vererek o tarafa gittiler. Gelen haberciler de guruba söylentiler taşıyorlardı. Söylenene göre yöre halkından birkaç kişi kaza alanını bulmuş fakat vücutlarında yanıklar oluşmuştu üstelik saatleri de çalışmamaya başlamıştı.

Bu guruptaki yerlilere göre kaza alanıyla ilgili uğursuz bir işaretti fakat araştırmacılar bu haberler üzerine bu “uğursuz” yere gitmek için daha da heveslenmişlerdi. Tien Shans üzerine yağan yoğun kar neredeyse kesin ölüm anlamına gelen çığ işaretleri veriyordu. Gurup iki hafta daha çabaladı fakat başarısız oldular. Sonunda bazılarının donma tehlikesi geçirmesinin de etkisiyle Bishek’teki kamplarına geri döndüler.

Kendi evlerine dönmeden önce orada dinlendiler. Görev başarısız olmuştu. Bu araştırmaların sonu mu olacaktı ? Yoksa kaza hakkındaki ısrarlı söylentiler başkalarını Tien Shan’a gelerek UFO aramaya cesaretlendirmeye devam mı edecekti ?

Rus Hükümetinden üst düzey bir bürokrat kaza alanıyla ilgili hikayelerle bir hayli ilgilenmeye başlamıştı.

Sadece birkaç ay önce bir UFO’nun radarlarından aniden kaybolması hala dikkatlerini çekiyordu. Acaba yere çakılan uçan araç ile Aral Denizi üzerinde görülen aynı araçmıydı ? Gururlu insanlar olan Ruslar bu konuda utanç duymak istemiyorlardı. Konunun derinlerine inme istekleri daha da arttı.

Yeni ve dramatik haberler gelmek üzereydi. SAKKUFON, Rus Hava Kuvvetlerinin 1991’de bir kaza bölgesi bulduklarını bildiren bir rapor aldı. Cismin parçalarından birini karlar arasından çıkarmaya çalışan bir helikopter düşmüş , tüm personeli ölmüştü. Rusya’da kış gelmek üzereydi ve Hava Kuvvetleri bahara kadar yeniden bir arama operasyonu yapılmayacağını bildirmişti. İşte bu yeni haber UFO araştırma gurubunun yeniden hayata geçirilmesine yeterliydi.

Bölgeye yeniden bir yolculuk planlamaları gerekiyordu fakat bu konuda Hükümete karşı dikkatli olmaları gerekiyordu. Aksi takdirde bulacakları şeyler halkın bilgisinden sonsuza dek saklı kalabilirdi.

İlk seferde başlarına gelenle bu defa olmamalıydı. Daha iyi bir hazırlık ve liderliğe ihtiyaçları vardı. Bu yüzden gurubun komutası emekli binbaşı German G. Svechkov’a verildi. Bir gurup gönüllünün de katılmasına izin verildi.

Katılımcılar uzmanlıklarına göre seçildiler. Her kesin yolculuk öncesi fiziksel ve ruhsal olarak çalıştırılması kararlaştırıldı. Tehlikeli yürüyüşe katılacak olan herkes fiziksel dayanıklılık ve hayatta kalma becerileri de içeren zorlu testlerden geçirildi. Plan aşamasında, Binbaşı Svechkov’un ilk emri grubun üç ayrı guruba ayrılmasıydı. Üç ayrı rota izlenecek, böylece guruplardan biri geri dönmek zorunda kalırsa diğerleri devam edebilecekti. Svechkov’un aklındaki en azından bir gurubun başarılı olup değerli kanıtlarla dönmesiydi : Tien Shan dağlarına uzaylıların uzay aracının düştüğünü gösteren kanıtlar…

1992 Haziran ayında gurup iyice hazırlanmış ve yola çıkmaya hazırdı. Aramalara muhtemel kaza alanının 1-1.5 mil yakınından başlayacaklardı. Önlerindeki ilk engel , dağın korkunç batı yüzünün ölçeklenmesiydi….

Gurubun planı kamp yapmadan önce kaza alanında kapsamlı bir araştırma yapmak ve herhangi bir sıra dışılık varsa bunu tespit etmekti. Radyasyon riski ile ilgili hikayeler gerçek olabilirdi. Cisim ile ilgili herhangi bir harekete geçmeden önce alabilecekleri tüm önlemleri almalıydılar. Gönüllü gurubun amacına ulaşması Haziran ayının ortalarına kadar sürebilirdi.

Ve sonunda Aracı buldular! Devasa araç bir platoda yatar haldeydi ve daha önceki çalışmalar yüzünden iki parçaya ayrılmıştı.

Gurup üyelerinden biri sonradan bu mutlu buluşlarını şu sözlerle ifade ediyor: “orada , tam karşımdaydı…Başka bir dünyadan gelen bir araç.. ” Aracın etrafında hala bir çeşit enerji alanı vardı. Ekip üyelerinden Emil Bachurin şöyle anlatıyor: “Etrafınızda varlığını hissedebiliyorsunuz”

Guruptakilerin , araçtan hala 1500 metre uzakta olmalarına rağmen bu enerjiyi açıkça hissedebilmeleri inanılmazdı. Aracın 1000 metre yakınlarına geldiklerinde karşı koyulamaz bir korku ve endişe hissettiler. Yaklaşmaya devam ettiklerinde bu korku dayanılmaz bitkinlik haline dönüştü. 1000.nci metrede hassas elektronik aletleri çalışmamaya başladı.

Etraflarındaki elektriği hissedebiliyorlardı. Sanki nemli kalın bir bulutun içine girmişler gibi. Devam etmelerini sağlayan tek şey uzak bir gezegenden gelen bu uzay aracının sıra dışı görüntüsüydü. Artık şüpheleri kalmamıştı. Dünya dışı bir uzay aracına yaklaşmaktaydılar. Araçtan yayılan elektromanyetik enerji o kadar güçlüydü ki üzerlerindeki pusulaların iğneleri araca doğru yönelmiş, diğer ölçüm aletleri ise tamamen çalışmaz hale gelmişlerdi.

Daha yakın bir noktaya geldiklerinde aracın bu hale nasıl geldiğini görebildiler. Çarptıkları uçurum içeride bir patlamaya neden olmuş ve araç, çarpmanın etkisiyle ikiye ayrılmıştı. Gurup , aracın etrafındaki enerji alanının gücü karşısında şok olmuştu. Yapmayı planladıkları ölçüm ve testlerin çoğunu iptal etmeleri gerekti. Görsel ölçümlerle yetinmek zorunda kaldılar. Tek yapabildikleri aracın etrafında dolaşıp çeşitli tecrübeler yaşamak oldu. Güç jeneratörleri çalıştırmayı denerlerse etrafı tutuşturacak gibi görünüyordu. Diğer güç kaynakları başka bir aracın yarattığı manyetik alan tarafından yutulmuş olmalıydı. Araştırmacıların belirlediğine göre araç şu an bulunduğu yerde durmadan önce yaklaşık 5.000 feet sürüklenmişti. Aracın burun kısmı ezilmiş, orta kısmındaki metalik kısım patlamadan dolayı dışarı doğru açılmıştı. Ne yazık ki araştırma ekibi enerji alanının engellemesi yüzünden araca 800 metreden fazla yaklaşamadı. Gözlemlerinden pek çok çizim ve taslak hazırladılar.

Patlama yüzünden açılan orta bölümden az da olsa içerisi görülebiliyordu. Baktıkları yerden herhangi bir uzaylı cesedi göremediler. Garip yeşil semboller incelenebilecek kadar büyüklerdi ve Nikolay Subbotin başarılı bir çalışmayla şekillerin kopyalarını çıkardı. Semboller hiç birinin tanımlayabildiği bir dile ait değildi fakat hepsi de bu aracın 4 MIG 29 tarafından takip edilen araç olduğu konusunda hemfikirdi.

Fotoğraflar çektiler fakat muhtemelen radyasyon alanı nedeniyle yanan resimler çıkmadı. Böylece UFO araştırmaları tarihinde elde edilen en önemli belgelerden olabilecek bu fotoğraflar basılamadı.

Ekiptekilerden bazılarında 800 metre uzaklıkta olmalarına rağmen radyasyon nedeniyle oluşan bazı yanıklar oluştu. Araç çevresindeki elektromanyetik alan nedeniyle video kameralarda çalışmadı ve görüntüler kaydedilemedi.

Araştırmacılar ileride aracı taşımaya çalışmış olan Rus helikopteri MI-8 in kalıntılarını görebiliyordu. Etrafta görünen ceset yoktu. Cesetleri ordu mu götürmüştü ? Anlaşılan yoğun elektromanyetik dalgalar helikopterin cihazlarını bozarak düşmesine neden olmuştu.

Ekiptekilerin yaşadığı baş ağrısı artık dayanılamaz boyutlara gelmişi. Bulundukları yer araca çok yakın olmasına rağmen onlara çok uzak geliyordu. Binlerce bilim adamı ve araştırmacının ancak rüyalarında görebilecekleri bir gözlem yapmış, kaza yapmış bir UFO yu incelemişlerdi. Fakat daha toplanması gereken çok bilgi vardı.

Böyle bir UFO’nun fotoğrafları bilim dünyasında patlama yaratabilirdi. Başka bir dünyadan gelen bir aracın içini görebilmek insanın hayatı boyunca hayal edebileceği bir şeydi. Araştırma gezisi eksiklerine rağmen pek çok açıdan başarılı sayılabilirdi. Kendi gözlemlerini yapmışlar ve olayın tanığı olmuşlardı. Ellerinde çizimler, taslaklar ve belki de kimsenin inanmayacağı inanılmaz bir hikaye vardı. Ve bir şey daha : aracın içini görmek , ona dokunmak ve içinde dolaşmak için bir deneme daha yapma arzusu… Hatta eğer araç uzaktan kontrol edilmiyorlarsa belki bir uzaylı görebilirlerdi.

İkinci araştırma gezisinden yalnızca birkaç ay sonra üçüncü bir yolculuk yapmak için planlar kurmaya başlamışlardı. Bu projeleri hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Bir yolculuk daha yapacak parayı ve personeli toplamaları 1998 senesine kadar mümkün olmadı .

Şanssız başlayan bu üçüncü sefere katılanlar : Oleg Murashev, Nelli Slugina , Antov Bogatov, Nikolay Subbotin, Alexey Kostenko ve Emil Bachurin. 19 Ağustos 1998’de Nikolay Subbotin ve gurubu Moskovadan ayrılarak önce 1992 Haziran seferine liderlik etmiş olan German Svetchkov’u bulmak üzere Almatis’e gittiler. Svechkov’un oğluyla bağlantı kurmayı başardılar fakat babasının nerede olduğunu söylemeyi reddetti.

Shaq Harbour, genellikle kırsal bir bölge olan Shelburne’de Nova Scotia’nın güney ucuna yakın, küçük bir balıkçı kasabasıdır.

1967, 4 Ekim gecesinde, Shag Harbour’da yöresel hikâyelere eklenecek bir olay meydana geldi. Gökyüzünden bir şey Shag Harbour’a düştü. O akşam Güney Nova Scotia sakinleri ilk olarak gökyüzünde turuncu ışıklar fark ettiler. Beş genç, Shag harbour semalarında dört tane ışık görmüşlerdi. Onlar izlerken parıldayarak 45 derecelik bir açıyla su yüzeyine doğru dalışa geçmişlerdi.

Daha sonra kıyıdan yarım mil uzaklıkta suyla temas eden yerlerinden tıslama sesine benzer sesle çıkararak suyun üzerinde asılı kaldı. Bir uçak kazası olduğunu sanan görgü tanıkları Barrington geçidindeki yerel Kanada Atlı Polis birliğini (RCMP) arayarak durumu haber verdiler. RCMP polis memuru Ron Pound o sırada Shag Harbour 3. otobanı civarında devriye gezmekteydi ve zaten o da ışıkları görmüş, bunun 60 feet uzunluğunda tek parça bir cisme bağlı dört adet ışıktan oluştuğuna kanaat getirmişti. Sahile indiğinde RCMP Onbaşı Victor Werbieki, RCMP Memur Ron O’Brien ve diğer tanıklarla birlikte sahil açığında havada duran ve hareket ettikçe arkasında sarı köpükler bırakan cismi gördüler. Onlar izlerken ışıkları artık görülemez olana kadar karardı ve muhtemelen akıntıyla uzaklaştı, fakat görünüşü sanki dalgaların arasında batıyormuş gibiydi.

101 numaralı Sahil Güvenlik Botu ve çeşitli balıkçı tekneleri çağrıldı fakat onlar gelene kadar cisim bölgeden ayrılmıştı. Bölgeye ilk gelen balıkçı tekneleri bir şeylerin suya daldığını gösteren, sarı köpüklerden oluşan geniş bir köpük izi gördüler. O gece başka bir şey bulunamadı ve gece 03.00 civarında aramaya son verildi. RCMP nin yaptığı kontroller sonucu ne Halifax’taki Kurtarma Merkezinde nede Nova Scotia, Baccaro’daki NORAD radar üssünde sivil ya da askeri bir uçak kaybolma olayı kaydedilmemişti.

Ertesi gün Halifax’taki Kurtarma Merkezi Ottawa’da ki Kanada Merkez Karargâhına “bilinmeyen bir cismin“ Shag Harbour’da suya düştüğünü rapor etti. Neticede HMCS Granby bölgeye gönderildi. Dalgıçlar 8 Ekime kadar dibi araştırdılar fakat bir şey bulamadılar. Böylece 1993’e kadar konu kapatıldı.

Shag Harbour da suya çarpan cisim ne idi? Hikâyelerde anlatıldığı gibi bir UFO mu? Amerikan Hükümetinin de olaya karıştığı söyleniyor. Eğer öyle ise o zaman Moon Dust Project (Hava Kuvvetlerinin düşen yabancı uzay araçlarını hızlıca ele geçirebilmek için kurduğu uzman ekibi) olaya karışmıştı.

1993’de Nova Scotia’da Chris Styles isimli bir MUFON araştırmacısı Shag Harbour olayıyla ilgilenmeye başladı. Gazetelerden pek çok görgü tanığının isimlerini buldu ve bazılarıyla röportajlar yaptı. Buna ek olarak asıl kazayı gizlemek için pek az girişimde bulunulduğundan, konuyla ilgili izleyebileceği geniş bir belge arşivine ulaştı. Daha sonra Styles’ın araştırmalarına MUFON’dan meslektaşı araştırmacı Doug Ledger de katıldı.

(Olay ile ilgili o günlerde yayınlanan gazete manşeti ve Üst düzey yetkililerin olay ile ilgili gizli raporunu görmekteyiz)

Styles ve Ledger’in araştırmaları sırasında ortaya çıkardığı en ilginç bilgi Granby’nin dalgıçlar tarafından araştırılmasının ardından aslında davanın kapatılmamış olduğuydu. Dalgıçların kendileriyle ve aramaya katılan diğerleriyle görüşen Styles, akıl almaz bir hikâyeyi ortaya çıkardı.

Görünüşe göre Shag Harbour da suya çarpan UFO dibe daldıktan sonra bölgeden ayrılmıştı. Suyun altından 40,23 kilometre ilerledikten sonra Government Point denilen, bir denizaltı tespit merkezi yakınlarında durmuştu.

Merkez tarafından tespit edildikten sonra donanma araçlarından oluşan küçük bir birlik bulunduğu yerin üstünde pozisyon aldı. Birkaç gün sonra bir batık kurtarma operasyonuna ramak kala, diğerini kurtarmak üzere geldiği anlaşılan başka bir su altı UFO’suyla birleşti. Ordu bekleyerek neler olacağını izleme kararı aldı. Yaklaşık bir hafta sonra Donanma gemilerinden bir kısmı Kanada Sularına giren bir Rus denizaltısını araştırmak üzere bölgeden ayrılmak üzere kaldı ve bu andan sonra iki UFO hareket etmeye başladı. Suyun altından Maine körfezine doğru yöneldiler ve geride kalan donanma gemilerinden yeterince uzaklaştıklarında su yüzeyinden fırlayıp çıkarak yüksek bir hızla gökyüzünde kayboldular.

Hikâyenin kendisi kadar inanılmaz olan Styles’ın görüştüğü, konu hakkında bilgisi olan herkesin anlatılanları doğrulamasıydı. Ne yazıktır ki bu ifadeleri verenlerin çoğu emeklilik maaşlarını riske atmak istemeyen ordu emeklileriydi ve anlattıklarının kayıtlara geçirilmesini istemiyorlardı.

Bolivya’nın en uzak ve ulaşılmaz bölgesi olan Tarja’da 6 mayıs 1978 öğleden sonrası, bir çok insan gökyüzünde parlayan bir cisim gördüler. Genellikle 7-8 m genişliğinde yapay metalik bir silindir tanımlandı. Küçük bir cisim tarafından yakından izlenmekteydi.

Birkaç saniye sonra büyük bir patlama sesi duyuldu. 200.000 km lik alanın üzerinde sismik aletler tarafından kaydedilen bir deprem hissedildi. Parçalanmadan sonra küçük cismin uzaklaştığı fark edildi. Parçalanan cismin hızının bir meteorun hızından daha düşük olması uydu olma olasılığını da ortadan kaldırıyordu.

Bu olayla ilgili bir güvenlik uygulaması yürürlüğe konulur.Gözlemciler tarafından bildirilenlere göre Hava Kuvvetleri düşen cismin enkazını A.B.D ye taşımışlardı. NASA yine olanları kabul etmeyerek olayı örtbas etmeyi tercih etmişti. Ama yinede NASA’nın bu inkarına karşılık daha bir çok kişi bu olayının gerçekliliği konusunda itiraflarda bulunmaya devam ettiler.

30 Haziran 1908 de Sibirya’da Yenisey nehri yakınlarında konaklayan Tunguz Kavimleri hayret verici bir olaya tanık oldular: Sabahleyin tam 7.17’de bir ateş küresi gökyüzünü yarıp hızla üzerlerinden geçti ve kayboldu. Hemen arkasından korkunç patlamalar duyuldu, kavurucu bir sıcak dalgası bütün bozkırları kapladı. Patlama merkezinden 900 kilometre uzaktaki İrkutsk şehrinin sismografya aletleri bir saat boyunca durmadan sallandı, bozkırdaki göçebe toplulukların, geyik sürülerinin büyük bir kısmı, en küçük bir iz bile bırakmadan, bir anda ortadan kayboldu.

Daha sonraki günlerde Sibirya’nın ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde esrarengiz bir ışık geceleri aydınlattı: Londra’ da sabaha karşı sokaklarda rahatça gazete okunabildi. Rusya’da, Batı Avrupa’da ve Kuzey Afrika’da gökyüzü haftalarca garip şekilli, altın renginde bulutlarla kaplandı. Bilim adamları, bütün bu olayların dev bir göktaşının düşmesinden ileri geldiğini açıklayarak, yoruma yer bırakmadılar.

Aradan yıllar geçti, olay unutuldu. Yine de bir çok bilim adamı bu göktaşı olayını daha yakından araştırmak gereğini duyuyorlardı. 1927 yılında Leningrad Madencilik Müzesi görevlilerinden Prof. Leonid Kulikin yönetimindeki bir keşif kolu olay bölgesinde ilk araştırmalara başladı. O günden hayatta kalanlar sorguya çekildi. Göktaşının izleri aranıldı, hiçbir şey bulunamadı. İyimser bir yoruma göre, göktaşı bir bataklığa düşüp kaybolmuştu. Bataklık düşüncesi ilkin Kulik’e de olumlu geldiyse de araştırmalar ilerleyince görüşünü değiştirmek zorunda kaldı. Bütün dikkatini ortalığı kasıp kavuran yangının izlerine verdi.

Düşüş merkezine yaklaştıkça bitkiler çok belirli bir şekilde azalmaya, kaybolmaya başlıyordu. 10.000 km2‘lik bu bölge bu gün bile tamamen kurak kalmıştır. Araştıra araştıra bataklık bir arazide değişik boyda deliklere rastlanıldı. Toprak tarandı, 35 m. derinliğe kadar inildi, uzun bir incelemeden sonra toprağa karışmış mikroskobik denebilecek demir ve nikel parçaları bulundu.

1927’de başlayan araştırmalar aralıklı olarak son yıllara kadar sürdü ve 1960’ta elde edilen sonuçlar radyoaktivitenin bütün bölgede normalden üç kat daha üstün olduğunu gösterdi. 1950 yıllarında SSCB Bilim Akademisi Fizik ve Kimya Enstitüsünden Mikhail Tsikulin ve Vladimir Rodionov, olayın, çok büyük bir kozmik nesnenin yarattığı balistik tepkiden doğduğunu öne sürdüler. Görüşleri kuramsal hesaplara dayanan ikili, 30 ile 100 metre çapında, saniyede 10 ile 50 kilometre hızla hareket eden bu nesnenin bir atom bombası kadar etkili olabileceğini ileri sürüyordu. Şu var ki bu tür bir patlamanın 200 m. derinlikte, 100 m. çapında bir krater meydana getirmesi gereklidir. Tsikulin ve Rodinov buna da bir karşılık buldular. Krater görüşü kabul edilirse, bu patlama merkezinde değil, daha uzaklarda, kuzeybatı da ve araştırmaların uzanmadığı bir bölgede aranmalıdır.

Görüş uzun süre tartışıldı, sonunda göktaşı savını destekleyen Göktaşı Komitesinin bilim sekreteri Evgeni Kynov, kozmik nesnenin atmosferde eriyen kocaman bir buz parçası olduğunu açıklayınca, krater yada iz arama konusu kendiliğinden ortadan kalktı.

Aslında bütünüyle kuramlara dayanan bu görüşler yeterli, açıklayıcı olmaktan çok uzaktı ve Sibirya’da ki patlama çözülmemiş bir esrar durumundaydı.

4 mayıs 1959 tarihli London Daily Express gazetesinde çıkan bir haberle dünya yeniden bu konuyla ilgilendi. Gazetede şöyle yazıyordu:

“51 yıl önce başka bir gezegenden dünyamıza gelen uzay gemisiyle ilgili görüşler Sovyet bilim adamları arasında geniş tartışmalara yol açmıştır. Moskova’da hazırlanan bir keşif kolu hala Sibirya ormanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Sovyet bilim adamlarının üçü, Kukarhin, Krinov ve Fesenkov, göktaşı ihtimali üzerinde durmakla beraber olay kelimesini kullanmayı doğru bulmuşlardır. Prof. Alexei Kazantsev ile Prof. Lapunov ise Merih’ten gelme bir uzay gemisi görüşünü savunmaktalar.

Uzay gemisi görüşünü destekleyebilmek için yıllardan beri bilgi toplayan Kazantsev, Çek ve Polonyalı bilim adamlarına bu konuda bir açıklama yapmıştır…”

Olayın tarihçesini özetleyen London Daily Express , yazıyı şöyle sürdürüyordu :

“Göktaşı görüşü Hiroşima’da ki atom patlamasına kadar savunuldu. Savaştan sonra Japon şehrindeki tahribatı karşılaştıran Kazantskev kesin bir açıklama yaptı ve Sibirya’da 2500 m. yüksekliğinde bir atom patlamasının yer aldığını açıkladı. Ancak bu düşünceyi kimse ciddiye almadı. 1951’de bu görüş Prof. Lamunov tarafından benimsendi, iki bilim adamı, yeryüzüne inmek isterken havada patlayan uzay gemisi üzerinde durdular. Olay yerine gönderilen keşif kollarının hiç biri göktaşı izlerine rastlamadığından tartışma hala sürmektedir.”

Aynı tarihlerde Avustralya’da yayınlanan Sydney Sun gazetesi, Çekoslovak dergisi Prace’den aktardığı bir haberi veriyordu.

“Bir evren konuğu adlı kitabında, Sovyet aerodinamik uzmanı Manotskov Sibirya’da patlamanın yer aldığı bölgenin yakınlarında konaklayan birçok kimsenin bilinmeyen, aslında radyasyon etkisindeki kişilerinkine benzer, hastalıklardan öldüklerini, patlamanın en büyük gücünün, atom patlamalarında olduğu gibi, merkezden çok uzakta yer aldığını açıklamıştır.”

Yeni ve oldukça şaşırtıcı görüşlerin ortaya çıkması olayın incelenmesine yol açtı . Kulik‘in eski raporları bir kez daha gözden geçirildi ve ilginç bir nokta üzerinde duruldu : Olaya tanık olanlardan bazıları mantar şeklinde bir buluttan söz etmişlerdi.

1963’te jeolog ve fizikçi Solotow’un yönettiği bir araştırma komitesi Sibirya’ya gitti ve dönüşünde atom patlaması görüşünü bütünüyle destekledi.

Bu arada Priroda dergisi 80 görüşü sıralayan bir liste yayınladı. Geleneksel bilimin hala göktaşı düşmesi adı altında arşivlemek istediği bir olayla ilgili 80 tane görüş ortaya çıkmıştı.

Aşırıların çoğu, Rusya’da bile kabul edilmedi. Resmi yorum göktaşını unutarak , dünya ile bir kuyruklu yıldız çarpışması ihtimali üzerinde durdu. Buna karşılık Amerikan bilim adamları patlamanın nedenini bir miktar karşı-maddenin Dünya ile çarpışmasını kabul ederken, Genrich Altow-Walentina Schulawera ikilisi Leningrad’ın Swezda gazetesinde yayınladıkları bir incelemede , patlama nedeni olarak Kuğu takımyıldızlarından gelen büyük güçte bir lazer ışınını göstermişledir.

Bu arada şöyle bir görüş de ortaya atılmıştır

“Her şey olayın başka bir gezegenden gelen, pilot tarafından yönetilen ve patlamadan önce birkaç yüz kilometrelik düğüm yapan bir uzay gemisi tarafından meydana getirildiği görüşünü uyandırmaktadır.” ( SSCB Bilim Akademisi Raporlarından – Cilt 72 , Bölüm 4,5 1967 )

30 Haziran 1908’de sabah 07:00 sıralarında Sibirya’daki Tunguska Nehri yakınlarında büyük bir patlama oldu. Bu o kadar büyük bir patlamaydı ki, 400 millik bir alan içinde hissedildi ve hasara neden oldu. Patlamadan yayılan sıcaklık yüzlerce mil öteden bile hissedilebiliyordu. Patlamayı takip eden birkaç gün boyunca Kuzey Avrupa semaları Londra sokaklarını aydınlatmaya yetecek derecede parlamaya devam etti. İlk başta dünyaya oldukça büyük bir meteorun çarptığı sanıldı.

Bölgenin yerleşim yerlerinden oldukça uzak olması sebebiyle kaza yerini araştırmak için ancak 1927 yılında bir sefer düzenlenebildi. Yapılan incelemeler sonucu bölgede bir meteora ait hiçbir iz bulunamaması araştırmacıları şok etmişti; çünkü sadece bir meteor bu büyüklükte bir patlamaya neden olabilirdi.


Hürriyet 29.07.2002

Araştırmacıları şaşırtan bir diğer nokta da, çarpışmanın olduğu arazideki ağaçların düşüş tarzıydı; bölgenin merkezindeki ağaçlar kabukları ve dalları hasarlı olmasına rağmen dimdik ayakta dururken, etrafındakiler dışa doğru eğilip devrilmişlerdi.

2.Dünya Savaşı sonrasında, bombalanmış olan Hiroşima ve Nagasaki şehirlerinin resimleri bu bölgeyle karşılaştırıldı: resimler şaşırtıcı bir benzerlik gösteriyordu.

Sonuç olarak, bir çok bilim adamı bu bölgede nükleer bir patlama meydana gelmiş olduğunu belirttiler; bu ağaçların durumlarını da açıklamaktaydı. O dönemde hiçbir ulus nükleer silahlara sahip olmadığı için, olayın nükleer güçle çalışan bir uzay aracının patlaması sonucu meydana gelmiş olabileceği sonucuna varıldı.

Kazaya tanıklık eden pek çok kişi olay günü gökyüzünde uçan, oval biçimli bir cisim gördüklerini ve cismin oldukça düşük bir hızla yön değiştirdiğini belirtmektedirler.

Mart 1964’te, parlak mavi ve turuncu ışık saçan yassı bir UFO’nun Meksika’daki Chitpee Dağı’nın tepesine çarpıp parçalandığı söylendi.

Bu durum üzerine bölgeye giden yetkililer gerçektende bir kısmı kısmen parçalanmış etrafına değişik tonlarda ışıklar saçan metalik bir nesne ile karşılaştılar. Yetkililer, bunu en yakın kasaba olan San Cristobalde Las Casas’a götürmek istediler. Ancak, yerel bir kabile olan Chalulas, bunun onlara Tanrı ve Meryem’in bir armağanı olduğu konusunda ısrar ettiler ve alınmasına karşı çıktılar. Yetkililere karşı duran yerel halk cismi onlara teslim etmediler.

Arizona’nın Kingman bölgesinde 21 Mayıs 1953 tarihinde bir UFO kazası meydana geldi. Kazanın hemen ardından 16 kişilik bir askerî bir heyet Kingman yakınlarındaki Hava Kuvvetleri üssünden olayı incelemek için yola çıktı. Heyete olayla ilgili olarak söylenen, Hava Kuvvetlerine ait bir uçağın düştüğü ve bu uçağın inceleneceği idi.

Bu 16 kişilik heyetten Fritz Werner takma adını kullanan kişi, cismi, diğerinin üzerinde tersine çevrilmiş, çapı 10 m olan ham gümüşten yapılmış ve dışarıya açılan kubbesiyle iki derin daire olarak tanımladı.

Onun özel görevi, izlerden cismin çarpma hızını hesaplamaktı. Vitesini bulamadı, bunun yanında vites dişlisi ve tırmalanma izi de bulamadı. Yakında bir çadırda, masa üstünde yaklaşık 1,3 m boyunda insana benzer bir yaratık gördü. Üst düzey yetkililer, bu heyete verdikleri talimatla cisim ve varlık ile ilgili olarak konuşmalarını yasakladı.

Werner’in raporunun güvenilirliğini arttıran diğer bir olayda, 1953 yılında Ohio Wright Peterson Hava Kuvvetleri üssünde, Hava Kuvvetleri hesabına çalışan Daly adlı bir metalürjistin anlattıklarıdır. Yine burada da gerçekler Daly’den gizlenmeye çalışılmış ve yolculuğun son bölümü, gözleri kapalı olarak yapılmıştır. Daly’den istenen iki gün boyunca, kumlar üstünde yatan ve herhangi bir hasarı bulunmayan bu gümüşî cismi incelemesidir. İncelemeden sonra Daly, bu cismin tamamıyla bir dünya dışı zekâ ürünü olduğu ve de herhangi bir mürettebatının bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu iki olay arasında ki anlatımlarda farklara rağmen bu iki olay, gerçekte tek bir olay olabilir. Wright Peterson Hava Üssü’nde görevli bir muhafızın karısı, kocasının bu tarihlerde, boyları 1 metre olan, büyük kafalı insan benzeri varlıkların incelendiğini gördüğünü iddia etti. Görevi UFO’larla ilgili gelen bilgileri kataloglamak olan diğer bir kadın da, bir yerden başka bire nakledilen büyük kafalı, 1,5 metre boyunda iki ölü insan benzeri varlığı gördüğünü belirtti.

1952 yılında Kaliforniya’daki Muroc Hava Üssü’ndeki tüm radarlar dünyaya doğru büyük bir hızla düşen bir cismi belirlediler. Büyük bir çarpmanın olacağını bildiklerinden dolayı hemen olay yerine özel askerî araştırma görevlileri gönderildi.

Çarpma gerçekleşmişti. Üsteki yetkililer bunun bir meteor olduğu kanısındaydılar. Fakat, bölgeye giden askeri birlikler, olayın hiç de sanıldığı gibi olmadığını, düşen cismin tamamen dünya dışı kaynaklı bir cisim olduğunu görürler. Cisim, çölün ortasına saplanmış bir vaziyette durmaktadır. Parçalanmış cisim 16 metre çapındaydı. Parçalanmış cismin yanında ise 1,50 metre boylarında üç tane dünya dışı pilot cesedi bulunmaktaydı.

Üst düzey askeri yetkililerin, askerlere “Hiçbir şey görmediniz” talimatı üzerine UFO enkazı ve içindeki mürettebatı ile beraber üsse taşındılar. Daha sonra ise sözde Ohio Dayton’daki Wright Peterson Hava Üssü’ne götürülmek üzere gemiye yüklendi. Wright Peterson Hava Üssü’ne götürülmek üzere gemiye gizlice yüklenen cisim hakkında bu kez oldukça kanıt vardı.

Sonra bazı askeri otoriteler tarafından içlerinde bir radar uzmanı, ordu ve hava kuvvetleri için çalışan New Jersey’deki Fort Monmoutht’e yerleşen ve gizli güvenlik izni alan Bay T.E.’nin de aralarında bulunduğu üst düzey bir gruba düşen UFO ile ilgili olarak çekilmiş bir film gösterildi. Filmde kuma gömülmüş vaziyetteki gümüşî renkli ve parçalanmış üzerinde kubbesi bulunan bir UFO açıkça görülmekteydi. Aracın yüksekliği 5-7 m arasındaydı. Üç varlıkta bu filmde görülmekteydi. Olayın burada unutulması gerektiği talimatı tüm izleyicilere tekrar belirtilerek olay unutturulmaya çalışıldı.

1952 Haziran’ında altı Norveç jeti, hiç kimsenin yaşamadığı rüzgârlı Spitzbergen adaları üzerindeki dağ bölgesinde bir enkaz buldular. Bölgeye inen araştırma ekibi içinde bir de roket uzmanı bulunmaktaydı. Çünkü bölgede bulunan enkazın bir Sovyet aracı veya roketi olduğundan şüphenilmekteydi.

Ancak enkazın yakınına gelindiğinde durumun hiç de sanıldığı gibi olmadığı ortaya çıktı. Bulunan cisim, etrafında çeşitli delikler bulunan disk biçimli bir araçtı. Aracın içinde herhangi bir varlığa rastlanmadı. Bulunan cisim hemen araştırılmak için ordu tarafından el konuldu.

Bu olayla ilgili olarak yapılan en önemli açıklama Norveç Genelkurmay Komutanlığı adına Albay Gernod Dornby’nin 1955 yılında yaptığı açıklamadır. Albay Dornby açıklamasında şöyle demişti:

“Spitzbergen diskinin parçalanması çok önemlidir. Şu anki bilgimizin bu muammayı çözmemize izin vermemesine rağmen güveniyorum ki, Spitzbergen’den kalanların önemi çok büyüktür. Birkaç yıl önce bu diskin Sovyet kaynaklı olduğunu söylemek bir yanlış anlaşılmaya neden oldu. Kesin olarak söylemek istiyorum ki, dünyadaki herhangi bir ülke tarafından inşa edilmemiştir. Yapımında kullanılan materyal araştırmada görev alan uzmanlara tamamen yabancıdır. Amerikan ve İngiliz uzmanlara danışıldı.”

Bilindiği gibi bir çok UFO gözlemine sahne olan Brezilya Ufoloji yönünden oldukça zengin bir Güney Amerika ülkesi. Ama tüm UFO gözlemlerinin yanı sıra dünyaca ünlü çok önemli bir olaya da ev sahipliği etmiştir. 20 Ocak 1996 yılında yaşanan bu olay sadece Brezilyada değil tüm dünyada çok önemli yankılar bulmuştur. Bu ilginç olay, Varginha bölgesinde yaşanmış ve çok sayıda kişi tarafından gözlemlenmiş bir konuma sahipti.

20 Ocak sabahı saat 1:00 sularında O.Augusta ve Eurico Rodrigues adlı evli çift yaşadıkları çiftlik evinde hayvanlarından gelen garip sesler üzerine uyandılar. Hayvanların niçin bu şekilde davrandıklarını anlamak için dışarı çıktıkları sırada yere beş metre kadar inmiş, hafifçe havada dalgalanır vaziyette duran ilginç cismi fark ederler. Cisim yaklaşık bir minibüs büyüklüğünde, ışıksız, gri renkte, puro biçimli bir nesnedir.Yere inmiş gibi duran cisimin alt tarafından dumanlar çıkmaktadır. O.Augusta ve Eurico Rodrigues çiftinin çiftliklerine inen bu ilginç aracı gözlemlemesi üzerine garip cisim hızlanarak o bölgeden uzaklaşmıştır.

Aynı gün içerisinde Varginha kasabasından yaklaşık 80 km uzakta olan Alfenas yerleşim bölgesinden bir tanık saat 10:30’da 1,50 m boylarında ve başında üç garip çıkıntısı bulunan, maymun tipinde tuhaf bir yaratık gördüğünü bildirdi. UFO araştırmacısı olan Vitorio Pacaccini ve Avukat Ubirajara Franco Rodrigues ihbarı araştırmak üzere olay yerine giderler. Olay yerinde inceleme yaparken bu garip varlığı karşılarında gören araştırmacılar daha sonradan yanlarına katılan birkaç kişiyle birlikte çaresiz vaziyette duran varlığın üzerine basit bir balıkçı ağı atarak onu yakalarlar.

Yine aynı gün içerisinde öğlen saatlerinde Valquiria , Liliane ve Katia adında üç genç kız, okullarından çıkıp evlerine dönecekleri sırada hayatları boyunca asla unutamayacakları bir olayla karşılaştılar. 7 m yükseklikteki bir duvarın üzerinde durmakta olan maymun benzeri bir varlığı kendilerine bakarken gözlemlerler. Bu varlık tıpkı Alfenas bölgesinde ele geçen varlığın tıpa tıp aynısıdır. Gözleri kırmızı renkte olan bu varlık garip bakışlarıyla üç genç kızı izlemekteydi. Kızların gördükleri bu varlığı polise ihbar etmesi üzerine görevliler olay yerine gelerek ikinci yabancı varlığı da yakalarlar. Ele geçirilen bu iki garip varlık önce Varginha Bölge Hastanesi’ne götürülürler. Her türlü teknik donanıma sahip olan bu hastane çok iyi şekilde hizmet veren bir sağlık kuruluşudur. Ancak tüm çabalara rağmen yakalanan bu iki garip varlığı yaşatmak mümkün olmaz ve önce biri ölür ardından diğeri hayatını kaybeder.

Tüm bu olayların yaşanması üzerine üst düzey askeri ve özel birimlere ait yetkililer hemen olayları örtbas etmeye başlarlar ve görgü tanıklarını birer birer sustururlar. Fakat olay süresince aralıksız araştırmalarını sürdüren Pacaccini ve Rodrigues varlıların önce tahta tabutlara konduğunu ve daha sonra da üzerlerinin plastik bir maddeyle kaplandığını açıkça gözlemlemişlerdir. Fakat hemen sonrasında cesetlerden gelen kötü kokular sonrasında varlıkların hastaneden alınıp bilinmeyen bir başka yere nakil edildiklerini ifade etmişlerdir. Bu olayda her ne kadar örtbas edilmeye çalışıldıysa da yine önceki diğer olaylar gibi yok edilememiştir. Bu gün bile bu yaşanmış ilginç olay Ufoloji Literatüründe çok önemli bir yer tutmaktadır. Olay sırasında doktorlardan ve görgü tanıklarından edinilen bilgilere göre varlılar şu ortak özelliklere sahiptiler.

Brezilya’da ele geçen iki dünya dışı varlık hakkındaki fiziksel bilgiler:

1- Maymun benzeri bir yüz ve vücut yapısına sahipler.

2- Üç parmakları bulunmakta

3- Kırmızı iri gözlere sahipler

4- Hastanede yapılan gözlemler sırasında Cinsel bir organa rastlanmamış

5- Meme ucu ve göbek deliği bulunmamakta

6- Dizlerinde buruşmuş vaziyette duran eklemlere sahipler

7- Ciltleri yağlı ve parlak Kahverengi tonunda

8- Esnek küçük siyah renkli bir dile sahipler

9- Kafaların üzerinde bulunan üç küçük yumru göze çarpmakta

10- Vızıltı biçiminde bir ses çıkarmaktalar

11- Küçük ağızları var ve ağızları içerisinde diş benzeri bir yapıya rastlanmıyor