Son Dakika

NAZİ ÇAN’I (DİE GLOCKE)

NAZİ ÇANI

(DİE GLOCKE)

On yıllardır ikinci dünya savaşı sıralarında Naziler tarafından geliştirilen Uçan Çan şeklindeki UFO’ların varlığından söz edilmektedir.  Zaman içerisinde elde edilen kanıtlar bu söylentinin çok gizli büyük bir projenin gerçek bir parçası olduğunu ortaya koymuştur. Nazi dönemi Almanlarının, yeryüzünde gizli projeler üzerinde çalıştıkları ve çok ileri teknolojilere sahip oldukları elde edilen kanıtlarca kesinliğini tartışılmaz şekilde doğrulamaktadır.

Su yüzüne çıkmış belgeler ve kişisel itiraflar gizli bir Nazi uzay programını işaret etmektedir. Nazi teknolojisinin Almanların “Die Glocke” Çan adında bir tasarım kullanarak Dünya’nın ötesine geçmesine izin verdiği gerçeğini gün yüzüne çıkarmıştır. Almanların uzay programının kalbindeki Nazi uzay aracı ve gizli silah denemeleri dünya temelli UFO teknolojisinin gelişiminde çok önemli bir rol oynamıştır.

Nazi Çanı Nedir?

Bilindiği üzere Hitler Paranormal olaylara ve bilinmeyen konulara karşı çok büyük bir merak içerisindeydi. Bunun için çok gizli cemiyetler ve araştırma ekipleri kurmuştu. Bu özel ekiplerde ve cemiyetlerde bilim adamları, medyumlar, paranormal araştırmacılar, okült bilim uzmanları ve şifre kırıcılar bulunmaktaydı. Bu gruplardan en önemlileri Vril ve Thull örgütü idi. Bu iki örgüt birbirinden özel medyumları kullanarak dünya dışı varlıklarla (Aldeberanlılar) ile temaslar sağlamışlar ve onlardan sayfalar dolusu teknolojik bilgiler elde etmişlerdi.

Alınan bu bilgileri daha sonraları Hint Sanskrit metinleri ile harmanlayıp ortaya çok değişik bilgiler çıkartmayı başarmışlardır. Hatta bu bilgiler öylesine ileri teknolojilere sahipti ki o zamanlarda hayal bile edilemeyecek olan Atom bombasının yapımı bile neredeyse tamamlanmıştı.  Fakat daha sonraları dünya dışı varlıklardan alınan teknolojinin kendilerine daha çok yarar sağlayacağını düşünerek atom bombası teknolojisini yarı kesmişlerdir.

30 Ocak 1933′ te Adolf Hitler’in Almanya Şansölyesi olması ile birlikte Nazi partisinin artık iktidara geçmesi kaçınılmaz hale gelince, Dünyaca ünlü bilim insanı Albert Einstein da Amerika’ya kaçmış ve burada, dünyayı Hitler’in insanlığa karşı oluşturacağı büyük tehlikelere, özellikle de Nazilerin ileri teknolojiye sahip olmasının sonuçlarına karşı uyarmıştır. Ancak Einstein çığır açan kuramlarını açıklayarak Nazilerin zaman makinesi yapmalarına istemeyerek de olsa yardım etmişti. Polonya’nın güneydoğusundaki Baykuş dağlarında, tepelerin arkasına gizlenmiş 7 yeraltı tesisi, Nazilerin çok gizli bir programı için kurulmuştu. Bazı araştırmalar, bu gizli tesislerde 1943 ile 1945 yılları arasında, bazı yetkin insanların 2. Dünya savaşını kazanabilmek için çok gizli bilimsel uğraşlar içerisinde olduğunu gösteriyordu.

Bu gizli üslerde pek çok sıra dışı şey üretiyorlardı, V1, V2 roket programları önemli olanlar arasındaydı. Ancak bu deneyimlerin hepsi “Die Glocke” adını verdikleri gizli projeleri Nazi Çan’ı ile ilgiliydi.

Aracın dizaynı çana benzediği için bu ismi koymuşlardı. Çan, çok hızlı dönerek çıkarttığı enerjiyle oldukça güçlü manyetik alanlar oluşturan geliştirilmiş bir cihazdı. Bunun bir tür zaman makinesi olduğunu düşünenlerde vardı. Yani zamanın içerisinde ileri ve geri gidilebilir, tarihi değiştirebilir, belli olaylara müdahale edilebilir, yeni bir zaman süreci ve gerçeklik yaratabilirdi.

2,7 metre genişliğinde ve 6 metre boyundaki cihazdan ilk kez Nazi generali Yakop Skoromberg’in Polonyalı yetkililer tarafından sorgulanması sırasında haberdar olundu. Ancak, müttefikler Alman araştırma merkezini bulduklarında, Nazi Çanı ve proje komutanı Hans Khammler ortada yoktu.

Hans Khammler çok gizli Nazi projelerinin başındaki tek adamdı. Ancak, savaştan sonra kayıplara karıştı, aslında öldüğüne dair dört farklı resmî açıklama var fakat kimse ne zaman ve nasıl öldüğünü, gerçekten öldüyse nereye gömüldüğünü ya da başına ne geldiğini bilmiyor.

Nazi Çanı teknolojisi

-Polonya da kurulan bir maden de bulunan “Devler” adı verilen bir bölgede kurulan tesiste ilk denem uçuşları yapılmış ve başarı sağlanmıştır.

– Adını çana benzeyen formundan alan bu araç 12 ila 15 metre çapındadır.

– Nazi Çanı hakkında bilgi sahibi olduğunu iddia eden bazı tanıklar, “Leichtmetall” olarak adlandırılan daha hafif bir metal ile birlikte çok sert ve ağır bir metalin karışımından imal edildiğini söylemekteler.  Bu metallerin berilyum peroksit ve toryum peroksit oldukları iddia ediliyor.

– Bu devasa metal çan benzeri aracın üzerinde piktogramlara benzer bazı dünya dışı harf ve sembollerin bulunduğu da belirtilmiştir.

– Çan’ın içerisini dolduran cıva benzeri bir madde bulunmaktadır. Ve iki tane birbirine ters biçimde dönen silindir biçimli yapı göze çarpmaktadır. Bu silindirler çalışırken ortaya çıkan anti yer çekimi etkisi ile Çan’ın havalandığı ve enerji yaydığı belirtilmektedir.

– Çan biçimli bu aracın içi insan kullanımına elverişli biçimde dizayn edilmemiştir. İçerisinde mürettebat bulunması söz konusu değildir. Birileri tarafından uçurulmak üzere tasarlanmamıştır.

– Bu Çan biçimli araç aktive edildiğinde 200 metrelik bir etki alanına sahip. Yani çevresinde bulunan 200 metrelik alandaki her şeyi rahatlıkla öldürebilir.

– Aktif edildiğinde bir insan kanının jöle gibi katılaşacağı, hayvan ve insan dokularının kristalleşeceği, bitkilerin ise yağ benzeri bir maddeye dönüşeceğinden bahsedilmektedir. Hatta bu projede yer alan ve aracı aktive den 7 bilim adamından 5 inin testler sırasında hayatını bu şekilde kaybettikleri yazılan notlarda yer almaktadır.

– Bu Çan’ı test ederken bir yere gitmemesini ve kontrol dışına çıkmamasını sağlamak için Henge adı verilen ve yerin 30 metre derinliğine kadar sabitlenmiş devasa zincirlerin kullanıldığı da notlar arasında yer almaktadır.  Bu Henge denilen zincirin yapısının da dünyada bilinen sıradan bir metalden oluşmadığını da belirtmek gerek. Bu metal aracın etkilerinden zarar görmeyen ve oldukça sağlam özel bir alaşımdır.

– Bazı notlarda da bu Çan benzeri aracın uzay ve zamanı bükebildiği ve bir tür portal, yıldız geçidi olabildiği de belirtilmiştir.

Yıldız geçidi mi, zaman makinesi mi?

Alman ordusu, aslında zaman yolculuğu teknolojisinin deneylerini mi yapıyordu? Bu doğruysa, belki de Nazi Çanı geleceğe gitmişti. 9 Aralık 1965 yılında binlerce insan parlak bir ateş topunun gökyüzünde uçtuğunu ve daha sonra Pensilvanya’nın Kecksburg şehrinin 48 km. güneydoğusuna düştüğünü gördü. Ordu, kısa zaman içeresinde olay yerine geldi. Her şeyi topladılar ve daha sonra önemli bir şey olmadığını söylediler, ancak cismin tarifi kafaları karıştırmıştı, şimdiye kadar görülen uçan daire tanımlarından farklı olarak bu araç meşe palamudu şeklindeydi. Yani, Nazi çanına benzeyen bir şeyi tarif ediyorlardı aslında. Bölgeye düşen bu cisim, 20 yıldır kayıp olan Nazi Çanı mıydı?

Alman bilim adamları, kimilerinin inandığı gibi insanları başka zaman ve mekanlara taşımanın yolunu mu keşfetmişlerdi? Belki de Einstein’in kuramlarını kullanarak kendi zaman makinelerini icat etmişlerdi?

Adolf Hitler, kozmik bağlantıları güçlü olduğu sanılan farklı bir kişilikti. Eski Mısıra ve bazı firavunlara karşı yakın ilgi duyuyordu ayrıca insan ırkının Sirius’tan yani İsis’ten geldiğine inanıyordu. Bu nedenle, Hitler’in Nazilerine Eses subayları denir, bir bağlantı olduğu çok açık. Naziler, 1938 yılında Himalaya dağlarının kuzeydoğu bölgesinde bir keşif gezisine çıktılar. Amaçları, Kalaçakra denilen Budist öğretiyi kuran üstün ırkın izlerini aramaktı.

Budist öğretisinde Samara ya da zaman çarkı denilen bir öğreti vardır. Kalaçakra düşüncesine göre, bu zamanı anlamak için önemli bir kavramdır. Biyolojik zaman, takvim ve astrolojik zamanı, bunların insanı nasıl etkilediğini bilmek gerekir. Kalaçakra disiplini, bize zamanı çizgisel olarak görmenin gereksizliğini anlatır. Zaman döngüseldir, bu nedenle bizler zamanı kontrol edebiliriz. Budistler, birçok bölgelerine Stuba adını verdikleri şeyler yaptılar, bunlar Nazi Çan’ına çok benzerler, bu göksel varlıklarla bir bağ kurma yöntemi. Kalaçakra, zamanın dışına çıkabilmeyi ve ayrıca içinde hareket edebilmeyi öğretir. Bu durumda, Nazilerin de zaman içerisinde yolculuk etmenin sırlarını arıyor olmaları oldukça mümkün.

Belki de Tibet’teki keşifleri sırasında, zaman yolculuğunun nasıl gerçekleştiğiyle ilgili önemli bilgilere ulaşmışlardır.

You may also like

0 comments